Nazım’ın Kalbinde “Piraye” Olmak

Ağızdan ağıza yayılan aşk hikayeleri vardır. Küçüklüğümüzden beri düşmez hikayelerden.
Çocuklarına bu aşıkların isimlerini koyanlar olur. Belki aşklarını sevdiklerinden belki de çocuklarının da aşklarının büyük olmasını dilediklerinden.
Kültürümüz, karakterimiz gereği çok bağlıyız duygulara, aşka, umuda, sevgiye, şevkate, en imkansız görüneni bile oldurmaya çalışmaya. Bu yüzdendir belki şairlerimizin çok sayıda olması. Fakat bir ayrıntı daha var gözden kaçırılan. Çoğu şair’i şair yapan kavuşamadığı aşklardı. Aşkların ulaşılmazlığını kağıda döktü onlar. Ekmeğini hüzünden çıkardılar. Sabır ve sebat ile.

Hayat hikayesi her dinlendiğinde boğazların düğümlendiği, memleketine bu kadar bağlıyken vatan haini ilan edilen, Türk şiirinin tartışmasız en büyük şairlerinden biri Nazım Hikmet. Onun, kişiliği ve aşkları da şiirleri kadar ölümsüz sanki… Hapis yılları boyunca yılda sadece birkaç kez görüştüğü Piraye’yle olan ilişkisi de anlatılacak türden. Nazım Hikmet yaşamı boyunca birçok kez aşık oldu. Nazım Hikmet’in en güzel aşk şiirlerini yazdığı, en uzun süre evli kaldığı kadın kız kardeşinin arkadaşı olan Piraye idi. Nazım ile genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada tanıştılar. Sanat eleştirmeni Vedat Örfi ile 16 yaşındayken evlenen Piraye’nin iki çocuğu vardı.


Nazım, Piraye’yi çok sevdi. Ancak evlilik yaşamlarının 13 yılı boyunca Nazım cezaevindeydi. Nazım’ın 1933’ten 1950’ye kadar on yedi yıl boyunca kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda sakladı. İşte o mektup ve şiirlerin birkaçını o sandıktan çıkarıp, tekrar yerine koymak üzere ödünç istiyorum Piraye hanımdan.

 

nazim-ve-piraye

 

“Sevgili,
Bütün bir uykusuz geçen geceden sonra sana bu mektubu sabah sabah yazıyorum. Oğlumla beraber çıkarıp gönderdiğiniz resim uyutmadı beni. Niçin uyutmadı? Neden uyutmadı? Bu niçin’e, neden’e cevap vermek için baştan başa bir şiir kitabı yazmak lazım. O kitap günün birinde yazılacaktır. Şimdi muhakkak olan bir şey varsa, bütün bir gece uyumadığımdır.

Bana aşk mektubu gönder, diyorsun.  Şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu neydi zaten. Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni seviyorum dememişsindir. Ben, her yerde, her zaman, yaldızlı bir denizin üstünde, çam ağaçlı bir balkonda olsun, karanlık, yalnız senin gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada, bir hapishanenin görüşme yerinde olsun, mektupla olsun, mektupsuz olsun, nesirle olsun, şiirle olsun, içimden her gelişte sana, seni seviyorum, demişimdir.

Ben bu aşk mektubu yazmasını beceremedim. Sen yaz da bana model olsun diyorsun. Senin aşk mektubun harikuladeydi. Buranın ölçüsüyle, böyle bir mektup için üç sene yatılır billahi… Zati sen benden çok daha derinsin, yavrum. Belki ben daha sanatkârım.

Benden emin olman beni öyle bahtiyar, öyle mağrur kıldı ki… Bir binbir gece şehrinin altın kakmalı kapılarından muzaffer girmiş eski zaman kahramanı gibi hissediyorum kendimi….”
nazim-ve-piraye-eski

Bir tanem!
Son mektubunda:
“Başım sızlıyor, yüreğim sersem” diyorsun.
“Seni asarlarsa, seni kaybedersem” diyorsun;
“Yaşayamam”
Yaşarsın karıcığım,
Kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
Yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
En fazla bir yıl sürer
Yirminci asırlarda ölüm acısı.
Ölüm,
Bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.
Fakat,
Emin ol ki sevgili,
Zavallı bir çingenenin
Kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
Geçirecekse eğer ipi boğazıma,
Mavi gözlerimde korkuyu görmek için
Boşuna bakacaklar
Nâzım’a!

Ben,
Alaca karanlığında son sabahımın
Dostlarımı ve seni göreceğim.
Ve yalnız,
Yarım kalmış bir şarkının acısını
Toprağa götüreceğim…
Karım benim!
İyi yürekli,
Altın renkli,
Gözleri baldan tatlı arım benim;
Ne diye yazdım sana
İstendiğini idamımın,
Daha dava ilk adımında
Ve bir şalgam gibi koparmıyorlar,
Kellesini adamın.

Haydi, bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
Bana fanila bir don al,
Tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
Daima iyi şeyler düşünmeli
Bir mahpusun karısı

NAZIM HİKMET
(11 Kasım 1933, Bursa Hapishanesi)
nazim-ve-piraye-2

 

“Bu yazılar, seni benden önce görmek bahtiyarlığında oldukları için onları kıskanıyorum”

nazim-hikmet-yazi-yazarken

 

1946 da Bursa Mahpushanesi’nde yatarken dayısının kızı Münevver’in ziyaretleri sıklaşmaya başlamıştır. Gönlüne sual olunmaz şairimizin ve artık Nâzım Hikmet ile Münevver aşkı başlamaya yakındır. Şair mektup yazar Piraye’ye ve anlatır durumu tüm açık yürekliliği ile… Piraye Hanım yıkılır ama kimseye belli etmez. Bu arada Münevver bir çocuk sahibi evli bir kadındır. Kocası ayrılmak istemez. Nâzım, Münevver aşkı içinden çıkılmaz hale gelir. Nâzım Hikmet bu aralar bir mektup yollar Piraye Hanım’a. Şöyle der:

 

“Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana “gel” diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!”

Gelmezse intihar edeceğini söyleyen mektuplar yazar karısına… Haberler gönderir… Piraye dayanamaz gider. Daha sonra da Nâzım Hikmet’in Piraye Hanım’a yazıları devam eder. Nâzım Hikmet açlık grevi yapmıştır mahpushanede ve rahatsızlandığı için hasteneye yatırılmıştır. Piraye Hanım’la son görüşmelerinin hikayesi de şöyledir: Özel bir bağışlanma bekleyen şair serbest bırakılacağını düşünmektedir ve gene Münevver Hanım’la görüşmelere başlamıştır. Piraye Hanım bilir durumu ama gene de hastaneye gider ve Nâzım Hikmet’e çıktığında evine gelebileceğini söyler. Tam bu konuşma sırasında, kapısı açılır görüşme odasının ve içeriye Nâzım Hikmet’in kız kardeşi ile Münevver Hanım girerler. Şairimiz iki arada kalmıştır ve durumu oldukça sevimsizdir. Piraye Hanım çıkar odadan. Bu Piraye ve Nâzım’ın son görüşmesidir.
1930 da başlayan aşk 1950 de noktalanır. Bu 20 yıl hep tutuklanmalar ve mahpuslukla geçmiştir. Piraye Hanım kocasını hiç yanlız bırakmamış ve sabırla beklemiştir. Boşandıktan sonra da 1995 yılında ölene kadar da hiç bir gazeteciye tek bir laf etmemiş ve kimseyle bir daha evlenmemiştir.
Nazım Hikmet ve Piraye Hanım aşkından geriye, uzun mahpusluk yılları boyunca yazılan yüzlerce şiir, mektuplar ve kitaplar kalır… Hayranlıkla okumamız için!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Gökten İnen Dehalar: Da Vinci

Dünya tarihinde bazı isimler vardır ki dünyaya sadece insanlık için geldiğine inanabilirsiniz… Evrenin bize bahşetmiş olduğu; düşünce ve eserlerinin temelinde...

Kapat