‘Nasıl da Büyüdü Kalbimin Yarımlığı Ve Hiçbir Yarı, Tamamlayamadı Bu Yarımı’ / Füruğ

furug-ferruhzad-2

Ne tuhaf bir dünya. Kimsenin işine karışmıyorum. Kimseyi incitmiyorum ve Her an kendimleyim, Böyle olunca herkes beni kurcalıyor…

Füruğ Ferruhzad

Füruğ, yani farsça “ışık” çok çekmiş bir şair. Hiçbir zaman tam anlamıyla ülkesine ait olamamış biri. Vatanı ondan çocuğuyla görüşmesini bile esirgemiş. Neden mi? Çünkü İran’da boşanırsanız çocuk erkekte kalıyor ve maalesef Füruğ, boşandıktan sonra çocuğunu bir daha hiç göremiyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi çok genç yaşında; 32 yaşında geçirdiği araba kazasında hayata veda ediyor. Ataerkilliğe başkaldıran yapısı ile toplumda da huzursuzluk yaratan kadınlar kategorisinde olmuş Füruğ. Kadınları evlerine kapatan duvarlar içinde; pencereden bakmalarının bile olay olduğu bir yerde, kadınlara dikte edilen sorumluluklar ve adanmışlıklar içinde çırpınmış durmuş.

“Sade giyinir, yüzük, bilezik takmazdı. Böyle şeyleri küçümserdi. Tek düşünmediği şey paraydı. Öldüğünde varlığı 37 tümen, 8 riyal, bir de bir paket sigaraydı.” yazıyor Bihruz Celali’nin kitabında.

furug-ferruhzad-4

Bir dünyadan geliyorum ben Yılan yuvasına benzeyen Seni öperken Asılacağın urganı da kafalarında örmeye başlayan İnsanların Ayak sesleriyle doludur bu dünya

Füruğ bir kadın olarak ayaklandığında, yazıp söyleyerek ayaklandığında, bir volkan gibi ağız açtığında İran edebiyatında bir deprem oldu. Edebiyat dünyası sarsıldı, yıkılmaz denilen binalar yıkıldı, şaşkınlık ve korku birçoğunun varlığını sarıp sarmaladı. Hakkında makaleler yazdılar, nutuklar attılar, hakkında köşe yazıları döşediler ve kısa zaman içerisinde Füruğ’a karşı bir tavır oluşturdular. Füruğ artık değersiz bir kız çocuğuydu! Akıl hastasıydı! Şiirden ne anlardı! Aile düzenini hiçe sayan bir fahişeydi! O bir deliydi! O bir cadıydı! Hastaneye deliler koğuşuna yatırılmalıydı!

İşte bir kadının bilgeliğinden sonra İran’da oluşan tablo: Cin çarpmış, çılgın, cadı, fahişe! Yaşam Füruğ’a dar edildi.

Onun çığlığı dilleri kesilerek diri diri gömülen kadınların çığlığıydı. Kolay sanılır belki, İran 1956! Ve bir kadın kendi bedeni ve duyguları hakkında cesaretle söz ediyor, adeta tarih önünde tanıklık ediyor, gördüğünü gösteriyor. Bütün düzen onu sorgulamıştır, bütün dini, ailevi hiyerarşi sorgulamıştır.

Sonuç? Babası onu kapı dışarı edip evden attı; kocası terk etti; aç kaldı, psikiyatri bölümüne yatırıldı. Çocuğu ömür boyu elinden alındı ama o, söylemek istediğinden, şiirsel duruşundan zerrece taviz vermedi. O, “duvar”lar arasında “tutsak” kalan kadın, “isyan” bayrağını üçüncü eseriyle açıkça dalgalandırdı. Bu sefer onun isyanı tanrıyı da içine aldı.

furug-ferruhzad-5

Füruğ, dış dünyayı reddedişini şu sözcüklerle anlatmıştır:

Bütün kavramların ve ölçütlerin anlamlarını yitirdikleri ve -değersiz demek istemiyorum- giderek sarsılmaya yüz tuttuğu bir çağda yaşıyoruz… Dış dünya öyle tepetaklaktır ki inanmak istemiyorum.

Ataerkil dünyada başta babasına ve kocasına, zamanında yaşayan tüm erkeklere kendini şair olarak kabul ettirmeye çalışan bir kadın, Füruğ. Cenaze namazı bile kılınmaz iki gün. Ölümü bile affedilmesine yetmez şairin.

Bazen direnir, bazen sabreder, bazen de bırakır her şeyi. Bazen kendini inkar eder, bazen kaçar ama hiç vazgeçmez. Vazgeçmez.

Not düşelim, bu dünyadan bir Füruğ geçti, rüzgar gibi geçti.

Benim en büyük derdim sizin beni tanımamış olmanızdır; hiçbir zaman da tanımak istemediniz ve belki de hâlâ siz benim hakkımda düşündüğünüzde, beni uçarı, aşk romanları ve tahran müsavvar dergisinin öykülerinden dolayı kafasında aptalca düşünceler oluşan bir kadın olarak biliyorsunuz. Keşke öyle olsaydım ve mutlu olabilseydim. İşte o zaman dünya küçücük bir odacık olurdu ve ben, dans partilerine gitmekle, güzel ve şık elbiseler giymekle, komşu kadınlarla çene çalmakla, kaynana ile dalaşmakla ve kısacası pis ve anlamsız binlerce işle yetinirdim ve daha büyük ve daha güzel bir dünyayı tanımazdım; bir ipekböceği gibi kendi kozalamın sınırlı ve karanlık dünyasında kıvranarak büyürdüm ve hayatımı sona getirirdim. Fakat ben böyle yaşayamazdım. Ben kendimi bildiğim andan beri, benim başkaldırım ve isyanım bu aptalca görünüş ile başlamıştır. ben büyük olmak istiyordum ve istiyorum.Ben, bir gün doğup ve bir gün bu dünyadan çekip giden ve arkalarında bu geliş ve gidişlerinden herhangi bir iz bırakmayan yüz binlerce insan gibi yaşayamam.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
sound-garden
Babylon Soundgarden 2015

Bu sene 5.'si gerçekleşecek olan efsane etkinlik Babylon Soundgarden 2015, ilk defa Kilyos’ta yeni yerinde . Bu sebeple heyecanlıyız. Babylon...

Kapat