Ötesinde Düşünmek, Düşlemek / Saba Melike Belkıs Doğar

“Yaşam gördüğünün ötesinde”. Kitabın  ismi bile tefekkür etmeye çağırıyor. Mesela kadın ve erkek deyince aklımıza ilk olarak  ateş ve barut  tabiri geliyor değil mi? Aşk geliyor mesela? Peki ötesinde ne var bu aşkın? Hiç düşündünüz mü? Hiçlik! Yaradılıştan evvel hiçlik vardır ve bu sonsuz potansiyeldir diyor yazarımız. Öyle güzel kaynaklarla örnekler veriyor ki yazımın devamında belirteceğim üzere almış olduğu eğitimlerinde hakkını veriyor. Yazar alelade bahsetmiyor kelimelerden. Bilgisi ve eğitimi olduğu birçok konu açısından ele alıyor kelimeleri. Her kelimenin bir hikayesi var kitapta. Mesela birlik kelimesi Çin kozmolojisinde taiji olarak geçiyormuş. Birlikten sonra zıtlık açığa çıkıyor, zıtlık ya da çiftleşmeye de yin yang deniliyormuş. Ying ve yang’ın çoğalması milyarlarca varlığın oluştuğunu, hiçlikten insanın var olduğunu, sonra bu tek nefsin çiftleşerek kadın ve erkeği oluşturduğunu belirtiyor. Oluşan insan ise tek bir halde bulunmuyor.

“Hepimiz kendi dünyamızı oluşturuyoruz ,her “hal”imizle. Ve ismin her “hal”ine ihtiyacımız var, çünkü bazen belirtmeli, bazen yönelmeliyiz, bazen bulunmalı, bazen ayrılmalıyız… Akışı değil yaşamın ritmini takip ettiğinizde hangi “hal”de olacağınızı bilirsiniz. Eğer döngülere kapalıysa algılarınız ve başkalarının yönlendirdiği akışa kapıldıysanız, bir “haller”de olursunuz ve ısrarla o  “hal” de kalmak istersiniz ki bu “hal”den size ne yaşamınıza fayda gelir“ diyor sevgili  Saba Melike Belkıs Doğar. Yazarın söylemine göre ölüm meleği, transformasyonu, yani değişimi simgeler. İnsan dönüşüm için kendini sevmeyi öğrenmelidir. Bu kendini bulma meselesi bence tüm egolardan, nefisten ve küçükken dayatılan, toplumca dayatılan öğretilerden uzaklaşarak, araştırmak, bedenimizi dinlemek, ruhumuzu dinlemekten geçer. Hiçbir şey yapmadan öylece durup nefesini izlemek aslında düşüncelerini izlemektir. Mükemmel olma çabası zihnimizin ruhumuzu geçici bir süre de olsa tamamlanmış hissedebilmemiz adına kurduğu bir oyun. Bu sizi endişe halinden, panik atağın farklı hallerine kadar götürebilir. Bu yazıyı okuyorsanız deprem olmadan zihninizdeki artçı sarsıntıları dikkate alın ve ruhunuzla gerçekten ilgilenin. Dünyamız bizim algılarımızla şekillenir. Aslında her şeyi tersten yapıyoruz. Hayatı bazen akılla değil, kalple görmek gerekir. Kalbin gözüdür, aklın yolunu aydınlatan. İnsanoğlu en önemli şeyi, sezgilerini unutmuş durumda. İletişim araçları çoğaldı ama iletişim azaldı. Özellikle en önemlisi, kendimizle olan iletişimimiz azaldı. Sevmek önce özümüzdekini bulmaktan başlıyor. Çünkü o her şeyin özünde.

Tolteklerin bilgeliği diyor ki;

 “Bireysel özgürlük arayışında,kendinizi sevme arayışında yapabildiklerinizin en iyisini yaptığınızda aradığınız şeyi bulmak an meselesidir. Ayağa kalkın ve insaniyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin, iyileştirin. Bedeninizin kendini iyi hissetmesini sağlayın. Bu bedeniniz için bir puja’dır. Bu,siz ve Tanrı arasındaki iletişimdir.” Gelelim yazarın belirttiği hallere. Kendimizi hep mükemmel  olabilmek üzerine, her gün biraz daha tamamlanmak üzere programlamıyor muyuz? Halbuki insan halden hale giren bir yapıya sahiptir. İnsan ne zaman ölür? Yüreği hissedemediğinde, her sabah uyandığına pişman olduğunda, her gününü üzerine bir şey katamadan bitirdiğinde, kısacası ruhu yaşarken öldüğünde.

“Ruh ve beden hayat yolculuğunda  kutsal evliliği ararlar, kendi kutupsallıklarında. Ruh dokunmak ister kendine ve yaşama, yaşamın her formunda. Yaşam sevgidir ve dokunmak ister… ” Öyleyse bu sefer bir çiçeğe farklı dokunun, tanımlamadan, canlılığını hissederek.

Bu kitap tam bir meditasyon kitabı. Okurken çok keyif veriyor. Zorlu bir kitabın yanında bile okunabilir. Akıcılık güzel. Yaşam ve insan üzerine bir şiir sanki. Yol ortasında duruyoruz, burası son mu yoksa başlangıç mı ?diyor Saba Melike Belkıs. Bir kitabı okuduktan sonra mutlaka yazarını ve kitapla ilgili merak ettiklerimi araştırırım. Anlamsal bir bütünlük kurmaya ,yazarın iç dünyasını,çıkış noktasını keşfetmeye,yazılarına yansıyan duygularının sebeplerini puzzle gibi birleştirmeler yaparak bulmaya çalışırım.Öncelikle yazarın ismi dikkatimi çekti. Çünkü her insan dünyanın bir minyatürüdür Ve bir insanı keşfe çıkmak bir yıldızı keşfetmek gibidir. Yazarın deyimiyle öykücüydü her insan. Ben de bu öykücünün ismiyle araştırmaya başladım. Saba Melike Belkıs’tan, Kur’anda Sebe suresinde Sebe Melikesi olarak bahsedilir. Aynı zamanda Mesnevi ve birçok kutsal kitapta da Hz. Süleyman ile olan hikayelerle geçmektedir. Günümüz Habeşistan ve Yemen topraklarında tarih öncesinde hüküm sürdüğü varsayılan Saba krallığının hükümdarı, İncil’e göre ise Güneyin kraliçesi. Rönesans ve Orta Çağ’daki tasvirleriyle de metaforik olarak kendini gösterir. Popüler kültürde ise ‘bu böyle ise bende Saba kraliçesiyim’ şeklinde bahsi geçen ifadeye inanılmaması anlamında da kullanılır.Yazar gerçekten de ismi kadar mitolojik ve mistik bir yaşama sahip.Bu kitap öylesine yazılmış değil,belli ki içselleştirilmiş öğretilerin içine sığmayan bir ışık gibi yayılmak istemesinden  oluşmuş. Yazar esasen İngiliz dili ve edebiyatı mezunu. Fakat 1999 yılında her insanın hayattaki asıl amacı olması gereken kendini arama ve yaşamı keşfetme yolculuğuna başlayarak metafizik konulara yöneliyor. Douglas Forbes’tan insanın bireysel potansiyelini keşfetmesine yardımcı olan Human Pin Code sistemini  sistemini öğreniyor. Tai chi, bioenerji, aile dizimi ve kuzey geleneği beden enerjisi uygulamalarını, Feng Shui master  eğitimini, Çin Astrolojisi ve I Ching İmparatorların Kehanet Sistemi eğitimlerini ve daha nicelerini alarak yaşamını keşfetmeye başlıyor.

Kitabın içinde  birçok kitaptan alıntı da var, bu noktada yazar kitap önerileri sunarak  spritüel kitaplarla ilgili kütüphane oluşturmanıza vesile oluyor. Unutmayın her şey bir şeyle başlar. Siz değişirseniz dünya değişir ve enerjiniz dalga dalga yayılır.

İlknur Öztulum
Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakultesi mezunu.
Piyano öğretmenliği yapıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kuzeyi Cami, Güneyi Kilise : Fethiye Müzesi

İstanbul'un Fatih semtinde bulunan bu kilise 13. yüzyılda Doğu Roma Dönemi'nde yapılan Pammakaristos Manastırı'na aittir. Kentteki Latin egemenliği son bulunca eski...

Kapat