Raşel Meseri İle Keyifli Bir Söyleşi

Üniversitede sinema okuduktan sonra uzun yıllar reklamcılık yapan, belgesel ve kısa filmler çeken ve çocuk kitapları yazan Raşel Meseri’nin, yetişkinlere yönelik ilk romanı Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları Delidolu Yayınları etiketiyle yayımlandı. Fantastik ve absürt öğelerle bezeli olan roman, genç bir kızın varoluşunu anlamlandırmak amacıyla çıktığı bir yol hikayesini anlatıyor. Kitap, “Büyümek hiç bitmeyen bir süreç; yetişkinlik ise bir yanılsama!” mesajını büyülü bir dille veriyor.

Yazar Raşel Meseri ile kitabı ve sanat serüveni hakkında konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?

İzmirliyim; 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sinema okudum. Uzun yıllar reklamcılık yaptım. Mesaili çalışmanın dışında kaldığım anda belgesel/kısa filmler çekmeye, çocuk tiyatro oyunları ve çocuk edebiyatı alanında üretmeye başladım. Şimdiye kadar yayımlanmış yedi çocuk romanım var. Yakın bir zamanda Aylin Kuryel’le birlikte yazdığımız Türkiye’de Yahudi Olmak bir Deneyim Sözlüğü kitabıyla kurmaca alanın dışına da çıkmış oldum. Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları, yetişkinlere seslenen ilk romanım.

 

Daha önce hiç girmediğiniz yetişkin edebiyatı alanına sizi iten neydi?

2016 yazıydı. İnsanı bunaltan ve neredeyse kaynama noktasına getiren bir yaz sıcağı yaşanıyordu İzmir’de. Bu yetmiyormuş gibi, bir de başka bir ülkede yaşayan ve tezini bitirmeye çalışan kızımın bu sıkıntılı döneminde yanında olamıyordum. Ona en azından moral vermek için onu gülümsetecek, ara verdiğinde kafasını dağıtacak bir şeyler yazmaya karar verdim. Ve Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları’nın ilk sayfaları bu şekilde ortaya çıktı. O yazı son yılların en serin yazı olarak geçirdiğimi söyleyebilirim, ne de olsa köpekbalıklarının kayıp şarkılarını aramak için dolaşıp duruyordum.

Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları’ndan bahseder misiniz biraz?

Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları, hemen ve dümdüz anlatılabilecek kitaplardan değil. Özetle şunu söyleyebilirim; fantastik ve absürt öğelerin bulunduğu, şaşırtıcı sayılabilecek birçok karakter ve çeşitli canlı figürler eşliğinde bir kişinin varoluşunu anlamak/anlamlandırmak kaygısıyla yol aldığı yaşam macerasıdır. Kitap aslında hayatın farklı etapları olarak da algılanabilecek dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde, birinci tekil şahıs ağzından, adı hiç anılmayan bir karakter tarafından, köpekbalıklarının kayıp şarkılarının izinde, dünyanın (belki de kendi ömrünün) fazları ve kurtarılması çabası anlatılıyor. Kahramanın kâh bilgece bir “feylesoflukla” kâh çocuksu bir absürtlükle takip ettiği “Zanzibar ilkeleri” de romanın gizli omurgasını oluşturuyor. Kitap boyunca yetişkinliğin bir tür yanılsama olduğu fikri, kimi zaman bir yetişkinin bakış açısıyla kimi zaman da bir çocuk algısıyla işleniyor. Farklı oldukları varsayılan bu iki bakışı, çocuk ve yetişkin kategorilerini geçişli kılarak sorguluyor ve çocukluk ile yetişkinliğin yapay sınırlarını kaldırmaya çalışıyor aslında.

Kitapta yer alan “Zanzibar ilkeleri” üslubu ve içeriği ile çok dikkat çekici ve yaşadığımız çağa dair etkili tespitler ortaya koyuyor. Bu ilkeler nereden doğdu?

Toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel kuralları, her bireyin sınıfsal konumunu doğduğu andan itibaren sabitlediği gibi, onun nasıl bir birey olması gerektiğini farklı yöntem ve kurumlarla dayatıyor da. Sistemin bu dayatmalarını anlamak ve akabinde dışına çıkabilmenin yollarını bulmak gerekir; birey olmayı öğrenerek, önemseyerek ve de bireyler arasındaki dayanışmayı ve örgütlenmeyi gözeterek. Zamanın bize ayrılan kısmı olan yaşadığımız ömür de gayet boğucu ve hatta sıkıcı olmaya teşne bir şey… Sürekli deneyimlenen bir takım genel bilgileri ve olayları nasıl anlatabiliriz? Veya gözümüzün önünde sürekli cereyan eden olayları görünmezlik pelerininden çıkarıp düşünsel melekeleri gıdıklayarak tekrar görünür hale nasıl getirebiliriz? Bu ilkeler bu şekilde doğdu.

Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları’nı diğer eserleriniz arasında nereye koyuyorsunuz?

Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları’nın şimdiye kadar yazdıklarımın içinde kaçınılmaz olarak çok farklı bir yeri var. Öncelikle yetişkinleri de hedefleyerek yazdım bu metni. Ancak bir yetişkinin, savunulduğu gibi sadece yetişkin olmadığını düşünüyorum. Tıpkı bir çocuğun sadece henüz büyümemiş bir insandan ibaret olmadığını düşündüğüm gibi. Karşı kutuplarda görünen, konuşlanan ve iş bölümü yapan yetişkin ve çocuk bireyler birbirlerine biraz kulak verdiklerinde çokça ortak noktaları olduğunu görürler. Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları kitabını, bu yüzden, ortalarında bir uçurum olan iki zirvenin birbirlerine bakmaya başlaması gibi düşünüyorum. Bu nedenle Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları’nın yaşa takılmadan geniş bir yaş gurubuyla bulaşacağını düşünüyorum.

Sizin sanatla ilişkiniz edebiyat ile sınırlı değil. Başka alanlardaki çalışmalarınızdan da bahseder misiniz?

Köpekbalıklarının Kayıp Şarkıları kitabımı yazmayı bitirdikten ve demlemeye bıraktıktan sonra, kitapla ilişkimi bitirmeye henüz hazır olmadığımı fark ettim. Bu nedenle kitabın kapağını ben çizsem nasıl olur diye resim yapmaya başladım. Kapak resmini tamamladıktan sonra kitabın içinde yer alan dört ana bölüm başlığını resmetmeye başladım. Kendimi durduramıyordum. Kitabı yazarken günde nasıl ki yedi, sekiz saat yazı yazıyordum, bu kez benzer saatleri resim yapmaya ayırmaya başladım. Ana bölümlerin resimlerini tamamlamak da kesmeyince bu kez benim için önemli olan kitabın sekanslarını çizmeye başladım. Böylece kendimi yapmaktan alıkoyamadığım bu eylem, yirminin üstünde resimle sonuçlandı. Artık içim rahatlamış, kurtlarımı dökmüştüm. Resim yapmak benim her ihtiyaç duyduğumda sığındığım bir kurtarıcım gibidir.

Yazın alanı dışında belgesel ve kısa filmler de çekiyorum. Nihan Şengül ile birlikte “İzmir Deniz Çocukları” ve Nitsa Çikurel  ile birlikte “Sadece Adı Kaldı Elimizde: Kortejolar”  gibi İzmir’in tarihi belleğini konu eden iki film çektik. Bu iki çalışma dışında, toplumsal cinsiyet konusunu bir kuaför salonunda didikleyen  “Saç Boyama:45 Dakika” “İstila”, “Hayat Bilgisi “Dikkat, Feminist Var!” kısa film projelerinin de yapım ekibi içinde yer aldım.

Zanzibar ilkeleri

– Çok garanticilik, özgür beyni bozar.

– Korku, insanı korkunç yapar.

– Her deneyim özeldir ve biriciktir.

– Bir erkeği tanımak istiyorsan bir kadınla nasıl ilişki kurduğuna bak. Ayrıca daha da tanımak istiyorsan, bir erkekle nasıl ilişki kurduğuna da bakabilirsin!

– Kral, kral gibi düşündüğünden kral olmaz, kral olduğu için kral gibi düşünür.

– Ne kadar çok şey biliyorsan bir o kadar daha bilebilirsin.

– En büyük erdem, insanın korkusuz, değişimlere açık ve kendine karşı dürüst olmasıdır.

– Doğa hiçbir sırrını karşılıksız vermez.

– Tanımaya başladığında herhangi bir canlıyı, onu sevmek zorunda kalırsın.

– İhtiyacı olan insanı, kurumuş bir kuyunun başında yalnız bırakma asla.

– İçinde mülkiyet duygusu olan sevgiden kaçınmak gerekir.

– Önemli olan sözün kime değil, ne için verildiğidir.

– Yapamadığını yapanlara minnet duy!

– Hiç kimsenin hakkını yeme, yoksa şişmanlarsın!

– Düşünmeden kullandığımız her laf bizi sıradanlığın bataklığında kurutur.

– Çok sevmek çok sevilmeyi gerektirmez.

– Bilginin azı da çoğu da korkutucu olmaz.

– Önyargılar düşüncenin barajlarıdır.

– Canlıların birbirlerine yakınlık duymaları ancak ve ancak birbirlerini eşit görmelerinden geçer.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Yönetmen Emir Kusturica Kırım’da konser Verecek!

Dünyaca ünlü Sırp yönetmen Emir Kusturica, bu kez müzisyen kimliğiyle sevenlerinin karşısına çıkıyor. Kusturica, kurduğu 'The No Smoking Orchestra' adlı...

Kapat