MİNE SÖĞÜT RÖPORTAJI

“Yazarken değil, yaşarken sarsılıyorum.”

Hayattan zevk almayı bilen, gerçeklerden kaçmayan ve bu gerçekleri her yapıtında en saf haliyle okurun karşına çıkaran bir yazar Mine Söğüt.  1990 yılında başladığı gazeteciliğe ise şu an köşe yazarı olarak devam etmekte. Kendisi ile edebiyattan, yapıtlarından ve biraz da hayattan bahsettiğimiz kısa bir röportaj gerçekleştirdik.

Genel anlamda yapıtlarınıza baktığımızda bir karşı çıkış, belki de bir toplumsal yargıları kabul etmeme isteği var. Bu karşı çıkış ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Kendimi bildim bileli etrafımda hep itiraz edilecek şeyler vardı. Okumayı sevdiğim yazarlar ya öldürülmüştü ya hapisteydi ya yasaklıydı. Fırsat eşitsizliği yüzünden gözümün önünde kararan hayatlar karşısında suskun kalabilecek bir yapım hiç olmadı. “İyi ve kötü” ya da “doğru ve yanlış” kavramlarını peşine takılıp hep sorular sordum.  Bu sorulara cevaplar ararken de doğal olarak  sistemi sorguluyorsunuz ve bir itiraz dili geliştiriyorsunuz.

Genelde yazarlardan konu hakkında veya karakterler hakkında her şeyi bilmesi ve çözmesi beklenir, istenir. Ancak siz kitaplarınızda kesin yargılara varmıyorsunuz. Biraz uzak duruyorsunuz bu konudan. Bunun bir sebebi var mı?

Yazarken, cevaplardan çok sorularla ilgileniyorum ve o soruların peşinde alınacak yolların cevaplara ulaşmaktan daha mühim olduğunu düşünüyorum. Yolda olduğunuz zaman her şeye farklı açılardan bakma ve değişimi, etkenleri, nedenleri görebilme fırsatınız olur. Cevaba çabuk varmaksa tehlikelidir. Çok şeyi atlar ve çoğunlukla yanlış noktada yolculuğu erkenden bitirirsiniz. Kesin yargılar dogmatik sonuçlara ulaştırır sizi. Ben akılcılıktan yanayım. Soruları, şüpheyi önemsiyorum. Benim için, “neden” sorusu tek “çünkü”ler çok. O çokluğun nedenleri de başka bir neden sorusu… Hayatın nasıl başı sonu yoksa, ezeli ve ebedi bir döngüyse her şey, soruların da cevapları yok ama döngüsü var ve aradığımız her şey cevapta değil o yolda ve döngüde bence.

mine-sogut

Çoğu platformda gerek toplumsal gerekse bireysel açıdan gerçeklerle yüzleşmekten bahsediyorsunuz. Peki siz kendi gerçekleriniz ile yüzleşme imkanı buldunuz mu? Yoksa yapıtlarınız aracılığı ile bu yüzleşme devam mı ediyor?

Sorun benim de bu yüzleşmeyi hayatımda tam olarak yaşayamamam ya da yüzleşmenin gereklerini tam anlamıyla yaşayamamam.  Ama yapıtlarım ve hayatım arasında bir bağ kurmam gerekirse yapıtlarım aracılığıyla yüzleşmeyi umduğumu söyleyemem; aksine bu yüzleşmenin sancıları sayesinde yazıyorum.

Bir tercih sunulsa mutluluk yerine huzuru tercih ederim demişsiniz. Bunun sebebi nedir?

Şu anda böyle bir şeyi ne vesileyle söylediğimi hatırlayamadım ama mutlulukla huzuru aslen pek ayırmam birbirinden. Hazzı ön plana almaktan yanayım. Mutluluk ve huzur bana haz veren temel iki unsur.

Popüler kültür etkisi ile insanlar artık kendi hayatlarında var olmayan olayları veya kişileri okumak, izlemek istiyorlar. Ancak sizin eserlerinize baktığımızda ne bir ütopik aşk ne de kurgusal bir dramdan bahsedebiliyoruz. İnternet ortamında gördüğüm kadarı ile okuyucularınızın kitaplarınız için en uygun gördüğü sıfat “sarsıcı”, tam olarak yapmak istediğiniz şey bu muydu?

Bu bir hedef değil ama ben yaşadığımız hayat karşısında sarsılıyorum sanırım o yüzden yazdıklarım da sarsıcı oluyor. Sadece gerçekçiyim, gerçekçiliğim bir haddi var mıdır tartışılır ama bazen sanırım haddinden fazla gerçekçi de olabiliyorum. Ama yazdıklarımı bana sorarsanız yaşadıklarımızdan daha sert değil. Yaşama bu haliyle pekala katlanan insanın aynı şeyleri kurgu bir metinde görüp sarsılması asıl konumuz olmalı bence.

Peki eserlerinizin üretim sürecinde; bizim okurken sarsıldığımız, duygusallaştığımız gibi mi yazıyorsunuz? Genel olarak nasıl bir duygu hali hakim oluyor?

Yazarken değil, yaşarken sarsılıyorum. Kalabalık bir caddede ayaklarımın arasında dilenen çocuğun yanından bu sanki olağan bir karşılaşmaymış gibi geçip giderken, bir gece önce onlarca mültecinin boğulduğu sularda ertesi sabah yüzerken, oradan buradan ölüm haberlerini reklamların arasında birtakım sayılar halinde alırken sarsılıyorum. Konuşmamızın başında bahsettiğimiz yüzleşme sarsıyor beni. Bu yüzleşmenin bir yere varmaması, hiçbir şeyi değiştirmeye gücünün yetmemesi de kahrediyor.

mine-soğut-2

Okuyucularınızın veya genel olarak toplumun beklentileri üretim sürecinizi etkiler mi?

Hayır, aksine benim üretim sürecimin onları etkilemesini hedeflerim. Benim okur kimliğim yazarlık kimliğimden önde hala. O yüzden okurların yazarlardan ne beklediklerini hatırlıyorum. Bir yazarın okurun isteklerine göre biçimlenmesi öncelikle okurun hoşuna gitmez. Roller değiştiği anda o yazardan uzaklaşırsınız.

Son olarak kafanızda gerçekleşmesini istediğiniz projeler var mı?

Epeydir bir roman üzerine çalışıyorum. Ve onu tamamlayabilirsem ardından bir tiyatro oyunu yazma halleri kuruyorum.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
3 Bin 700 Yıl Öncesine Ait ‘Gülücük Emojisi’ Gaziantep’te Bulundu!

Gaziantep'te yer alan Karkamış Antik Kenti'nde yapılan kazılarda 3 bin 700 yıl öncesine ait 'gülücük emojisi' bir şerbet testisinin üzerine...

Kapat