NEFSİ MERCAN NEFESİ DEDE

Birçok mercanın içinde yaşamasına neden olan ve bilim insanlarının 1 ile 8 milyon arasında bilinmeyen organizmanın mercan resiflerinde yaşaması gibi nefse sahip Mercan Dede’nin nefsi. Resifler mercanların bir arada yaşamasını kolaylaştıran kayalığa benzer yapı. Onun resfi nefsi. Sahi nefsimizin kontrolü olmadan nasıl bir arada yaşayabiliriz dersiniz? İltifat duyduğumuzda nefsi azdırmamak ve küfür duyduğumuzda gönül kırıklığı yaşamamak ile bu mümkündür diyor Mercan Dede. Nefis sanki kırılgan ve ufak bir ısı değişikliğinde bembeyaz hale gelip tuz buz olan mercan. Öfke ve sevginin dansı mercanın tam da canında. Sert kabukları nedeniyle kayalarla karıştırılan mercanlara ne kadar da çok benziyor nefsimiz.

Gelelim Mercan Dede ismini kullanan Arkın Allen’e, ismini İhsan Oktay Anar’ın kitabında ki bir bölümden etkilenerek alıyor. Kim mi? Su borusunda evreni keşfeden adam. Bursa doğumlu ‘sanatçı’ kendisini müzisyen olarak görmüyor. Eğitiminin fotoğraf ve resim üzerine olması dolayısıyla müziğine değer biçemiyor.

‘Ben’ algısı yok onda. Benliğine varış tüneli bu zamiri kullanmamaktan geçiyor olmalı. Röpörtajlarında seni benden ayırmamak için ‘ben’ demiyor. Bu durum röpörtaj yapanların dikkatini çekiyor. Doğadaki her bir ses onun malzemesi, önce kendisini suya daldırıyor, oradan çamur değil de kil çıkıyor. Yüzümüze sürecek olsak cildimize iyi geliyor, çamurla ruhunu hem hal ediyor. Şekil şemal vermeyi seviyor olacak ki hayran olduğu şehirlerden biri de Kapadokya. Her sene düzenlenen festivalde güneşin doğuşuna kendi ritmini ekliyor. 200 yıldır var olan notayla ilgili bilgisinin olmaması ritim duygusunun önüne geçemediği için ve nota olmadan önce de ritim vardı, kalbimizin ritmi diyerek bu durumu yaşamla özdeşleştiriyor. Tüm akortları yanlış bastığında dahi kalbinin ritminin doğruluğuna inanıyor, bu ona rehber oluyor. NASA’dan güneşin ses kaydını alıp sergilerinde kullanacak kadar yaratıcı, kökler temizlendiğinde dışarıyla uğraşmaya gerek kalmadığını Bonsai ağacından öğrenecek kadar doğanın içinden. Çünkü ‘Sen ve ben farklı değil, ikimizin ortak noktası ne?’ diye bakmalıyız.

Su borusundan ney. Ney ney? Evet yanlış duymadınız, parası olmadığı için aldığı su borusunu Ney satılan yerin önünde durup, gazete kağıdını camına tutarak oradan ney modelini çıkarıp neyini şekillendirdiği müzik aleti. Bu sayede ilk neyi olmuş. Hala saklıyor ve bir gün kırık dökük notaları ile konser vermek istiyor. Gogol Bordello grubunun solisti geldi bak aklıma. Telleri kopmuş bir kemanla ne güzel de coşturmuştu Rock And Coke Festivali’nde milleti. Festival demişken Burning Man Mercan Dede ‘nin katıldığı ve kendini her seferinde yeniden bulduğu festival. Ön yargısız orada ki çıplaklığa dokunmadan ruhlara varmak en sevdiği. Uzun yıllardır Kanada’da yaşayan sanatçının oradaki komşuları arasında kim var dersiniz? Cirque de Soleil! Dünyanın sanatına hayran olduğu sanat topluluğu.

Aşk… Ah aşk. Hayata çıkış varış yolumuzda tünelin en sonu belki de başı. Aşkı çıkarın geri kalan her şey ona göre dedikodu. Ne demiş Mevlana; ‘Gönlünde aşk olsun da neye karşı olursa olsun.’. Buna karşı Mercan Dede yanlış insana duyulan aşk bile hiç olmamaktan iyi demektedir. Sağlıklı bir insanın frekansı 62-66 Hz. Gülünki ise 160 Hz dir bu yüzden müzikte ve edebiyatta yeri çoktur diye eklediği bilgiler onun sanat ışığı. Yine renklerden en yüksek frekans mora ait. Sufi nefes ve eğitimine bir teşekkür olarak Mevlana’nın 800. yaşı için yaptığı albümü dünya müzik listelerinde zirvede kalıp farklı sektörleri de harekete geçirmiştir. Modacılar ve sanatçılar Mercan Dede ile çalışmakta alternatif işler yapmaktadır. Ralph Lauren koleksiyonunda bu tınıları kullanan örneklerden sadece bir tanesidir.

Mutlaka Bakınız  Sanatın Doğuşu

Sergi ve konserlerinde semazen figürüne vurgu yapan sanatçı semazenlerin dönmesini yaşamın döngüsüne ve insanların dönüşümüne benzetiyor. Çarka takılan neyse onu yakalamak yani.

Gördükleri müzikle, duydukları ise resimle daha iyi anlam kazanıyor diye alternatif çalışmaları. Eserlerine imza koymuyor çünkü her sanat eserinin kendisi imza diyor. Düşünsenize bir şey yapıyorsunuz bakan kişi ona sizin imzanızı göz kırparak atıyor, dinliyorsa kulakları kabarıyor. Yüzyıllar sonra anılabilme ihtimaline karşı verdiği cevaba bakın: ‘O bizim başarımız değil, ananların vefa ve cömertliğinden olur.’. ‘Biz’in gücü ve yüceliğini müziğinin ritminde hissedebildiğimiz Mercan Dede haziranları Cappadox’ta bazen Montreal’de ve bazen de New York’da, Berlin’de. Her makamın bir mekanı vardır diyerek kendini arıyor. Bu arada nihavent makamını hangi dünya vatandaşı dinlerse dinlesin bunun mutluluk hormonunu yükselttiğini biliyor muydunuz? Tabii bunun olabilmesi için tek bir şart var : Kendini sevmek ve saymak. Bize dönen kısmında bunları deneyimleyen sanatçı, her seyahatinde eski ‘ben’i evde bırakırım diyor. Seyahatler öyle değil midir zaten, başladığımız yere döndüğümüzü zannederiz de hiç de oralarda değilizdir artık.

Mercan Dede’nin kullandığı 9 ismi olduğunu biliyor muydunuz? Özgürlük diyor. Ekibindekiler başka, arkadaşları başka kullandığını söylüyor. Saçından bir haber olmayın ki ön yargılar kırılsın. Berbere gittiğinde nasıl kesersen kes diyor ve bu onun imajı oluyor. Bir şey itiraf edeyim mi, bunu ben de yaptım çoğu kez. Bu da özgürlük heykeli olmalı.

Zamanında satın almak istediği ney için otobüse binmeyip yürüyerek para biriktiren, öncesinde su borusuna nefsini harmanlayıp üfleyen sanatçı, Ömer Hocası ile tanışıyor. Ney satın almak istediğinde Ömer Hoca ona tam da hayat felsefesinden bir cevap üflüyor: ‘Ney para ile satılmaz , talip olana verilir.’ diyor. Talebe gibi yani. Şimdilerin öğrencisi zamanın Kök Türkçe anlamında talep edendir ve öğrenci bunu talep ettiği sürece öğrenebilir.

Sergilerinden birinde aynalarda Mevlana yazıları vardı. Ne anlamlı ne güzel bir sergiydi, okuyorsunuz, kendinizi görüyorsunuz ve o sonsuzlukta gidip geliyorsunuz. Kalbini takip eden insanlar da aynadır diyor. Eserlerine dokunmamak yasak Mercan Dede’nin. Çünkü üzerindeki boya kalıplarının hissedilmesi gerek diyor kendisi. Kaynak başına gidip kaydettiği su sesini sergilerinde ve eserlerinde duymak mümkün. Tek dinlemediği müzik ise kendi müziği. Olsun! Yoksa siz hala ‘İlim ilim bilmektir , ilim kendin bilmektir.’ cümlesini ilke edinmiş, kendi içine salyangozun kabuğu gibi dönmüş ama bir o kadar da bizlerle, biz olan bu adamı dinlemediniz mi?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu!

Bu yıl 67. kez düzenlenen Uluslararası Berlin Film Festivali'nde (Berlinale) ödüller Berlinale Palast sinemasında düzenlenen törenle sahiplerini buldu. İşte 67. Uluslararası Berlin...

Kapat