Munch’un Çığlığı

En mutsuz ressam dendiğinde aklınıza Vincent van Gogh geliyorsa, Edvard Munch’u tanımıyorsunuz demektir. O’nun hayatı Van Gogh’unkini neşeli olarak gösteriyor. Buna rağmen Munch ayakta kalmayı başarıp bu mutsuzluğu sanatsal bir şekilde ifade etmeyi başarıyor.

Munch’un hayattaki kayıpları daha çocuk yaşlarında başladı. Önce annesini kaybetti, daha sonra kız kardeşini. Kız kardeşinin ölümü onu derinden etkiledi ve onun bundan sonraki yaşamında ruhsal hasarlar ile yaşamasına kendi tabiriyle “şeytanları ile yaşamaya” başlamasına neden oldu. İlk eseri olan “The Scik Child” tablosu da kız kardeşinin hasta halini anlattı. Bu tabloyu yaparken öyle çok ağladı ki elindeki tinerin tamamını tablonun üzerine fırlattı. Ruhunu bu şekilde tuvaline yansıtmak istedi. Tablodan aşağıya doğru inen çubuklar, gözyaşlarından başka bir şey değildi.

Munchun-cigligi-1

The Sick Child-1885

Munch eserinin takdir toplayacağına inanıyordu. İnsanların da aynı hüznü tablodan etkilenerek yaşayacağına kendini inandırmıştı fakat eser övgü toplamak bir yana insanlar ve eleştirmenler tarafından “alay konusu” olmaktan öteye gitmedi. Bu durumdan çok fazla hasar alan Munch, evde kız kardeşinin hayaletiyle yaşamaya başladı. Erken şizofreninin başlangıcı oldu bu olay. Daha sonra babasını da kaybeden Munch. günlüğüne “Ölüler ile yaşıyorum.” yazdı.

Munch, bildiği en iyi konu olan ıstırap kaynaklı resimler yapmaya devam ediyordu. Yaşadığı bir anı onun en ünlü eserinin ortaya çıkmasını sağladı. O anıyı şöyle yazmıştı:

“İki arkadaşımla birlikte yolda yürüdüm. Güneş battı. Birden gökyüzü kan rengi oldu. Ve bir hüzün soluğu hissettim. Durdum, çite dayandım. Bitkindim. Fiyordun üzerindeki bulutlar pis kokulu kan damlatıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti, ama ben, göğsümde açık bir yarayla, titreyerek oracıkta kaldım. Doğanın içinden kocaman olağandışı bir çığlığın geçtiğini duydum.”

Bunun üzerine The Scream (Çığlık) tablosunu çizdi. Munch, ağzı açık ellerini başına yaslamış bir figür, solda yürüyen iki ilgisiz insan, sağ tarafta okyanus ve kan kırmızısı kaplı gökyüzünü çizdi. Ve bu resim var oluşsal korkunun dehşet verici bir ifadesiydi.

Sonrasında evrensel bir ruhun hayatını betimleyen ve “çığlık” ile de bağlantılı resimler yapmaya başladı. Bu seri aynı zamanda onun otobiyografik çalışmalarıydı.

Munchun-cigligi-2

Munchun-cigligi-3

Munchun-cigligi-4

Munchun-cigligi-5

Munch, resimlerini çok severdi ve onlara çocuklarım derdi. Resimlerini kimseyle paylaşmak istemezdi ve sırf bu yüzden orijinalleri elinde kalsın diye baskı resim işine girişti. Resimlerini çok sevse de onlara iyi bakmıyordu. Bir ziyaretçisi ortasında kocaman bir delik olan tabloyu gördüğünde Munch, “Köpeklerimden biri içinden geçti.” diye yanıt vermişti. Eserlerini koruması için yapılan tüm uyarılara “Kendi başlarının çaresine bakmak onlara iyi gelir.” diye cevap verirdi.

Munch yaşadığı sürece evinin üst katına kimsenin girmesine izin vermemişti. Öldükten sonra arkadaşlarını büyük bir sürpriz bekliyordu. İstiflenmiş halde tam 1.008 resim onları bekliyordu. Buna ek olarak, günlükler, binlerce çizim, baskılar da vardı.

Tüm eserlerini Oslo’da kalmasını isteyen Munch’un eserleri de Norveç, Oslo’da sergilenmektedir.

Munchun-cigligi-6

Cihan Mert Yeşil
Kitapların satır aralarına dünya kurmuş, en yakın arkadaşları kediler ve köpekler olan, biraz sinefil biraz bibliomanic bir Ege Üniversitesi Reklamcılık öğrencisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kadın Dayanışması Filmleri 8 Mart Haftasında İzleyiciyle Buluşuyor!

Kadıköy Belediyesi, kadın dayanışmasını konu alan filmleri 8 Mart haftasında izleyiciyle buluşturuyor. Ücretsiz izlenebilecek film seçkisinde; kadınların oy hakkı mücadelesini...

Kapat