“Mutlu aileler birbirlerine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”

“Hiç kimse durumundan hoşnut değil ama herkes aklından hoşnut.”

(Leo Tolstoy, Anna Karenina)

Anna Karenina, Tolstoy hazretlerinin elinden çıkmış ve çıkmakla kalmayıp zamanının ötesine geçmiş acayip bir roman.Mutluluklar birbirine benzer ama her talihsizliğin ayrı bir görünüşü vardır’ konulu bir cümle ile başlıyor kitap. Romana ismini veren Anna Karenina olsa da, ondan daha çok Levin’in hikayesi anlatılıyor aslında. Mutlulukların nasıl da birbirinden farklı olduğunu, her bireyin mutluluk penceresinin farklı yollara açıldığını değişik varyasyonlarla gösteriyor kitap.

Kitty ile Anna’nın bir konuşmasında Anna, Kitty’nin gençliğine ve hayatının heyecanlı çağında oluşuna özeniyor, içindeki mutsuzluğu, evliliğinin ilgi çekici bir yanının kalmadığını hatırlayarak şu sözleri söylüyor:

“Ah ne güzel bir çağdasınız” dedi Anna. “Bu çağı, İsviçre dağlarında görülen mavi renkli bir buluta benzetirim. Bulutun öte yanındaki her şey güzel görünür, sonra bulut kalkar dar bir yol ortaya çıkar. Bu yolda yürür insan… Herkes yaşamıştır bunu…”

Roman, okuyucunun karşısına iki ilişki türü çıkarıp seçmesini ister sanki. Biri tutkulu, zaman zaman tehlikeli olabilen gerçek bir aşk. (Anna ve Vronski)

Diğeri ise hiçbir tutku barındırmayan çocuk sahibi olmak ve onları büyütmekle geçecek sıradan bir sevgi. (Levin ve Kiti)

Bütün roman sosyeteye bir eleştiri olurken, ayrıca yazıldığı dönemin toprak sahibi – köylü ilişkisini psikolojik ve bireysel yönden irdeler. Romandaki toprak sahibi Levin karakteri, soylu bir toprak sahibi olmaktansa köylülüğü yüceltiyordu. Levin karakteri, aslında kendisi de bir soylu olan Tolstoy’u yansıtmaktadır. Hatta Tolstoy’un, eşine, romandaki Levin karakterinin Kiti’ye evlenme teklifi ettiği biçimde evlenme teklifi ettiği bilinir.

“İsteğinin bu gerçekleşmesi ona, mutluluğu isteklerinin gerçekleşmesi olarak gören insanların o sonsuz hatasını gösterdi.”

Anna Karenina ile başladık, yaşama dair bazı gizleri ayan ederek devam edelim.

Bundan elli yıl önce de, yüz yıl önce de, bin yıl önce de, tıpkı bizim gibi insanlar hemen hemen bizimkine benzer bir hayat yaşadılar ve ölüp gittiler. Onlar da hiç ölmeyecekmiş gibi para ve güç kavgası yapıyorlar, envai çeşit siyasi entrikalar çeviriyorlardı. Milyonluk kitlelerin yarı tanrı addedip önünde diz çöktüğü imparatorlar vardı. Hepsinin aileleri, akrabaları, çevreleri vardı.

Şimdi neredeler? Hepsi toprak olup gittiler. Madem dünyada her şey zamana yenik düşecek, her şeyi yel alıp gidecek, dünyaya lüzumundan fazla batmak anlamsızdır.

 

Son sözümüzü, Albert Camus’nün ağzından Tolstoy’a seslenerek söyleyelim:

”Tolstoy ölmek üzereyken havaya yazıyordu.”

 

Okumadan geçmeyin:

”İnsanın kendi karmaşasını görüp anlaması çok korkunç bir şey.” Bergman

 

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Picasso’nun Eserleri 3 Boyutlu Hale Getirildi!

Dünyaca ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso'nun çizimleri 3 Boyutlu hale getirildi. Picasso’nun dünyaca ünlü birçok çizimi arasından kendine seçtiği bazı...

Kapat