Ortaçağ-Modern Çağ İşbirliği: Rönesans Tablosu Gibi Fotoğraf!

Yıl olmuş 2018… Yıllar geçtikçe sadece rakamların değiştiği klişe bir cümle ama devamında da farkındalık yaratan bir cümle. Mesela; yıl olmuş 2018 biz hâlâ Rönesans’tan kopamadık, üstüne bir de hayranlığımız her geçen gün artıyor. Kendim kurdum diye demiyorum ama haklı bir cümle oldu sanırım. Farkındaysanız günümüz sanat anlayışı da her şeyde olduğu gibi modernleşme ile biraz evrimleşerek dijital ortama doğru geçiş yapıyor. Bu dijital ve teknik çalışmalar sonucu ortaya çıkan eserlerin dışında klasik tuval üzerine resim çalışmaları da yok değil. Fakat materyaller o kadar ilerlemiş durumdaki boyasından fırçasına hepsi ayrı, hepsi farklı olduğu için resmin de boyutu değişiyor. Sosyal platformlarda yüzlercesi ile karşılaşıyoruz. İşte bu dijitalliğin ve çeşitlenmenin içinde bugün bile hayranlıkla baktığımız bir Rönesans Dönemi var.

Şöyle bir geriye dönüp baktığınızda Rönesans’ın resim dünyası bambaşka bir dünya. Öncesine baktığınızda ise henüz iki boyuttan öteye geçemeyen sanatçılar ve eserleri boy gösteriyor. Sonra bakışlarınızı tekrar Rönesans’a çevirdiğinizde perspektifin “kralları” ile tanışıyorsunuz. Gotik sanatında resim; koyu renkli, perspektiften yoksun, mekansız ve hiyerarşik düzendeki insanlara ev sahipliği yapan bir haldeydi. Süper kahramanımız Rönesans, bütün enerjisiyle bu bohem havayı dağıtmış, kuvvetli kollarıyla resmi; üç boyuta, mekana ve sıcak renklere taşımıştır. Dinsel konuların yanında portre ve gündelik yaşam da tablolarda yerini almıştır.


Resim 2: Michelangelo Buonarroti – The Creation of Adam (Adem’in Yaratılışı)

Peki bu süper kahraman adından hâlâ nasıl söz ettiriyor, neden açılmamak üzere tarihin tozlu sayfalarındaki yerine bırakılmıyor? Çünkü Rönesans tarihin sayfalarında kaybolamayacak kadar önemli izler bıraktı. Kişisel bir yorumdur; üstüne daha da iyisi gelemedi ve sürekli kendini hatırlattı. Nasıl mı? Tabi ki Rönesans tablosu gibi fotoğraflarla, Rönesans “caps”leriyle, Rönesans mizahıyla… Elbette ki Rönesans’ın hatırlanmasındaki temel noktalar bunlar değil ama şu anda temel noktalardan daha etkinler. Anlayacağınız Rönesans bile dijital dünyaya uyduruldu. Çünkü ülkenin her yerinden mizah akıyor. Bir gün yolda yürürken yanınızdan geçen kedi bile espri yaparsa şaşırmayın derim.

Genel bir değerlendirmeden sonra esas meseleye gelelim. “Rönesans tablosu gibi fotoğraf!” benzetmesini irdeleyelim biraz. Günümüzde neden böyle bir motto kullanıyoruz? Açıkçası bunun belli sıralanacak kuralları yok ama ben gözlemlediğim kadarını sıralayacağım:

1. En önemli sebebi tabii ki çağ farkının olması. Orta Çağ’ın ve sonrasındaki insanın yaşam tarzının tablolara yansıyan kısmının bugüne oranla çok farklı olması bize garip geliyor. O günün normal görünen olayları bize bugün absürt gözükmekte… Bu yüzden garip, sıradan olmayan bazı fotoğraflara bu yakıştırmayı yapabiliyoruz.

2. İnsanların yüzündeki ifadeler tam bir olay… Donuk, ifadesiz, düşünen, dünyadan ve yaşamaktan bıkmışçasına bakışlar, tabloların vazgeçilmezleri. “Neden böyle anlatsana biraz”, “Kız deme öyle”, “Ay yeminlen bunaldım”, “Kardeş n’apıyon korktum”, cümlelerini yakıştırdığımız o mükemmel ifadelerin sanırım hepimiz farkındayız. Dünle bugünü harmanlıyoruz. O günü, bugüne yakıştırarak hayatımıza katıyoruz. En basit ifadeyle “yorum” katıyoruz. Genellikle ya dizi, film sahnelerine, fotoğraflara tablo benzetmesi ya da tam tersine tablolara günümüz film, dizi benzetmelerini yapıyoruz.

Yukarıdaki resim; Giovanni Bellini’nin “Madonna and The Child (Meryem Ana ve Çocuk)” eseridir. Sizce de tablo “Bir de böyle çek kanka.” izlenimi vermiyor mu? Tabii bunları söylerken Bellini’nin affına sığınıyorum.

Yukarıdaki resim; Vittore Carpaccio’nun “Saviour Blesses The Four Apostles (Kurtarıcı Dört Havariyi Kutsuyor)” tablosundaki Hz. İsa, “Neden at mı var arkamda?” diyen Mecnun’un Rönesans’taki hali gibi değil mi? Bu arada bilmeyenler ve merak edenler için ilgili sahneyi aşağı bırakıyorum:

3. İşte temel nokta… Bazı fotoğraflar şans eseri, Rönesans’ın bazı güzellik ve simetri kurallarına uyuyorlar. Rönesans sanatçıları genel olarak “Altın Oran (Golden Ratio)” kuralını ya da Fibonacci dizisinin görsel desteğiyle altın oranı birlikte kullanarak eser vermişlerdir. “Kazara Rönesans” dedikleri bu fotoğraflar da altın orana uyuyorlar. Bu yüzden “Rönesans tablosu gibi fotoğraf” kategorimizin demirbaşları bu fotoğraflar oluyor. Yani bize Rönesans tablosu izlenimi veriyorlar. Bakınız birkaç örnek:


4. Genel olarak Rönesans tablolarına baktığınızda bir olay canlandırması vardır. Bu olay canlandırmalarında figürler rastgele değil bir misyon yüklenerek yerleştirilmişlerdir. Her karakterin, her nesnenin bir olayı, bir manası vardır. Bu yüzden de ifadeler ve hareketler bu misyona göre şekillenir. Bir karakter elini kaldırıyorsa, biri başını öne eğmişse, biri elinde bir hayvan taşıyorsa, biri kutsal bir kişinin yanında yer almışsa, birinin bakışları kızgın birinin üzgünse, bir melek tablonun altında bir melek gökyüzünde yer alıyorsa gibi aklınıza gelecek onlarca meselenin, hepsinin bir anlamı vardır. Bir örnek verecek olursak bir tiyatro sahnelenişi gibi diyebiliriz. Ama tepkiler, yaşananlar gerçektir, doğal akışın içindedir. İşte bizim Rönesans tablosu gibi fotoğraf dediğimiz nokta aslında burada başlar. Eğer bir fotoğrafta karakterlerin misyonu varsa, dizilimi rastgele değilse yani bir pozisyonu varsa, her bir karakter her bir nesne bize doğal akışın içinde bir mesaj veriyorsa, ilginç bir yüz ifadesi takınmışsa bingo! Buyurun size Rönesans tablosu gibi fotoğraf!


Bu gözlemlerimin yanına eminim sizin de ekleyecekleriniz olacaktır. Bunlar gibi belki onlarca madde daha sıralanabilir. Ama zannediyorum ki hepimiz üçüncü ve dördüncü maddelerde buluşuyoruz. Aslına bakarsanız Rönesans dışındaki bir dönemin tablosuna baktığımızda da bizde uyandırdığı duygular, onları benimsememizin ve yorumlamamızın en can alıcı noktası. Bir tablo, bir heykel, bir müzik eseri… Gördüğünüzde, duyduğunuzda sizde uyandırdıkları, düşündürdükleri, hissettirdikleri… Ne tarif edebilirsiniz ne de tarif etmeden durabilirsiniz. Kimi bunu mizahi yönünü kullanarak yapar kimi sayfalarca cümleler sıralayarak. Sonsuz, sayısız çizilmiş yollar ve bu yollardaki insanlar… Sanat bi’ acayip “dünya”… Bu dünyada kendi yolunuzu kendiniz çizmeniz dileğiyle, iyi yolculuklar!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Edebiyatta Yemeğin Yeri ‘Yemek-Öykü, Yemek-Edebiyat İlişkisi’ Başlıklı Söyleşide!

'Yenilir Bu Hayat' adlı kitapta yemeği ve edebiyatı bir araya getiren 12 öykü üzerinden bu kez 'Yemek-Öykü, Yemek-Edebiyat İlişkisi' İthaki...

Kapat