Neden Tarkovski Olamıyorum?

“işte yaz geçip gitti
hiçbir iz bırakmadan
güneş hala ısıtıyor.
ama yeterli değil.

…hiçbir yaprak, asla sararmadı,
hiçbir dal hoyratça kopmadı,
gün, cam gibi, her şeyi

yıkadı
ama yeterli değil. ” /Stalker’dan.

Türk sinemasının son dönemlerdeki iç karartan ve sıkan “sanat” filmlerinin arasından sıyrılan bir film, Neden Tarkovski Olamıyorum. Öncelikle film izleyicisini ismiyle cezbediyor. Filmi izledikten sonra cezbedenin yalnızca filmin adı değil filmin kendisi de olduğunu hissediyorsunuz. Samimi olmak, Türk filmlerinde çok kendini hissettiren bir özellik olmadığından, gördüğünüz yerde tanıyorsunuz onu! Film gerçekten çok içten ve çok “işte aynen böyle”.

Bahadır, bir Andrey Tarkovski filmi bir Ingmar Bergman filmi çekmek isteyen ve sanat için sanat ve toplum için sanattaki toplum içinden gerçek biri ve hayalci bir yönetmen. Türkiye’de neredeyse her evde izlenmekte olan ağa/köy dizilerinden birini çekmek onun gerçeği ve hayali ise senaryosunu yazdığı, Issız. Yapmak istedikleri ve yapmak zorunda oldukları arasındaki tezatlığın yanı sıra yirmi birinci yüzyılda yazmak için ihtiyaç duyduğu elektriğin ve yaşamak için ihtiyaç duyduğu su ve doğalgazın yoksunluğuyla da boğuşmak zorunda kalan ama bir yandan da gerçek hayatla nasıl başa çıkması gerektiğini bilemeyen biri, Bahadır. Hayatla olan saf ilişkisini yitirişini yalnızca yaptıklarından/yapamadıklarından, benliğinden değil duvarında yer verdiği Tarkovski sözünden de anlayabildiğimiz biri, Bahadır. “İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir”

56113_2

Gerçekliği izleyicinin gözüne açıkça sokan bir film, biraz da. Elektriğin, suyun, doğalgazın ve paranın olmadığı yerde ve bu ülkede Stalker olmaz, en fazla Neden Stalker Gibi Bir Film Yapamıyorum? olur, diyor, Murat Düzgünoğlu, bana, bize. Toplumun cahilliğine de kocaman bir parantez açmaktan da geri durmuyor. Toplum yalnızca uzaktan baktığı kimseler değil. Toplum “madem bir bok anlamıyorsunuz, ne diye izliyorsunuz bu filmi?” diye sorduğu arkadaşları, arkadaşlarımız ve toplum belki de kabullenemediği ve anlaşılmadığını düşündüğü kendisi, biz. Film, kendinizi koyabildiğiniz karelerle dolu ve belki de bu yüzden gerçek ve bu yüzden samimi. Ve Stalker’da söylendiği gibi, “…Bölge, sanırım tüm umutlarını yitirmiş olanların geçmesine izin veriyor. İyi yada kötülerin değil; fakat zavallıların. Ama nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyorlarsa, en zavallıları bile ölür.” Tıpkı gerçek hayatta nasıl davranmasını bilmeyen zavallı Bahadır gibi.

Ayrıca bir parantez de Tansu Biçer’e. Başta, Beş Şehir olmak üzere rol aldığı her filmde gerçekten o rolün hakkını veren nadide bir insan. Gözlerimizin pasını siliyor adeta. Sevgi, saygı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Picasso’dan Heykeller!

Sergi salonunun kapısından içeriye doğru bir adım atıyorsunuz ve karşınıza düz bir plaka çıkıyor, daha doğrusu karşınızda duran şeyin düz...

Kapat