“Ödül kazanma derdinde değilim, o dert köpeklere ve atlara mahsustur.”/ Bağımsız Sinema

Duyar duymaz aklımıza mıh gibi kazıdığımız laflar girer hayatımıza. İşte bu da onlardan biri. Sinema tarihine çakılan paslı bir mıh. Alman sinemacı Werner Herzog’dan. Bağımsız sinemanın tanımından daha etkileyici bir söz kuşkusuz. Zira ‘İndie Film’ olarak da bilinen bu türü en iyi betimleyen, doğasına en yakışan cümledir aslında. Fakat yine de tanım şart diyenler olabilir. Hemen yapalım efendim, derhal. Şöyle ki: ‘Bağımsız Sinema’ kavramından bahsedildiği ilk yıllardan bu yana çeşitli tanımlamalar yapıldı. Belki de hepsi doğru, zira adı gibi tanımdan da bağımsız bir türdür efendim kendisi. Hollywood  karşıtlığından  doğmuştur,  siyasi  olmalıdır,  az  bütçeyle  çekilmelidir, özgür olmalıdır… vs.  gibi   çok fazla misyonlar  yüklenmeye  çalışıldı. Yanlış da denemez o ayrı. Fakat teknik anlamda ise; firma ya da yapımcı kaygısı taşımayan yönetmen, senarist ve oyuncuların dünya sinema endüstrisinin acımasız çarklarından sıyrılarak ürettiği, içerik bakımından bağımsız, küçük bütçeli filmleri karşılayan kavramdır.

Sinema endüstrisinde “bağımsız” kelimesi ilk olarak 1908 yılında telaffuz edilmiştir. Sektörde tekeli elinde bulunduran ve Thomas Edison’ın öncülüğünde bir araya gelen büyük film yapım ve dağıtım şirketleri, “Edison Yatırım Ortaklığı” adında bir birlik oluştururlar. Bu birliğe katılmayı reddeden ve birliğe katılması reddedilen yapım şirketleri “bağımsız” olarak tanımlanmıştır. Doğu kıyısındaki büyük film şirketlerinden ve teknolojisini kimseyle paylaşmayan Thomas Edison’dan kaçan bu “bağımsız” film şirketleri mütevazı stüdyolarda filmler yapmak için küçük bir batı kasabası olan Hollywood’a giderler. İronik değil mi?


Zamanla Hollywood’da yeni bir yapım, dağıtım ve gösterim sistemi kurulur. Bu sistem kısa sürede “Edison Yatırım Ortaklığı”na karşı etkili bir alternatif olur. 1930’ların ortasında bu sistemi kullanan beş büyük şirket 20th Century Fox, Metro-Goldwyn-Mayer, Paramount Pictures, RKO Pictures, ve Warner Bros’dur. Bu şirketleri takip eden Columbia Pictures, United Artists, and Universal Studios da endüstride yerini almıştır.

Hal böyle olunca bazı film yapımcıları bir kez daha “bağımsız” adı altında harekete geçerler. Amerikan sessiz sinemasının önde gelen temsilcileri Mary Pickford, Charles Chaplin, Douglas Fairbanks ve D. W. Griffith, 5 Şubat 1919 yılında bir araya gelerek Amerika’nın ilk bağımsız film şirketi olan United Artists’i kurar. 1941 yılında United Artists şirketi, Charlie Chaplin, Walt Disney Orson Welles, Samuel Goldwyn, David O. Selznick başta olmak üzere bir grup sinemacının da üyesi olduğu Bağımsız Film Yapımcıları Topluluğu’nu kurar. Bu topluluk, stüdyo sistemi tarafından kontrol edilen endüstrideki bağımsız film yapımcılarının haklarının korunmasını amaçlar.

“Bağımsız” kelimesi her ne kadar 1900’lü yıllarda literatüre girmiş olsa da, “Amerikan Bağımsız Sinema”sına kimlik kazandıran kişi John Cassavetes idir. “Shadows”, “Faces, “A Woman Under the Influence” ve “The Killing of a Chinese Bookie” ve “Opening Night” başta olmak üzere tüm filmlerini büyük Hollywood stüdyolarından bağımsız çeken yönetmen, yönetmenlik kariyeri boyunca büyük sinema endüstrisinin dışında kalmayı başarmıştır.

Çağdaş Kaya

Ege Üniversitesi mezunu
Fotoğrafçı-Müzisyen
Edebiyat ve Mitoloji ile ilgileniyor
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Angelopoulos’un Filmlerinden Unutulmayan 5 Sahne

Bağımsız sinemanın en büyük ustalarından biri olan Theo Angelopoulos'u 2012 yılında kaybetmiştik. Ama filmleri izleyenleri için hala etkisini koruyor. Film...

Kapat