Parfümün Dansı İle Ölümsüzlüğe Dair: “Hafifleyin!”

“Pancar, sebzelerin en keskinidir.”

Her şey pancarla başlar. Pancar melankoliktir, ıstırap çekmeye onun kadar meraklı başka bir sebze daha yoktur. Suç yerine geri dönen katil gibidir pancar, vişnenin havuçla işi bittiğinde ortaya çıkan şeydir. Rasputin’in de en sevdiği sebzedir aynı zamanda. Tüm bunların üzerine ise, eski bir Ukrayna atasözü: “Pancarla başlayan hikaye şeytanla biter.” der. Tom Robbins 1985 yılında tüm bunları göze alır ve yazmaya başlar bu büyük ölümsüzlük serüvenini.

Parfumun-Dansi-İle-Olumsuzluge-Dair-Hafifleyin-1
Hikaye, Alobar adında bir kralla başlar. İnsanların birbirini öperek değil burunlarını birbirine değdirerek sevdiği bir zamandır bu. Koca, heybetli bir kralın beyaz bir saç teli uğruna ölüme gönderilebildiği bir zaman. Doğuda bir yerdir; bilgeliğin olduğu bir yer. Beyaz saç telinden ve zehirli yumurtadan kaçar Alobar, ölümsüzlüğe doğru koşar hikaye boyunca.

Bir gün, uzandığı çimlerden güneşin sıcaklığı ve bununa gelen kötü bir kokuyla uyanır. Kokuyu takip eder ve Pan’a varır. Pan, belden aşağısı tüylü ve kuyruklu, belden yukarısı ise insan ve erkek olan, kötü kokulu, boynuzlu, çiftleşmeye meraklı, keçi ayaklı bir ilahtır. Serüven boyunca eşlik eder ona; Pan, kokusu ve salgıları. Sonrasında Kudra’yı katar kendine; ölümsüzlük yolundaki arkadaşını, kamasutra ve koku bilgesini. Nympha’ları, Bandoloop’ları, yaşama dair tüm sihirleri keşfederler beraber. Suyun, cinselliğin, sevginin yüceliğini keşfederler. Yüzyıllar boyunca sürer gider bu keşif, doğudan başlayıp günümüz Seattle’ına, Paris’ine, New Orleans’ına yani Yeni Dünya’ya, batıya ulaşana dek. Bir Mardi Gras gününde ise dünyanın tüm kokuları parfüme dönüşür, ardından yine pancara ulaşır hikaye ve her şey pancarla, başladığı gibi biter.

“Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin ve saf bir yüzümüz vardır. İçimizdeki evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur. Ama yavaş yavaş, bizi, ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir. Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız.” der Tom Robbins ve pancardan almamız gereken esas dersi de verir. Sonunda ise siz tüm bunların ne anlama geldiğini anlarsınız.
Yunan mitolojisinin Aristo, İsa ve Descartes yüzünden gücünü yitirip kaybolmuş, terk edilmiş tanrısı Pan dışındaki tüm karakterler, Tom Robbins tarafından yaratılmıştır. Hedonist tanrı Pan ise günümüzde sadece bu postmodern eserle ve heykelleriyle yaşamaya devam etmektedir.

Bilgelik ve ölüm-yaşam diyalektiğiyle felsefeyi; toplumsal çağrışımlarıyla; sosyoloji ve siyaseti eleştiren, naif ve mizahi bir anlatımı var Tom Robbins’in. Bu serüvende, Alobar’dan, Kudra’dan, Priscilla’dan,  kötü kokulu Pan’dan ve hatta Wren’den dahi öğreneceğimiz çok şey var, yalnızca nefes almaya değil de gerçekten yaşamaya dair. Bu arada kitaptaki en önemli kelimenin pancar değil; “erleichda” olduğunu anlayacaksınız. Yani, hafifleyin!

Kitap, Ayrıntı Yayınları’nda basılmakla beraber çevirisi de Belkıs Çorakçı Dişbudak’a aittir. Tom Robbins’in eşsiz ölümsüzlük hikayesini siz de okuyun bir an önce ve çokça sevin. Satır aralarında gizlenmiş olanlara ulaştıkça, bitmesini hiç istemeyeceksiniz. Keyifli okumalar…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Neva Nehri üzerindeki 42 adaya yayılan, zarif bir şehrin sansasyonel fotoğrafları

Rusya’nın ikinci büyük, Avrupa’nın da dördüncü büyük kenti olan St. Petersburg sokaklarındayız. Neva Nehri üzerindeki 42 adaya yayılan zarif bir...

Kapat