Müziği Yaşayan Adam: Jacques Brel

“Moi je t’offrirai

Desperlesdupluie

Venues de pays

Ou il ne pleut pas”

“Sana yağmur incileri getireceğim, hiç yağmur yağmamış ülkelerden” (Ne Me Quitte Pas)  şarkı sözleri ile akıllara kazınan, her ne kadar Fransız zannedilse de kökeni Belçika’ya dayanan Jacques Brel “Chanson” türünün en göze çarpan sanatçılarından biridir.

Olağanüstü bir sanat adamı olan Jacques Brel, adeta sanatın beden bulmuş halidir; ete kemiğe bürünerek eline bir kalem almış ve sanatı somutlaştırmıştır. Şarkı söylerken ağlayan, kuvvetli sesiyle ruhun derinliklerine işlerken sözlerini melodilerle süsleyen bir adamdır. Jacquel Brel dinlemek öyledir ki, insana Fransa’nın arka sokaklarında kalmış küçük bir kafede otururken aşık olma hissini yaşatır.

Her ne kadar varlıklı bir ailenin içinde doğmuş ve babasının işini devralması için yetiştirilmişse de bunları arkasında bırakarak; askerlik hizmetinden, babasından, eşinden ve kısılmış hislerinden uzaklaşarak Fransa’ya gitmiş, zarları yuvarlamış ve 1953 yılında iki şarkısı, La foireve ve Ilya kaydedilmiş, Paris’te Jacques Cannetti tarafından keşfedilmiştir.

Eserlerinde arkadaşlık, kadınlara olan tatlı nefreti, Tanrı inancı ve anti klerikalizm, riyakarlık korkusu temalarını yansıtmıştır. “Les Bourgeois” şarkısıyla burjuva kesimi akıllardan çıkmayacak bir şekilde eleştirmiş ve bu eseriyle tarihte unutulmaz bir yer edinmiştir.

“Burjuvalar, domuz gibidirler;

Ne kadar yaşlandıkça, o kadar aptallaşan”

Brel için müziğin sözleri müzikten çok daha önemli olmuştur. Müziğe, edebiyatı ve tiyatrallik katmış, Fransız dilinin edebi yanını ortaya çıkarmıştır. Bu yanıyla Fransızca konuşulan ülkelerde önemli bir yer edinmiştir.

jacques-brel

Brel Belçikalı köklerini hiçbir zaman inkar etmemiş ama bir Fransa aşığı olarak yaşamıştır. Hayatı boyunca da bunun kavgası içinde olmuş, içinde büyüdüğü katı Katolik eğitiminin ve ülkenin siyasi kargaşalarının izlerini üzerinden hiçbir zaman silememiştir.

Her ne kadar Fransızca şarkı söylemesiyle ünlenmiş olsa da David Bowie’den Sinatra’ya birçok İngiliz ve Amerikalı şarkıcıya ilham vermiştir. Bowie, “Dans Le Port d’Amsterdam” şarkısını “Port Of Amsterdam” başlığıyla İngilizce çevirisiyle seslendirmiştir.

Sanatçı, 1967’de “L’homme de La Mancha” müzikaliyle sahnelere veda ederek zamanının çoğunu sinemaya adamıştır. Müziği bırakmasını kendisiyle alay ederek şöyle açıklamıştır: “Gümbürtülü yaşlı bir adam… Amsterdam şarkısını söylerken dişlerini tüküren…” Bu ifadesine rağmen kayıt yapmayı sürdürmüş ancak sahneye geri dönmemiştir.

Birçok filmde aktörlük yapmış ve iki filmde yönetmen koltuğuna oturmuştur. Yönetmenliğini yaptığı iki filmden biri olan “Le Far West” 1973’de Cannes Film Festivalinde “Palmed’Or” için aday gösterilmiştir. Bundan sonra sinemayı bırakmaya karar vermiş ve kendi tabiriyle Markiz Adaları’na giderek köşesine çekilmiştir. Bu yalnız adada geçirdiği 4 yıldan sonra Paris’e dönmüş ve yeni bir albüm kaydetmiştir.jacques-brel-2

Sanatçı, Ekim 1978’de 49 yaşındayken akciğer kanserinden hayatını kaybetmiştir. Tahiti’de “Atuone on theisland of Hiva-Oa”da gömülmüştür. Bu kadar erken ölmesi birçok hayranına hüzün vermiş olsa da Brel’in daha uzun yaşamayı istediğini sanmıyorum. Kendisine yaşlılığı hiçbir zaman yakıştırmayan bu adam, sınırları aşarak yaşamış ve buna göre aramızdan ayrılmıştır.

Her ne kadar zamanımız ona yetişemese de Brel’in şarkılarını dinlemek onunla aynı gökyüzüne baktığımızı, aynı ruhun bir parçasını paylaştığımızı hissettirir. Sanki Fransa’nın arka sokaklarında kalmış o küçük kafede yan yana oturuyormuşuz gibi.

Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan,

Güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan,

Yarına inanmak için gün batımına, iyi kalpli gözükmek için zayıflığa,

Ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa;

Demek ki hiçbir şey anlamadın.

Jacques Brel

 

Güntülü Akkaş

Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisi. Maceraperest bir sanat aşığı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Rögar Kapağı – “Sanat benim kocam.”

Sanatçı olmak, hayatı ve hayatın içindeki ufak parçaları sıradan insanların göremedikleri bir gözle görmekle ilgili bir şey gibidir. Hayatın içinde...

Kapat