Modern Dünyada Var Olabilmek: Persona/Ingmar Bergman

“Olur gibi görünmek değil, var olmak.”

Ingmar Bergman’ın 1966 yapımı “Persona” adlı filmi günümüzde hala pek çok yönetmen ve eleştirmen tarafından baş yapıt olarak kabul görmektedir. Woddy Allen’ın “gördüğüm en iyi film” dediği bu yapıtın baş rollerinde Liv Ullmann ve Bibi Andersson oynamaktadır.

ingmar-bergman (8)

“Persona” kavramı Türkçe çevirisi ile bakıldığında maske anlamına gelmektedir. Eski tiyatro oyuncularının yüzlerine taktıkları ve benliklerini bir kenara bırakarak canlandırdıkları ve bu şekilde karakterlere daha iyi büründüklerini söyledikleri maskelerdir. Ancak bu kavram psikolojik alanda da Carl Gustav Jund’un Arketipler kuramında yerini bulmuştur. Bu kurama göre dış dünya ile kurduğumuz ilişkilerde taktığımız maskelerimiz personalarımızdır. Bir nevi başkalarına gösterdiğimiz kişiliklerimiz persona olarak adlandırılmaktadır.

ingmar-bergman (6)

Bergman’ın bütün filmlerinde olduğu gibi bu film de psikolojik okumalara çok açıktır. Her izleyenin kendi çıkarımını yapmasına çok müsait olan filmin konusu, 1965 yılında Bergman’ın iç kulak enfeksiyonu geçirmesinden doğar. Haftalarca baş dönmesi yaşayan yönetmen, bunu önlemek için tavanda bir noktada iki yüzün birleştiğini hayal eder ve fark eder ki bu düşünce baş dönmesini biraz olsun dindirmektedir.  İyileştikten sonra pencereden gördüğü hasta ve hemşire ise onun ilham kaynaklarıdır.

ingmar-bergman (5)

Filmin başındaki yakın ve tek çekim görüntülerin peş peşe gösterilmesi tam bir “Bergmanvari” tarzında. Seyircinin algısını yerle bir edip, kurmaca bir dünyayı izlediğini sürekli olarak anımsatır yönetmen. Zaten filmin içindeki gerek rüya sahneleri gerekse buğulu görüntülerde tamamen algımızı kırmaya yönelik sahnelerdir.

ingmar-bergman (4)

“Persona” da ünlü bir oyuncu olan Elizabeth, Elektra adlı oyunu sahnelerken aniden susar. Doktorlar tarafından herhangi bir sağlık sorunu bulunmadığı için bilinçli olarak sessizliği seçtiği anlaşılır. Bazı kişiler kendilerini personalarına çok fazla kaptırırlar ve kendi benliklerini kaybetme durumuna kadar gelebilirler. Filmde Elizabeth’in seçtiği sessizliğin sebebini de buna bağlayabiliriz. Kendi gerçekliğini kaybettiği için susmayı tercih eden Elizabeth’e onunla ilgilenmesi için Hemşire Alma görevlendirilir. Doktor, Elizabeth’e iyi geleceğini düşündüğü için bu iki kadını yazlığa yollar. Asıl hikaye buradan sonra başlayacaktır.  Yazlıkta geçirilen süre zarfında Elizabeth’in sessizliği Alma’yı konuşmaya iter. Elizabeth dinledikçe Alma anlatmaya devam eder ve aralarında kurulduğuna inandığı dostluğa güvenerek bütün sırlarını anlatır. Bir zamandan sonra artık Alma hasta, Elizabeth onun bakıcısı olmaya başlamıştır. Karakterler her geçen gün daha çok yakınlaşmaya, daha çok birbirlerine imrenmeye başlarlar. Elizabeth, Alma gibi basit ve kolay bir hayat sürmek isterken; Alma, Elizabeth gibi karizmatik ve güzel olmayı istemektedir. Böyle bir ilişkinin kurulması üzerine artık iki karakterin kişilikleri birleşmeye başlamıştır, diğer bir deyiş ile birbirlerinin eksiklerini tamamlayıp tek bir kişi olma yolunda ilerlemektedirler. Bu durumu da Bergman filmde pek çok sahne ile işlemiştir. Birbirlerine sarıldıkları bir sahnede yakın çekim olarak Elizabeth’in omzunda Alma’nın başı, Alma’nın omzunda ise Elizabeth’in başı gösterilmektedir.

ingmar-bergman (2)

Alma’nın, Elizabeth ile kurduğunu düşündüğü dostluğun tek taraflı olduğu çok geçmeden anlaşılır. Elizabeth’in kocası için yazdığı bir mektubu teslim etme görevi Alma’ya verilir. Ancak Alma, dayanamayıp mektubu okur. Kendisine yukarıdan bakma imkanı bulur ve Elizabeth’in kendisi hakkında gerçek düşüncülerini öğrenir. Arabadan inip göldeki yansıması ile yüzleşir. Kaybetmeye başladığı kimliğini tekrar hatırlar ve aşamayacağı duvarın farkına varır. Hiç bir zaman Elizabeth gibi olamayacaktır. O dakikadan sonra Alma için hiçbir şey aynı olmaz. Elinde kalanları korumaya çalışan Alma için artık Elizabeth’in sessizliği dayanılmaz bir hal alır. Onu konuşturmak için zorlar. Devam eden sahnede ise onun yüzünü çekiştirdiğini görürüz. Alma, gölde gördüğü yansımadan ve fark ettiklerinden çekindiği için kendi gerçekliğini kaybetmekten korkar.

ingmar-bergman (1)

Filmin belki de en etkileyici sahnesi olan, iki karakterinde tamamen aynı giyindiği yani tek bedene büründüğü ve aynı repliği farklı açılardan dinlediğimiz sahnedir. İlk çekimde Alma’nın omzundan Elizabeth’i görürüz. Alma repliğini okurken Elizabeth’in bakışları adeta sahneyi tamamlar. İkinci çekimde ise Alma’nın yüzüne odaklanılır ve replik tekrarlanır. Devamında ise iki karakterin yüzü Alma’da birleşip tek yüz olur. Hemşirenin vermiş olduğu benliğini geri kazanma savaşı burada bitmez. Elizabeth’ten farklı olduğunu dile getirip üniformasını giyer ve tırnağı ile kanattığı bileğini Elizabeth emer. Böylece Alma artık Elizabeth’in etkisinden kurtulmuş ve ona hükmedecek duruma gelmiş olur. Elizabeth ise tercihini yapıp personasını seçer.

ingmar-bergman (1)

Böyle psikolojik gerilimi yüksek bir film olmasına rağmen Bergman filme tam anlamıyla son noktayı koymaz. Filmin kurmaca bir dünya olduğunu, yanan film bobinleri, irite eden sesler ve dayanılmaz ışıklar ile bize tekrar tekrar hatırlatır.

İzlemeyenlerin bir an önce listesine eklemesini tavsiye ettiğimiz bu film gerçek bir başyapıt niteliğindedir.

Şimdiden iyi seyirler!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Netflix’in Yayınlayacağı Türk Dizisinin Konusu Belli Oldu!

Dünya çapında geniş bir kitleye hitap eden dizi ve film kanalı Netflix, Türkçe yayınlayacağı dizinin konusunu paylaştı. 190’dan fazla ülkede...

Kapat