Modern Zaman Filozofu Salinger

Salinger ismini hiç duydunuz mu bilmiyorum, ancak benim için onun hakkında bir şeyler yazmak dahi oldukça heyecan verici. Kimileri için bir serseriydi kimileri içinse dahi.  Tam adıyla Jerome David Salinger, 1919’da Manhattan’da dünyaya geldi. Babası Polonyalı bir yahudi annesi ise yarı irlandalı. Ailesinin Salinger için tutucu insanlar olduğu açıktı, bu yüzden Forge Military Akademi’yi kazandığı zaman baskıcı annesinden uzaklaşabileceği için çok sevinmişti. Yazmaya ilkolulda okul gazetesiyle başladı. Yatılı okuduğu için okuldaki dönemlerinde geceleri kısa hikayeler yazarak geçiriyordu. 1936 yılında New York Üniversitesi’ni kazandı, bir dönem sonra okulu bıraktı.  Ertesi yıl Collegeville’deki Ursinus Üniversitesi’ne gitti ancak burada da çok fazla kalmadı. 1939 yılında Colombia Üniversitesi’nde yazarlık okumaya başladı. Bir hikaye dergisinde editörlük yapan öğretmeni Whit Burnett, . Genç öğrencisinde büyük bir yetenek görmüş ve derginin bir sayısında onun öykülerinden birine yer vermek istemişti. Böylece Salinger’ın yayımlanan ilk hikayesi “The Young Folk” oldu.

1941 yılına gelindiğinde artık bir yazar olan Salinger’ın Torontolu bir genç kız olan Marjorie Sheard’a yazdığı mektuplarla karışılaşıyoruz. Bu mektuplar ancak aradan 70 yıl geçtikten sonra mektupların Marjorie Sheard tarafından müzeye bağışlanmasıyla gün ışığına çıkmayı başardı. Bu mektuplar kendisi de genç bir yazar adayı olan Marjorie Sheard’ın Salinger’dan yazarlık adına tavsiyeler istemesi üzerine başladı. Salinger da tavsiye olarak ona yazılarını daha küçük edebi dergilere vermesini öğütlemiş, ve tam bir Holden (Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı eserindeki baş kahraman) edasıyla “Küçük dergilerin verdiği parayla öyle Cadillac falan alamazsın, ama aslında bunun da önemi yok, değil mi?” diyerek cesaretlendirmişti 1941 tarihli mektupta. Mektupların edebi değerinin dışında asıl ilgi çekici noktası Salinger’ın bu mektuplarda İkinci Dünya Savaşı’na katılma isteğinden bayan Sheard’a bahsetmesiydi. 2013 tarihli bir yapım olan Salinger’ın gizlisinin anlatıldığı belgeselde Salinger için “world war ıı created j.d. salinger.”/ “j.d. salinger’ı ıı. dünya savaşı yarattı” ifadesi geçer. Savaşta çeşitli görevlerde yer alan yazar hayatının belki de en çarpıcı dönemlerini geçirdi. Savaş sonrasında ruhsal bir çöküntüye girdi ve bir dönem hastanede yattı. Salinger’i tanıyanlar ”burnundan yanık insan eti kokusunun  hiç gitmediğini” söylediğinden bahsediyorlar.

salinger-asker

salinger-asker2

1951 yılında uzun mücadeleler sonucu The Catcher in The Rye (Çavdar Tarlasında Çocuklar) kitabını bastırmayı başardı. Kitap tüm dünyada geniş çaplı yankı buldu. Ahlaki değerlere ters düştüğü iddiasıyla birçok ülkede uzun yıllar yasaklandı. Kitap asi ve sorunları olan genç Holden Caulfield’in ağzından okuyucuyla buluştu. Doğruluğu kanıtlanmamış olsa da kitabın Salinger’ın çocukluğunu yansıtan otobiyografik bir eser olduğu edebiyat çevresince kabul görmektedir. Kitap ”Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi” listesinde “Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum.” ifadesiyle ilk sırada yer alıyor.

 

Rye_catcher

 

Kitabın popüleritesinden başlangıçta rahatsız olmayan yazar söyleşilere katıldı, röportajlar verdi ancak sonraları toplumun ilgisinden kaçmaya başladı. Kaçtıkça daha da ilgi çeken Salinger fotoğraf çektirmemeye, röportaj vermemeye çalıştı. 1961’de bir başka ünlü eseri Franny ve Zooey’i yayımladı. ve son olarak 1965’te New Yorker dergisinde çıkan “Hapworth 16, 1924” öyküsünün ardından hiçbir şey yayımlamadı, Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın anti-kahramanı Holden’ın da sıkça toplumun samimiyetsizliğinden ve ikiyüzlülüğünden kaçmaktan söz ettiği gibi toplumdan kaçarak inzivaya çekildi. lakin inzivaya çekilmesi ününün daha fazla yayılmasına sebep oldu. Bundan oldukça rahatsızlık duyan Salinger peşine düşen habercilere dava açmış hatta kendisiyle ilgili anıları basına sızdırdıkları gerekçesiyle  eski sevgilisi Joyce Maynard ile öz kızı Margaret Salinger’i hayatından çıkarmıştır.. O tarihten sonra dünyaya kapılarını kapatan Salinger’ın hint felsefesi ve doğu dinleriyle ilgilendiği biliniyor.

 

salinger-yaziyor

Ölümüne kadar geçen süre içerisinde büyük bir gizem konusu olan yazar, 2010’da doğal sebeplerden dolayı Amerika’da ormanların içindeki evinde hayatını kaybetti.  Yayıncısının tabiriyle ‘acı çekmeden ölen’ 91 yaşındaki münzevi yazar, kendi ifadesiyle “bu dünyada yaşamışsa da bu dünyadan değildi”.  1965’den beri hiçbir eser yayınlamamasına rağmen yazarın sürekli olarak yazdığı biliniyor. 2015 yılında ise yeni kitapları yayımlanmaya başlanacak.

Salinger bu dünyanın sığlığından kaçtı, onu yakalamak adına atılan her adımı da reddetti. Ne kendisinden ne de yazdıklarından bahsetmemek için çabaladı. Tanınmak, ün sahibi olma gayretkeşliği içine girmedi. Kendi gibi yaşadı, kendi gibi öldü.

Ne zaman Salinger’dan açılsa konu aklıma bir başka sevdiğim Virginia Woolf‘un şu dizeleri gelir;

virginia-woolf-duvar-yazisi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sadri Alışık Ödülleri Sahiplerini Buldu!

Bu yıl 22'ncisi düzenlenen 'Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri' sahiplerini buldu. MKM Attila İlhan Salonu’nda düzenlenen, sunuculuğunu Yekta...

Kapat