Orhan Veli ve Sait Faik | Ölümsüz Dostlar

Edebiyatımızın 2 önemli ismi, öykümüzün üstadı Sait Faik ve şiirimizin devrimcisi Orhan Veli… Bu iki büyük isim arasındaki sıcak dostluğu bilmeyenimiz yoktur. Yılların eskitemediği, araya mesafeler uzaklıklar girse bile birbirinden kopmayan, birbirini hep hatırlamış mektup arkadaşıdır ikisi. Yan yana geldiklerinde hayatın feleğini çalmayı bilen, aynı masada aynı şişeleri devirmiş iki yoldaştır.   Bir de buna uzun yıllar boyunca sanatla, edebiyatla beslenen bir bağ eklenince daha da ölümsüz oluyor bu dostluk. Misal, onlar şimdi aramızda değiller ama biz hala onların yüce dostluğundan bahsedip bundan feyz alabiliyoruz.

Büyük sanat adamlarının aşkları gibi dostlukları da büyüktür. Biz ne kadar anlatırsak anlatalım, hiçbirimiz onların yüce dostluğunu onların kendi yazılarındaki kadar güzel anlatamayız. Sait Faik, Yeditepe’de yayımlanan 1951 tarihli yazısında şöyle anlatıyor:

“Bana soruyor:
‘Balıkların yüreği var mıdır?’

Sabahattin’in motordayız, çaparimizde sopa gibi kolyozlar.

‘Olmaz olur mu be!’

‘Yoktur işte.’

‘Yüreksiz yaşanır mı?’

‘Bizim bildiğimiz manada değildir onların kalbi.’

Kolyozlar sandalın döşemelerini dövüyor. Ben onu alaya alıyorum. Balıkların al kanını gösterip:

‘Kan nereden çıkar öyleyse?’ diyorum.

‘Sen lakırdıdan anlamazsın ki…’ diyor.

Birkaç gün sonra Hachette Kitabevi’nde bir ansiklopedinin balıklar hakkında bir forması elime geçiyor. Daha ilk satırlarında balıkların kan deveranı sisteminin bizimki gibi olmadığını, yalnız şiryanların yahut veritlerin girip çıktğı iki hücreli bir kalpleri olduğunu öğreniyorum.

O Boğaz’ın akıntılarını, balıkların yüreğini, ağların boyasını, yellerin koyu balıkçı ağzıyla isimlerini, neleri bilmiyor yahu.

Bir yerde okumuştum bir Fransız gazetecisi birçok sevdiği arkadaşının ölümünden bahsederken bir türlü mazi sıygasını kullanamıyordu. Onun için bu sıygayı ben de kullanamıyorum. Gazetelerde romanları çıkan, makaleleri döşenen, dergilerde şiirleri alt alta dizilen ne kadar sağlar var ki onlardan istediğimiz kadar ‘dı,dı’ , ‘mış, mış’ diye söz açabiliriz. Hepimizden günün birinde ‘dı,di’ diye konuşulurken, ondan her zaman halin içinde konuşulacak. Dilimin usta, tatlı, çok az gelmiş şairlerindendir, canım Orhan!

Perapalas’ın arka taraflarında Haliç’e bakan kanepelerde oturuyoruz. Ne güzel bir bahar günü amanın. Çingene kızları geçiyor. Aralarından biri, bana :

‘Çakır, falına bakayım mı?’

‘İstemem.’

Daha sonra Orhan’a dönüp:

‘Senin mektepli?’

Cebinceki on kuruşu aranıp duruyor bulamıyor. Bana:

‘Tasla on kuruş’ diyor. Sonra, çingene kızına :

‘ Ama sen bakmayacaksın fala, ben seninkine bakacağım.’

Bir fal bakıyor çingene kızına, kızın ağzı bir karış.

Mustafa’nın meyhanesinde Kavaklıdere’nin başındayız.

‘Sence en büyük şair kimdir Orhan?’

‘Fuzuli’

İkinci şişenin bardağındayız.

‘Fuzuli’den sonra?’

‘Fuzuli de kimmiş?’ diyor, ‘Bırak, o da avuç açmışlardan.’

Ben yanımdaki, dilimin hiç avuç açmamış şairine bakıyorum.

‘Dilimin en büyük şairi sensin.’ diyorum.

Diyorum ama hafifçe alay etmiyor değilim. Çakıyor kerata.

‘Hadi oradan, it.’ diyor.

Ömründe küfür etmemiş, çelebi Orhan Veli’yi nihayet kızdırabildiğime memnunum. Hayır kızmamıştır. Sahiden iyi şair olduğunu söylediğime kızmıştır.

Bardaklarımız boştur.

‘ Açık beyaz şaraptan bir tane daha doldur, Mustafa.’ ”

-Yeditepe 1.12.1951

 

 

1 Comment

  1. Albert Camus

    04 Aralık 2014 at 04:46

    İyi bir yazar olacaksın, iyi bir reklamcı değil.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Oscar Ödüllü Oyuncu Tom Hanks, Öykü Kitabı Çıkarıyor!

Dünyaca ünlü, Oscar Ödüllü oyuncu Tom Hanks, öykülerini derlediği 'Uncommon Type: Some Stories' adlı kitabı okuyucuyla buluşturuyor. Oyunculuğunun yanı sıra...

Kapat