OĞUZ ATAY’IN CANIM İNSANLARI…

Oğuz Atay’ın yarattığı karakterleri bize bu kadar yaklaştıran, kendimizi onlara bu kadar yakın hissetmemizi sağlayan şey nedir? Cevabını bulmak çok da zor değil aslında. Yaşam karşısında tecrübesiz, yaşama ve yaşamaya karşı amatör kalmış olmaları en büyük sebep belki de. Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet Benol, Tutunamayanlar’da Selim Işık sorgulamaktan ve düşünmekten yaşamaya fırsat bulamamış, zihinlerindeki doğrularla çocuk kalmış, büyüyememiş kişilerdir. Bir nevi yaşamın acemileridir.

Oğuz Atay’ın insanları hiçbir uğraşlarında başarılı olamazlar. Bunun en büyük sebebi de, hayatları boyunca ‘‘Ben ne yapmak istiyorum?’’ sorusuna yanıt aramalarıdır. Her seferinde hayatın onlara göre bir şey olmadığına karar verirler. Uyumla uyumsuzluğun, kederle sevincin, sevgiyle nefretin, bulunanla yitirilmiş olanın iç içe geçtiği bir yaşam vardır ellerinde. Bu yaşam, onları koca bir zindana hapseder ve bu zindandan onları kurtaracak tek kişi, yine kendileridir. En sonunda ise büyük bir bocalama kalır geriye.

‘‘Saat dörde doğru uyandım. Sabah yaşadığım öldürücü saatleri düşündüm. Bu duruma nasıl geldim? Neden bana yaşamayı öğretmediler? Neden bana, bizden bu kadar, gerisini sen bulup çıkaracaksın dedikleri zaman isyan etmedim? Hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım? İnsanların dünyasına atılmayı nasıl göze aldım? Ben insan değildim ki. Yaşamadığım bir hayatın içine nasıl atıldım? Beni nasıl gürültüye getirip de bu soğuk bakışlı mimar gibi insanların karşısına çıkardılar? Onlar da bilemezdi: Görünüşümle insana benziyordum. Denemelerden geçmiştim. Onları aldatmayı başardım. Sonumu kendim hazırladım. Her an ne yapacağımı söyleyemezlerdi bana. Beni aldattılar; gene de suçluyum. İnsanların en verimli olduğu çağda tükendim. Her an’ı, ne yapmam gerektiğini düşünerek geçirdiğim için çabuk yoruldum. Bana müsaade.

Kimsenin yaşantısını beğenmedim. Kendime uygun bir yaşantı da bulamadım.

Beni kötü yetiştirdiler. Annem de, babam da bana gerekli eğitimi vermediler. Yaşamak için demek istiyorum. Bana yaşamayı öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. Ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. İnsan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı. Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da, anormal dediler. Ben de kendimi anlamadım: Bütün hayatım boyunca normal bir adam olmaya çalıştım. Onlara biraz olsun benzeyebildiğim ölçüde kendimi mutlu sayıyordum. Kendimi onlardan ayırmayı beceremedim. Oysa onlar gibi hissetmiyordum. Duyduğum bu yabancılığı, onlardan geri kalmak diye nitelendirdim ve nefes nefese onlara yetişmeye çalıştım. Bu bakımdan yakınmaya hakkım yok. Onlar gibiydim.’’

Bütün bunları söyleyen Selim, günlüğüne bu satırları yazarken hep bir ikilem içerisindedir. Bu ikilemin sonucunda o toplum için ‘‘anormal’’, toplum da onun için ‘‘yaşayan bir ölü olmanın nedeni’’ olur. Kendini korumaya çalışan ben için en büyük tehlike toplumdur. Bu tehlikeden kaçmak için dünyadan çekilen ben, trajik bir noktaya gelir ancak gelinen bu nokta, hiçbir zaman bir kaybediş olarak görülemez. Çünkü Selim ve diğer Oğuz Atay insanları gibiler, ölürken bile bir şeyleri eleştiriyorlardır.

oguz-atayin-canim-insanlari (2)

Atay’ın insanları da, kendisi gibi bir ‘kişi’ değil, daha çok bir ‘yer’ olabilir ancak. Kimselerin bilmediği, anlayamadığı, anlatamadığı ve herkesin yastığa başını koyduğunda düşündüğü bir yer. Bu yüzden kimseye Oğuz Atay’ın cümleleriyle seslenmemeli bir insan. Oğuz Atay hissiyatıyla birisine seslenmek, öyle kolay göze alınabilecek bir şey olmamalı. Atay’ın insanlarında, herkesin kendinden kaçtığı, sakladığı yönlerinden bir parça var. Bu parçalar, o insanların hissiyatıyla birine seslenmeye en büyük engeli.

İşte bütün bu sebeplerden ötürü öyle büyük büyük adamlara davrandığımız gibi davranamıyoruz Atay’ın insanlarına. Görüyorlar çünkü hepsi, biliyorlar bizi. Onlara karşı tamamen çıplak kalıyoruz.

‘‘Fakat Allah kahretsin! İnsan anlatmak istiyor albayım,
öyle budalaca bir özleme kapılıyor.
Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor.
Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor.
Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım?
Yok.
Peki albayım.
Ben de susarım o zaman,
Gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim.
Fakat albayım, Adresimi bilmeden nasıl bulup anlayacaklar?
Sorarım size, nasıl kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı?
Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek.
Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum.

Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan,
bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. 
Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
Kelimeler, kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.’’

oguz-atayin-canim-insanlari (3)

Oğuz Atay kendini çözemediği için kendi sorunlarını da çözemeyen insanların sorununu dert edinmiştir. Atay’ın insanları da kendilerini çözemeyen ve sırf bu yüzden de kendi problemleriyle ilgilenemeyen kişilerdir.

‘‘…Nasıl yaşadım on yıl bu evde?

Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden?

Ben ne yaptım?

Kimse de uyarmadı beni.

İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi.

Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım…’’

Oğuz Atay’ın, insanlarına yaptığı anormalite ve normalite vurgusu çok fazla görülür. Atay’ın insanları normal olmaya zorlanırlar. Olmayınca da anormal damgası yerler. Ömürleri boyunca normal olmaya çalışan bu insanlar bir mahkumdan farksızlardır. Bu yüzden dünyanın en zor şeyi onlar için budur; yanlış bir hayatı doğru yaşamaya çalışmak.

“Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. 
Oysa bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencerede görünen hiçbir ağacı, hiç bir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin.” 

oguz-atayin-canim-insanlari (4)

Selim Işık niye intihar etti? Turgut Özben niye kayboldu? Hikmet Benol neden kışın üşümesine rağmen içlik giymiyordu pantolonunun altına? Bütün bu sorular ‘Robin Williams neden öldürdü kendini? ’ye kadar gider.

Bazen tek yapamadığımız şey yaşamaktır. Ölmesini dahi bilmeden yaşamak. Oğuz Atay’ın bütün canım insanları da kabul etmiştir bunu zaten. O canım insanları da, sahibini de unutmamak dileğiyle…

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
New York Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri Sahiplerini Buldu!

1936 yılından bu yana düzenlenen New York Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri, bu yıl da sahiplerini buldu. New York'taki gazete, dergi ve...

Kapat