PERA’DA TARİHE TANIKLIK ETMİŞ ÜÇ HEYBETLİ YAPI

Sokakta yürürken hiç durup yukarıya bakma ihtiyacı hissettiğiniz oluyor mu? O heybetli binaların arasından geçerken ne hissediyorsunuz?

Beyoğlu’nda oteller bölgesinde dikkatimi çeken iki farklı ve heybetli otel var ki; yanlarından her geçtiğimde kapıdan içeri girip o kalabalık sokakları dışarıda bırakma ihtiyacı hissettiriyor. Bunlardan biri şüphesiz meşhur romanlara konu olmuş ve 1895 yılında tam anlamıyla hizmete açılmış olan Pera Palas Oteli.

Türkiye üzerinde ilklerin yaşandığı bir otel olan Pera Palas, hizmet verdiği süre boyunca sayısız olaylara tanıklık etmiş. Cinayet romanlarının en ünlü yazarlarından biri olan Agatha Christie, Şark Ekspresi ile geldiği İstanbul’da Pera Palas’ta konaklama fırsatını bulmuş ve Şark Ekspresi’nde Cinayet adlı romanını da burada yazmış. Atatürk de Pera Palas’ta 101 numaralı odada konaklamış ve daha sonra bu oda müze olarak Atatürk’ün 100. yaşı şerefine hizmete açılmış. Alfred Hitchcock ve Ernest Hemingway de bu otelde konaklayan önemli isimler arasındaymış.

Mimar Alexandre Vallaury (1850-1921), Orient Express yolcuları için tasarlamış burayı. Yolcuların adresi Beyoğlu, yani Pera. Arkeoloji Müzesi, Osmanlı Bankası, Emek Sineması-Cercle d’orient, Büyükada Rum Yetimhanesi, Haydarpaşa Mekteb-i Tıbbiye ve Tokatlıyan Oteli gibi pek çok yapıda imzası bulunan Vallaury; bu eserinde Osmanlı kültürü ile Batı’yı kaynaştırmayı tercih etmiş. Hollywood’un efsanevi ismi Greta Garbo da burayı tercih eden isimlerden biri. Ayrıca otel, saray dışında ilk elektriğin verildiği bina olarak tarihe geçmiş.

‘Black Week Festival’ adı verilen etkinliğe de tanıklık eden Pera Palas, her yıl kasım ayında iki gün, Agatha Christie okurlarını ve edebiyatseverleri ağırlıyor. Romanlara konu olması vesilesi ile kullanılan mekan, adını dünyaya unutturacağa benzemiyor.

Pera Palas gibi Avrupa standartlarındaki ilk otellerden bir diğeri ise; Tepebaşı’ndaki Büyük Londra Oteli. Pera Palas gibi Orient Express’in yolcularını ağırlayan bu otel, 1891 yılında konut olarak inşa edilmiş ardından ise otel olarak kullanılmaya başlanmış. 1919 yılında Yunan Dandria Ailesi binayı satın alarak otel olarak işletmeye başlamış. Otel 1967 yılında da Antakyalı Hüzmeli Ailesi tarafından satın alınmış ve hala İbrahim Hüzmeli tarafından işletiliyor.

Tanıklık ettiği olaylar, ağırladığı konuklarıyla kent kültüründe önemli bir yer tutan bu otel, Glavany (Kallavi Sokağı’na adını veren) Ailesi’nin konağının yerine yapılmış. Mimarı ise Semprini. Ön cephesindeki iki kadın heykeli de geçerken gözlerimizi kamaştırıyor.

Dünyaca ünlü yönetmen Fatih Akın’ın da vazgeçemediği bir yer burası. Nice film sahnelerine mesken olmuş. Sezen Aksu da bir klibinde mekan olarak burayı kullanmış. Otel, kırmızı renklerin hakim olduğu bir dekorasyona sahip. İçeri girdiğinizde tavandan sarkan kocaman avizelere bakarken film sahnesindeymiş gibi hissediyorsunuz. Yazları teras açık. Meşhur çay saatleri de otelde süregelen bir gelenek. Terasta düğün yapanlar dahi var. O muhteşem Haliç manzarasına kim hayır diyebilir ki? Kışları dış kısım kapalı olduğundan, birkaç gün önceki ziyaretimizde, iç kısımda ağırlanıyoruz. Otelin adına yakışır bir ‘çay saati’ gerçekleştirmek de bize düşüyor. Büyük kuş kafeslerinin yanındaki kırmızı ve koyu yeşil kanepelere oturarak atmosferin tadını çıkarıyoruz.

Köşede bir piyano.
Diğer koşede ahşap bir askı.
Soba da cabası…

Otelin bu nostaljik havasını asla kaybetmemesini umarak Beyoğlu’nun kollarına atıyoruz kendimizi.

Tarih demişken, Tokatlıyan Oteli’nden bahsetmeden geçemeyeceğim.  Eskiden, Tarabya Koyu’nun kuzey uç bölgesinde, bugünkü Büyük Tarabya Oteli’nin bulunduğu yerde yükselen otel, Beyoğlu’ndaki  ünlü Tokatlıyan Oteli’nin yazlık kısmı olarak inşa edilmiş. Otel’in ilk işletmecileri Tokat’tan İstanbul’a göçen “Tokatlıyan” Ailesi’ymiş. Ermeni kökenli aile ilk olarak İstanbul Kapalıçarşı’da yalnızca et ve pilav satan bir lokanta açmış. Daha sonra işler büyüdükçe, aile reisi Mıgırdıç Tokatlıyan, Tarabya koyunda bugünkü Tarabya Oteli’nin bulunduğu yerde ‘Cafe Restaurant de Paris’i çalıştırmaya başlamış ve mekan kısa zamanda popüler olmayı başarmış.

Bu meşhur ailenin esas önemli işletmesi Beyoğlu’ndaki ünlü Tokatlıyan Oteli’ymiş. Tarabya Koyu’ndaki otel de daha sonra Beyoğlu’ndaki otelin yazlığı olarak faaliyette kalmış.

Beyoğlu’ndaki Tokatlıyan Oteli 19.yüzyılda İstanbul sosyetesinden birçok isme hizmet ettikten sonra, 1950’lerde yerine iş hanı yapılmak üzere yıkılmış.

Tarabya Tokatlıyan ise 1954`te yanmış ve yerine Büyük Tarabya Oteli inşa edilmiş.

Tarihi dokusu git gide bozulan şehrimizde, varlığını sürdürmeyi başarmış bu yegane yapıları, bulduğunuz ilk fırsatta ziyaret etmenizi diliyorum. Güneşli havalarımız azalsa da havalar soğusa da görülmeye değer yerleri erkenden keşfetmekte fayda var. Önümüzdeki hafta sonu için, buraları ajandanıza not etmeyi unutmayın!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Andy Warhol’un Yağmur Makinesi Geri Döndü!

İlk kez 1989 yılında Andy Warhol tarafından tasarlanan yağmur makinesi, Los Angeles County Sanat Müzesi kurucu küratörü ve Warhol’un arkadaşı...

Kapat