Mürekkebi Menekşe Moru, Gülüşü İğne Oyası Kadın / Meral Okay

”Silinsin izim, hiçliğim sokakta kalsın

Gölgemi yakın, bu dünya beni yok saysın

Emanet ettim bıraktığın her şeyi

Dedim siz susuz bırakmayın menekşeyi”

 

Kaleminden can akan kadın yazarlar vardır. Cümle kapısı hep açık, istediği zaman hayatınıza sızan, yüreğinizin en örselenmiş yerlerini bulup çıkaran; aşkı anlatan, yasa ağlatan kadınlardan…

İkinci Bahar’ın Kasap Nebahat’i, Yedi Tepe İstanbul’un Havva Ana’sı, Sezen’in can yoldaşı,Yaman’ın en büyük aşkı…

Aşk’ın ve Yas’ın vücut bulmuş halidir Meral Okay.

 

İnsanların Tanrı vergisi bir duruşu olduğuna inanırım her zaman. Baktığı, konuştuğu, güldüğü, yürüdüğü zaman asilliğe bürünmüş duruşlar…

Meral Okay da bu vergiden nasibini almış; kelimelere, siyasete, dine ve elbetteki aşka sarsılmaz bir duruşu vardı.

 

1959 yılının Kasım ayında Türkan ve Ata çiftinin ikinci çocuğu olarak Ankara’da doğan ve hakim subay olan babasının tayinleri yüzünden çeşitli şehirlerde eğitimine devam eden Okay, Ankara’da bitirir eğitim hayatını. Çeşitli yerlerde yaşamanın sonucunda bir röportajında: ”Çok şehir dolaştığım için hiç yabancılık çekmem, nereye gitsem oralı oluveririm ”der.

Yaman Okay’la tanışıp, sanat hayatıyla ilgilenmeden önce devlet memurluğu yaptı. Toprak Mahsülleri Ofisi’nin düzenlediği Dünya Bankası projelerinde hatta TBMM’nin Atatürk’ün 100’üncü yaş kutlamaları nedeniyle kurulan bir komisyonda yer aldı. Ankara’da önü açık bir memurken Günaydın gazetesinde çalışmak üzere İstanbul’a çağrılır ve iki gün içinde karar verir elinde bavuluyla İstanbul’a gider.

”Nasıl olsa döneceğim diye annem kışlıklarımı bile yollamadı.”

12 Eylül döneminin o karanlık günlerine tanıklık eden biri olarak, Türkiye İşçi Parti’nin üyesi ve işyeri temsilcisiydi. O dönemde yaşanılan olayları sonrasında gerçekleştirdiği projelerde de yer verecek olan Okay, demokrasi mücadelesi veren herkesi kahramanı sayardı.

 

SONSUZ AŞK’I YAMAN OKAY…

1984 yılında, Ankara’da tanıştığı sinema ve tiyatroya büyük emeği geçmiş olan Yaman Okay ile evlenir. Sonrasında ‘Lunapark gibi bir sevdalık yaşadık’ diyeceği Yaman Okay’la önceleri dost, sonrasında aşık olduklarını söyler.

”Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eş-yaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir.”

 

”O gidecek,engel olamıyorsun.

Ne tıpla,

ne aşkla,

ne duayla.”

 

41 yaşındayken pankreas kanserine yenik düşen Yaman Okay 1993 yılında bu Dünya’dan göç ederken geriye Meral Okay’ın kalbinde büyük bir aşk ve yas kalmıştır.

”… Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşte yanma hali, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın ”

EN ZORU BİR ÖLÜYE AŞIK KALMAK… BİR YERLERDE KARŞILAŞACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM, EĞER KARŞILAŞMAZSAK; BÜYÜK HAKSIZLIK!

Sonraki yıllarda Can Dündar, Yaman Okay ile ilişkisini ‘Yüzyılın Aşkı’ olarak belgeselleştirmek istemişti. Önce niyetlenen sonrasında vazgeçen Okay, şimdiki zamanda sevdiğinden di’li geçmiş zamanda bahsetmek istememişti Yüzyıllık Aşkı’ndan.

Yaman Okay’ın ölümünün ardından kendini bitmek bilmeyen çalışmalara adayan Okay, yayıncılık, yapımcılık, senaristlik ve oyunculuk gibi birçok alandan yüzünün akıyla çıkmayı başardı.

Hayatın akışını kesmeden bu yas dönemiyle çalışarak başa çıkan Okay, sonrasında adını çok duyuracak İkinci Bahar dizisi ile ünlendi. Ardından Yedi Tepe İstanbul, Koltuk Sevdası, Hiçbir yerde gibi başarılı dizi ve filmlere imza atan, kalemi kanadı olan kadın, kanaviçe işler gibi yavaş yavaş sızmıştı hayatımıza.

 

”Cehalet, bizi boğuyor artık. Eskiden zalimin zulmü vardı, şimdi cahilin zulmü!”

Yazılarında, senaryolarında, söylem ve röportajlarında cehalete, sözde yapılan siyasete, dini alet eden kişi ve kurumlara sağlam duruşundan hiç taviz vermemiş; hastalığı döneminde de devam ettiği son projesi olan  Muhteşem Yüzyıl dizisi yüzünden ağır eleştirilere ve hatta tehditlere maruz kalmıştır.

”Ben öyle iflah olmaz bir iyimserim ki, çok şaşırıyorum olanlara. Bu ülkeyle ilgili öyle umutlarım var ki benim… Küstüremezler!”

HAYAT KISA VE HAFİF BİR ŞEYDİR…

Söz konusu dizinin senaryo çalışmaları sırasında yakalandığı akciğer kanseri nedeniyle uzun süre tedavi gördü ancak bu mücadaleyi 9 Nisan 2012’de kaybederek onu sevenlerini üzüntüye boğdu.

 

VE SEZEN AKSU…

‘Kafama vura vura şarkı sözleri yazdırıyordu’ dediği Sezen’le, Yaman Okay’ın ardından daha sıkı dost olmuş, dillere destan olan şarkılar, ağıtlar yazmışlardır birlikte.

Hastalığı boyunca da hiç yanından ayrılmayan Minik Serçe, ‘Gitti ömrümün geri kalanı, yetemedim’ dediği Meral Okay’ı son nefesine kadar yalnız bırakmamıştır.

 

Madam Despina’ya kirli beyaz muşambalara sofra kurduran, hasret kaldığı sevdiği gelsin diye Bomonti’ye haber salan; kan ter içinde uykularımızdan uyandırıp, yalnızlığı bir sevgili gibi boylu boyunca koynumuza uzandıran gülüşü iğne oyası kadın, gülüşün nur olsun…

 

 

Hatice Durmuş
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu.
Sağlık sektöründe çalışıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sakura Ağacı

Japon kültürünün bir parçası haline gelmiş Sakura ağacı… Sakura, Japonya’da yetişen bir ağacı türü. İlginçtir ki ağaç, kiraz ağacı olarak...

Kapat