Nietzsche ve Felsefesi Üzerine Birtakım Düşünüşler

Bugün elimizden geldiğince, herkesin anlayabileceği düzeyde, Nietzsche ile ilgili sahip olunan bilgi kirliliğini yok etmeye, kafalardaki soru işaretlerini çözüme kavuşturmaya çalışacağız.

Öncelikle, Nietzsche’nin ‘felsefe‘sinin özünü anlayabilmek için bilmemiz gereken anahtar terim Dionysos’tur. Bu yüzden, ilk olarak bu terim üzerinde duracağız.

Nietzsche Dionysos kavramına birçok eserinde üstünkörü değinmiştir. Ancak, Die Geburt Der Tragödie Aus Dem Geiste Der Musik (Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu) adlı eserinde ana tema Dionysos ve Apollon kavramlarıdır. Özünde tanrı olan bu ikiliyi, öncelikle Yunan mitolojisinde inceleyelim. Böylece Nietzsche’nin neden bu ikiliyi seçtiğini daha iyi anlamış oluruz. Dionysos, bir şarap tanrısıdır. Zeus ile Thebai prensesi Semele’nin oğludur. Hikaye kısmını geçersek, Hera’nın kıskançlığı sonucu, ateşten doğmuş, yağmur yağdıran Hyadlar tarafından yetiştirilmiştir. Yunanlıların, üzümleri olgunlaştıran yakıcı sıcaklık ve asmalara can veren su hakkındaki yorumu böyledir.

Dionysos’un bir başka özelliği ise, kendisine tapanlara sevinç verdiği gibi, onlara, yabani bir yıkım da bahşedebilmesidir. Yunanlılara göre, şarabın az tüketildiğinde neşe vermesinin, çok tüketildiğinde ise sarhoş etmesinin nedeni budur.

Son olarak bu tanrı hakkında bilmemiz gereken, o’nun acı çeken bir ölümsüz olmasıdır. Soğukların gelmesiyle, Hera’nın buyruğuyla paramparça edilir, aylar geçtikten sonra yeniden canlanırdı; tekrar ölebilmek için. Bu yüzden tiyatrolarda, o’nun hayata dönüşünü kutladıkları gibi, yeniden öleceğini de unutmazlar ve onun için tragedyalar oynarlardı. Yani o, trajik bir tanrıydı. Dionysos ile ilgili bu bilgileri aklımızda tutalım. Çünkü, Nietzsche’yi anlamanın yolu bu paragraflardan geçiyor.

Apollon ise, Zeus ile Leto’nun oğludur. Karanlık nedir tanımayan bir ışık tanrısıdır, lir çalmayı sever, yalan nedir bilmez. Bu yüzden ona, doğruluk tanrısı dedikleri gibi, düzen ve uyum da kendisinden sorulurdu. Nietzsche’yi anlayabilmek için, Apollon hakkında bu kadar bilgi yeterli.

İşte Nietzsche, dünya görüşünü, ‘felsefe’sinin özünü bu iki tanrıyı kavramlaştırarak açıklar. Ona göre Apollon, ölçülü kısıtlamaları, vahşi duygulara set çekmeyi, hayatın kendisine verilen önemden uzaklaşmayı ve içgüdülerden kopuşu sembolize eder. Nietzsche için bu kabul edilemezdir. Çünkü o, insanı, fizyolojik olarak ele alır. Bir insan ancak içgüdüleri ile hayatını idame ettirebilir. O’nun için Dionysos ise, hayatın yıkıcı, dolup-taşan, insanı düşten uyandırıp gerçekliğin acımasızlığını esriklik ile karşılamasını sağlayan, duyguların ve cinselliğin dizginsiz olarak yaşandığı, tutkuların ve içgüdülerin serbest bırakıldığı hayatın vechesini sembolize eder.

Zamanla, Nietzsche, Apollon kavramını gözden çıkarır. Tüm yoğunluğunu Dionysos’a verir. O’nun için Dionysos, hayatın iki vechesinin kendisinde eridiği hayatın dinamik akışıdır. O’nun dünya görüşü, sonsuz olarak kendi kendini yaratıp, sonsuz olarak kendi kendini yok eden Dionysian dünyasından ibarettir. Yani hayatın, ascent (çöküş) ve descent (yükseliş) yönlerinin bir arada ahenk ettiği dünya.zıtların ahengi. Neden ahenk dedim? Çünkü Nietzsche, hayatın çöküş yönünü yadsımaz. O bilir ki, yükseliş için çökmek gereklidir. Bu hayatta tabii bir durumdur.

Nietzsche bu andan sonra, hayata iki yönlü bakmayı vazife edinir (ancak o bir düalist değildir. Az önce belirttiğim gibi, hayatın iki yönü, Dionysian dünyada erir). O’nun için ahlâk, pozitif yönü ile, fizyolojik olarak birlikte yaşama içgüdüsüdür, insanın hayvani yanlarının ehlileştirilmesini sağlar; o, gücü istemenin bir ifadesidir. Negatif yönü ile baktığımızda, o’nun için ahlâk kuralları yalnızca belli şartlarda yaşayan belli insanlar içindir, sürü tipi insandan farklı olan güçlü insanlara göre değildir, köhnemiş ahlâk telâkkileri bireyi içgüdülerine yabancılaştırabilir ve son olarak ahlâk, insanın biyolojik gerçeklerini bastırır.

Bu iki yönlü bakış, Nietzsche’nin tüm felsefesini etki altına almıştır. Mesela, meşhur tanrı öldü sözü. Bu söz öylesine popüler ki, ülkemizde gerekli zemin sağlandıktan sonra tişörtlere bile bastırılabilir! Bu meşhur söz, sandığınızdan daha farklı anlamlara gelmektedir. Hayatın yükseliş yönünden baktığımızda, Hristiyan Tanrısı’nın ölümü, eski kilise değerlerinin ve onun baskıcı ahlâk anlayışının etkisini yitirdiğinin göstergesi; organizmanın biyolojik gerçeğine aykırı olan bu bakış açısının sona ermesi demektir. Ancak, hayatın çöküş yönünden baktığımızda, Tanrı‘nın ölümü, Tanrı’nın varlığı kadar hastalıklı bir durumdur.

nietzsche-2

Tanrı’nın ölmesi ile birey, var olmak hususunda hevesini kaybetmiştir, geleneksel değerin çöküşü, bireyde krize yol açıp, onun içgüdüleri ile sorunlar yaşamasına yol açmaktadır. İnsanlarda, ‘hayatın mânâsı yoktur’ düşüncesi hakim olmaya başlamıştır ki, bu nihilizmin ortaya çıkması demektir.

Döndük dolaştık, Tanrı’nın ölmesi ile insanda ortaya çıkan nihilist tutuma geldik. Hani biriniz nihilist diyorsunuz, biriniz nihilist değil diyorsunuz ya, ikiniz de haksızsınız gençler. Nietzsche için hayatın iki yönü var dedik ya, çöküş yönünde nihilizm, Tanrı’nın ölmesi (geleneksel değerin yıkılışı) ile ortaya çıkar ve Nietzsche pasif nihilizmi son noktasına kadar yaşamıştır. O, bu durumu, “iki bin yıldır Hristiyan olmanın bedelini ödemek” diye yorumlamıştır ve hayatın yükseliş yönünde, bu hastalıklı (ancak doğanın gereği olan) durumu aşıp, yeni değerler yaratmaya koyulmuştur (ta ki eskiyip, köhneleşene kadar varolması için). Yani o, Dionysian dünyanın her iki yönüne de temas etmiştir. Böylece Nietzsche bir trajik nihilist oluvermiştir. Trajik kelimesi tanıdık geldi mi? Hani yazının başında belirtmiştim. Yani Nietzsche, hayatın iki yönünü de yaşayan bir trajik nihilisttir.

Ve son olarak, onun übermensch dediği ise, kısaca, hayatın bu iki yönünü de aşan, iyi ve kötü olanın ötesine geçen, Tanrı’nın varlığından da ölümünden de etkilenmeyen, ben benimdir, yaptım olacak! diyen bireyden başka bir şey değildir.

Özel Not: Kendisi, karışık ve düzensiz fikirlere sahip sıradan bir insandan ötesi değildir. Üstün körü anlayışı, teorilerinin alt zemininin yetersiz olması ve canı sıkıldığında fikirlerini ortada bırakması ile bir yorumcudan öteye gidememiştir. Hele ki filozof ünvanı, ona oldukça büyük gelecek bir ünvandır. Filozof, Platon’dur, Aristoteles’tir, Kant’tır. Kendisi bir filolog olup, Herakleitos’un modernize edilmeye çalışılıp, başarısız olunmuş halinin tezahürüdür. Ancak bu durum, o’nun iyi bir yorumcu olduğu gerçeğini değiştirmez.

nietzsche-3

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Masal Gibi Bir Yolculuk : Arktik Daire Treni İle KİRUNA

Kiruna 25.000 civarı nüfusuyla bir İsveç kentidir. Kent yıl boyunca çoğunlukla 0 derecenin altındadır. İsveç'in en yüksek dağı " Kebnekaise...

Kapat