Oryantalist Bir Başkaldırı: Halil Cibran

“Sırtını güneşe çevirirsen, gölgenden gayrı bir şey göremezsin. Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar.”

“O, Batı’yı kasıp kavuran ilk Doğulu fırtınadır.” diyor Amerikan Başkanı Woodrow Wilson, Lübnanlı şair için. Bir Amerikan başkanından bu sözü duymak başta şaşırtıcı gelse de Cibran, birçokları için bundan çok daha fazlasıdır. O, döneminde İncil’den sonra en çok satılan kitap The Prophet/ Ermiş’i okuyan herkesin içini kasıp kavurmuş, modern çağın peygamberi ilan edilmiştir.

halil-cibran-sozleri-3

6 Ocak 1883’te Lübnan’da doğdu Cibran. Çocukluğu uçsuz bucaksız yeşil alanlar ve uzun ırmaklar arasında geçti.  Bu doğal ortamın verdiği sakinlik, ileride şiirlerinde ve resimlerinde de kendini gösterdi. Küçüklüğünden beri hep durgun ve düşünceliydi.  Sekiz yaşına geldiğinde babası ile ilgili sorunlarından dolayı idealist bir kadın olan annesiyle birlikte Amerika’nın Boston eyaletine yerleşti.  Burada annesi seyyar satıcılık yaparak ailesine sahip çıkmaya çalışırken o da göçmenlere yardım amaçlı çalışan hayır kurumlarının desteğiyle okula başladı. İngilizceyi buradaki resmi eğitim dili olması sebebiyle öğrendi. Annesinin modern düşüncelere sahip çağdaş bir kadın olması ve öğretmenlerinin ilgisiyle Cibran’ın sanatla olan bağı bu dönemde derinlik kazandı.

Öğretmenlerinin desteği ile dönemin sanat camiasında ünlü bir isim olan Holland Day ile tanışma fırsatı bularak kendini sanatın kalbinde buldu. Day’in desteği, sanat çevrelerince Cibran’ın tanınmasında rol oynadı. Ne var ki aile bireyleri geleceği için endişe duydu ve eğitimini tamamlaması gerektiğine karar verdiler. Eğitim için Beyrut’a gitti ve orada İngilizce ile beraber Arapçasını da geliştirerek Arapça İncil’i inceleme fırsatı yarattı kendisine. Arapça İncil, onu üslup bakımından çok etkiledi ve bu etkinin yansımaları ileride eserlerinde de kendine yer buldu.

Cibran’ın uzun saçları, garip tavırları ve her zaman kendinden emin hali; okuldaki gerek öğretmen gerek öğrenci herkesin dikkatini çekiyordu. Bu çekim o kadar güçlüydü ki Arapça öğretmeni onu “kabına sığmayan bir ruh, asi bir zihin,  gördüğü her şeyle dalga geçebilen bir göz ve sevgi dolu ama kontrollü bir kalp” olarak tanımlıyordu.

halil-cibran-sozleri-2

Bu kontrollü kalbin iplerini eline almayı başaran ilk kadın Josephine Peabody oldu. Day’in bir sergisinde tanıştığı bu genç kadınla mektuplaşmaya başladı. Josephine; Cibran’dan “genç ermişi” diye söz ediyor, onun üslubundan çok etkileniyordu. Cibran için de Josephine çok önemli bir anlam teşkil ediyor; onunla olan bağı, şairin hayatında çok önemli bir yer kaplıyordu. Hatta bu yer, en önemli eserim dediği Ermiş’i ona adayacak kadar mühimdi genç sanatçı için. Cibran aralarındaki bu saygın bağı evlilik ile süslemek istese de Josephine, Cibran’ın teklifini reddedip bir başkasıyla evlendi. Ne var ki bu evlilik dostluklarını zedelemedi. Josephine kocası aracılığıyla dahi Cibran’ın sanatına destek verip sergi açmasına yardımcı oldu.

fred-holland-day

Fred Holland Day

josephine-peabody

 Josephine Peabody

Josephine’in rolünü bir süre sonra Mary Haskell üstlendi ve sanatçının yazar kimliğinde büyük etkiler bıraktı. Mary, Cibran’dan yaşça büyük güçlü bir kadındı. Cibran için hem finansal hem duygusal desteğini hiçbir zaman esirgemedi. Aralarındaki iş birliği Cibran’ın artık eserlerini direkt İngilizce olarak yazmasına olanak sağladı. Mary ile olan birlikteliği ikisini de entelektüel anlamda besledi. Mary’nin günlüklerinde bu ilişki on yedi yıl boyunca övgüyle dolu sayfalarda anlatıldı. Cibran bu dönemde Arapça olarak üç kitap çıkardı. Özellikle üçüncü kitabı olan Asi Ruhlar büyük tepki uyandırdı ve Cibran’ın dinden aforoz edilmesine sebep oldu. Bu durum onu endişelendirdi ve sanat eğitimi almak üzere Paris’e gitti. Paris’te Blake’den daha sonra tanışma fırsatı bulduğu Rodin’den çok etkilendi. Resim alanında kendini geliştirdi hatta adının önüne ressam sıfatı koyacak işlere imza attı.

halil-cibran-tablolari-2

ressam-halil-cibran

halil-cibran-tablolari

halil-cibran-cizimleri

Bu sürecin ardından Cibran önce Deli (The Madman), ardından Ermiş (The Prophet)’i yayımladı. Ermiş’i en büyük başarısı olarak gören Cibran şöyle demişti:

“Lübnan’da bu kitabı yazmayı ilk kez tasarladığımdan beri bir tek günüm bile Ermiş’siz geçmedi. Kitap benim bir parçam haline gelmiş gibiydi. Metni yayımcıma teslim etmeden önce tam dört yıl elimde tuttum. Çünkü emin olmak istedim; içindeki her sözcüğün kendimden verebileceğim en iyi sözcük olduğundan emin olmak istedim.”

halil-cibran-sozleri

Halil Cibran’ın hayatından bahsederken anılması gereken bir diğer önemli husus şüphesiz ki hiç bir zaman görme fırsatına erişemediği aşkı May Ziyade’dir. May Ziyade, Arap edebiyatının ilk kadın yazarıdır. Bu aşk yirmi yıl sürecek kadar uzun soluklu bir mektuplaşma sürecine gebe olmuş, ancak iki sevgili birbirlerini hiçbir zaman görememişlerdir. Ayrılık ise Halil Cibran’ın 1931’deki ölümüyle gerçekleşmiştir.

“Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun? Denizin gel-gitinden korkuyor musun? Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum.’’ (Mektuplardan alıntı)

May Ziyade; Cibran’ın ölümünün ardından “Hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim ve hiçbir kitapta bir varlığın bu çektiğim kadar büyük bir acıya katlanacak gücü bulacağını okumamıştım.” Der, Dr. Joseph Ziyade’ye yazdığı mektupta.

may-ziyade

May Ziyade

mary-haskell

Cibran’ın çizimiyle Mary 

Cibran’dan Alıntılar:

* Ne gariptir ki toplum olarak aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana; yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız.

* Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil. Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?

* Bunlar kelimelere dökülenlerdi. Fakat pek çok şey, söylenmemiş olarak kaldı; çünkü en derin gizemini açıklayamazdı.

* Anlayışlı olan beni anlayışlı, aptal olan ise aptal bulur. Bence ikisi de haklıdır

* Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde ve nedenini bilmeden kederlendiğinde; işte o zaman büyüyen her şeyle beraber büyüyecek ve üst benliğine uzanacaksın.

* Eğer kış; baharı yüreğimde saklıyorum deseydi, ona kim inanırdı?

* Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat arkana bakma. Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de.

* Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğü ve anlaşılmazlığın güvenliğini. Bizi anlayanlar, bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.

* Ama siz ey anamın oğulları! Siz aciz ihtiyarlar olarak doğmuşsunuz; sonra başlarınız küçülmüş, cildiniz çekilmiş böylece çamurda yuvarlanan, birbirine taş atan çocuklar olmuşsunuz. Böyle olurken hiç mi utanmadınız?

* Sana açıkladıklarında değil, açıklayamadıklarındadır insanın gerçeği. Bu yüzden onu tanımak istediğinde söylediklerine değil söyleyemediklerine kulak ver.  Söylediklerimin yarısı anlamsızdır ama diğer yarısı anlaşılsın diye söylüyorum bunları.

* Yalnızca bir kez naçar kaldım: “Sen kimsin?” diye soranın karşısında.

kahlil-gibran-aniti

Üstünden geçen onca zamana rağmen eskimeyen, güzelliklere ilham olan tüm yaşamlara saygı ve sevgiyle…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
David Lynch’in Hayatı Belgesel Yapıldı!

David Lynch'in hayatını anlatan "David Lynch: The Art Life" adlı belgesel, ilk gösterimini Venedik Film Festivali'nde yapıyor. Mulholland Drive, Blue...

Kapat