OYALANMA, TELAŞLAN, DÜŞÜN!

Var olan şeyler yoktu aslında. Altay Öktem bunun farkına vardığında hayatını şekillendirmeye başlayacaktı. Kendini doldurmak için boşluklarını tıka basa doldurup sonra ölecek yeri kalmayan bir adam Öktem. Soyadının kökleri güçlü ve korkusuz olmasına dayanıyor. Herkesin gördüğünü bir başka boşluktan görmek, o boşluktan başka bir fener tutmak belki de. İstanbul doğumlu. Askeri lisede kuralları ve uyumu öğrenip, tıp fakültesinin zorluklarını gördükçe ters köşeye meyleden bir şair. Sokakta yaşamak kadar sokağı anlamak çoğu zaman derdi. Yoğun okul hayatı sonrası edebiyatla nefes alabilmek bir bakıma. Öğrendiği tıp bilgilerini dahi edebiyatın boşluklarına yedirebilecek kadar da iyi bir gözlemci. Daha realist o ölçüde.

Mizah dergilerinde kara mizah ve iğneleyici, kendi deyimiyle çuvaldız elinde dolaştığından da oklar üzerinde. Varoluşçu felsefe onun konforlu yatağı olmuş. Kendini attığı gibi rahat etmiş oracıkta. Şiirle başladığı yazar hayatında ilk ödülü de şiirden. 1988. İlk ‘Dönemeç’ kendisi için bu.

Posta ile gönderilecek kadar emekli işleri o zaman okuyucu değerlendiriyor. Muzaffer İzgü ile kısa bir anısı var. Şair öğrenciyken İzgü ile tanışıp sohbet ettiğinde İzgü’nün yanına gelen hayranlarından biri kendisine şiiri sorduğunda Öktem’i göstererek ‘Şair varken bana konuşmak düşmez’ der. Oradan onurlanan ve gururlanan belki de içindeki kıvılcıma odun ekleyen bir yazar Öktem. Onurlandırma ve takdir etme, yüreklendirme; Öktem için vazgeçilmez. Gençlerle iyi anlaşması, onlara e-posta ve sosyal medyadan cevap vermesi yazarı dinç ve dinamik tutuyor. Fikirlerin zamanla eskiyebileceği ve onlardan öğrendiğini de sürekli ifade ediyor.

Şiir sonrası deneme ile mizah dergilerine Öküz ve Penguen’e eserler bırakıyor. Kalıcı yani bu dünyada. Bu yüzden midir ki bir şiirinde ‘Tanrı bana uğramadı bu gece.’ diyor. İçinde genişleyen bir boşluk var ve bu boşluğu doldurdukça doyum sağlıyor. Öktem, yazan kişilerin ciddi yaralarının olduğu ve bunu ifade edebildiği ölçüde gerçekçi ve iyi eserler ortaya koyabileceğini düşünüyor. Popüler olan şeylere de iğne ipliği var. Düşünmeyi ve irdelemeyi olumsuz etkilediği, tüketici olmaya neden olduğu için güvenli ve kolay buluyor. İnsanlar aynı şeyleri yapmaktan zevk alırlar çünkü bu onlar için güvendir, diyor. Değişik olan her şey ise zor geliyor. Yeni bir şeyler deneyimlemek, aslında risk almak.

Edebiyat dünyasının kedisi Altay Öktem. Girilmemiş delikleri eşelemek, dokunulmamış toprakları kazımak ona iyi geliyor. Farklı olmayı farklı olmamaktan öğrenmiş olması da ironi. Bir adam düşünün düzen, tertip ve Hipokrat’tan çok şey öğrenmiş; sonra içine düştüğü boşluğu içine balonla inmiş. Psikoloji ve ruh çok önemlidir fakat yazar için fizyoloji de çok önemli. Herkesin baktığından farklı bakması da bu yüzden. Yani biri düşüp kalkıp devam ederken, Öktem bunu hem kendi düşme deneyimleri ile bağdaştırıyor. Hem kanın oraya toplanmasındaki tüm elemanları tanıyor hem de adrenal tüm gücün farkında. Bu onun hayal dünyasını geliştiren ve dönüştüren bir zenginlik. Aşırı olarak algılanan şiirlerine ‘Hayatımdaki ölüler, dirilerden fazla.” diyerek de cevap veriyor. Bunu x bilinmeyeni, yine ruhani boyuttaki ölüm olarak algılayabilirken tıbbi boyutunu atlayabilir. Öktem burada uyum güçlüğünü varoluşçuluk ile plan yapmadığı, doğal olarak ve kendini salarak ifade ediyor. ‘Değişen bir şey yoktu aynı yerlerdeydik…’ aynı mısrada sizi diyar diyar gezdirirken düşündürebilen bir yazar. Ondaki karaciğer ya da kalp yetmezliği değil, “Ya mürekkebime yetecek düşüncem kalmazsa?” sendromu. Ulaştıkça daha fazlasını istemek. Hayatımızda asıl var olan mutsuzluğu mutluluk ile nasıl yer değiştirdiğimizin de üstünde duruyor. Yani hayat bir kardiyografi ise aslında çıkıntılarımız mutluluk, geri kalan teferruat; adına stabil ve mutsuzluk denen… Bu noktada Öktem için Everest bir maden ocağı. İçine kalan madenleri bulmak ise onun işi. Okurunu bu noktada şaşırtan, diri tutan ve sürekli düşündüren bir yazar. Son kitabı Thomas Düşerken’i okuduğunuzda da hayatın ne kadar tersten geldiğini ne kadar iyi yorumladığını anlayacaksınız.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü Oya Baydar’a Verildi!

Her yıl Türkiye ağırlıklı bir esere verilen Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü'ne bu yıl Oya Baydar layık görüldü. Kenize Murad’ın başkanlığını yaptığı...

Kapat