Mitolojiden Bir Esinti: Eros’un Aşk ‘Ah’ı

           Okeanus kızı Eurynome ile evlendi Zeus,

Güzelliği  görenleri büyüleyen uyum tanrıçayla

Üç kızı oldu ondan,Kharitler,üç güzeller,

Aglaie,Euphrosyne ve sevimli Thalia,(Hesiodos)

Ah! tam da gelmişken bahar Botticelli’nin ‘Üç Güzel’inden ve Aşk’tan bahsetmemek bahara haksızlık olurdu. Aglaie, parlaklık, Euphrosyne neşe, Thalia gençlik ve tazelik anlamlarına gelse de her türlü sanat ilhamını, insana yaratıcılık duygularını veren tanrıçalardır. Botticelli, Üç Güzeli resmederken yanına haber tanrısı Mercurius, toprağı çiçeklerle döşeyen ve çiçeklere çiy bırakan Zephyros, Zephyros’un aşkı için peşine düştüğü Chloris’in  heyecanla ağzından düşen çiçeklerle yeni bir silüete büründürdüğü Flora’ya dönüşmesi ve güzellik tanrıçası Venüs ile aşkın varlığa bürünmüş hali Eros.

Üç Güzeller, stoacılar için iyiliğin ve cömertliğin sembolüdür. İyilik, eğer iyilik yapıyorsan gizlemek için güzel, yüzünün birini kapatır; diğer güzel, bir yüzünü gösterir eğer iyilik görmüşsen bunu söylemelisin; diğer güzel yüzünün tamamını gösterir çünkü cömerttir şeklinde yorumlamışlardır. Neo-Platoncular için aşkın, güzelliğin ve tutkunun sembolleridir. Venüs ise aşkın, güzelliğin, tutkunun tanrıçası olduğu için bu üç güzel aslında ondaki meziyetlerin yansımasıdır. Üç güzel, şeffaf giysileri ile tinsel güzelliği temsil ederler.  Onun içindir ki tinsel güzellik şeffaf, ince ve zarif olduklarından toprağa incitmeyerek, ayak uçlarında basarlar. Tıpkı Barış Manço’nun Nazo gelinin inceliğine benzemektedir.

 

      Akşam olup gün batınca dağlara hüzün çökünce
Lale sümbül boynun eğip kurt kuzuya kem bakınca
Köye döner nazo gelin yavru ceylan gibi kaçar
Seke seke çaydan geçer nazo gelin ayağına takar halhal

Güzellerin üzerindeki ve ayaklarının altına serilmiş toprağın yüzünü neşelendirmiş, elbiselerine iliştirilmiş çiçekleri, güzelin güzelliğini taçlandıracak  bir beyitte şair Nedim’den

 

Güllü diba giydin amma korkarım azar eder

Nazeninim saye-i har-ı gül-i diba seni (Nedim)

[Ey benim nazlı sevdiğim,üzerine güllü bir elbise giymişsin ama;o elbisenin üzerindeki gülün dikeninin gölgesi seni incitir diye korkarım…]

Venüs’ün Eros’la birlikte resmedilmesi, güzelliğin ancak Eros’la kavranabileceği içindir. Bazı kaynaklara göre Aşk yani Eros yer ve gök yokken kendiliğinden var idi Venüs’ün veya Aphrodite’in oğlu olduğunu iddia etseler de Platon’un Symposion-Şölen’de güzelliğin fark edilmesinin ancak Eros’la mümkün olacağını, güzele duyulan arzu ile ölümsüzlük arzusunun aynı şey olmasından dolayı insanı ölümsüzlüğe götürenin  Eros olduğunu söyler.

Botticelli, Neo-Platonculuk fikrini savunduğu için aslında resmettiği sadece tinsel güzelliktir. İnsan yaratılışında ki mükemmelliğini tekrar bu dünyada duyumsaması Tanrı sevgisi ile mümkündür, insan ruhu, mutlak güzelliği ancak Eros ile anlayabilir. Eros’un gözlerinin ve kulaklarının kapalı oluşu ‘aşkın gözü kördür’ ibaresi ile aşkın veya tinsel gücün iç-dış  güzelliği, güzelliğe dair her varlığı görmek için; tinselliğe erişmiş bir ruhun  görmek için gözlere,duymak için kulaklara ihtiyacı yoktur. William Shakespeare Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda,’Aşk gözlerle bakmaz, ama zihinle bakar ve bu nedenle kanatlı cupid kör resmedilir’ demiştir.

Yeri gelmişken Doğu toplumlarında aşkın soyutlanmış halini ‘ah! Minel-aşk’ ‘ah! Aşkın elinden’ yazı-resimlerinde görüldüğünü de vurgulamak isteriz. Resimde de görüldüğü gibi mekandan ve zamandan münezzeh bir ortamda ‘he’nin sinesine saplanmış bir ok onu kanlı gözyaşlarına boğmaktadır. Doğu toplumlarına göre Aşk’ın her şeyden münezzeh olması onun mücerret-soyut bir varlık olmasındandır. Bedenden, benlikten azade olmuş sadece tinsel erdemi yakalamış olanların görüp duyabileceği bir varlık âlemidir. Bu ok Eros’un attığı okun aynısıdır tek farkları inanç derinliklerinin farklı oluşudur. Mutlak güzele ve güzelliğe ve ruhsal erdeme aynı yol üzerinden gidilir, Aşkın yolundan.

Eros’un üzerine sıkı bir film seyretmek isterseniz; 2004 yapımı üç yönetmenin Wong Kar-wai, Michelangelo Antonioni, Steven Soderbergh ortaklaşa ortaya koyduğu ‘Eros’,diğer film ise 1940 yapımı  ‘Fantasia’. Doğu aşk anlayışını hissedebilmek içinse; İbn-i Hazm’ın kitabından uyarlanmış Nacer Khemir ‘in 1991 yapımı ‘Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı’ adlı filmidir. O zaman Aşk olsun, Aşksız alem yok olsun…

Meryem Günana
Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim yüksek lisans.
Ressam.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Elif Şafak Milano Bookcity’nin Onur Konuğu Oldu!

İtalya'nın en önemli kültür etkinliklerinden biri olan Milano Bookcity'nin onur konuğu Elif Şafak oldu. Bu yıl 5'incisi düzenlenen Milano Bookcity, 17...

Kapat