Resimdeyim Ama Resim Değilim /Bruce Davidson

Gettolarda, sokak isyanlarında, metrolarda, karanlık odalarda dolaşan bir adam, Bruce Davidson. Amerikalı fotoğrafçı Davidson, kuşkusuz 20. Yüzyılın en önemli fotoğraflarına imza attı. 60’lı yılların başında Sivil Haklar Hareketi’nin eylemlerini fotoğraflayan sanatçı, sokakları tüm gerçekliğiyle yansıttı.

Davidson’un önemli projelerinden biri de 1959’da Brooklyn Gang’dı . Bir gün, Brooklyn’de bir sokak kavgası hakkında bir makale okudu ve ertesi gün Josci adlı bir grup gençle tanışmak için Prospect Park’tan ayrıldı. En ünlü fotoğraflarından birinde sigara makinesinde kendine bakan Kathy adında bir kadın vardı.  Fotoğrafladığı bu kadının, daha sonra kendisini av tüfeğiyle vurması Davidson’u çok etkiledi.

“Buzdolabında kırmızı ışık vardı, bu yüzden soğuk tavuk yiyebilir ve aynı anda fotoğraf basabilirdim.”

Brooklyn Çetesi’ni fotoğraflama sırası geldiğinde ise korkuyordu, ancak hiçbir şey onu bu maceradan alıkoyamadı. Doğu Harlem’deki 100. cadde en önemli getto alanıydı. Çocukları, evleri, aşıkları yoksulluğu kadrajına alarak ayrı bir hikaye yarattı.

“Belgesel, fotoğrafçılıkta sadece geride kalıyor, resimde değilsiniz, yalnızca kayıt yapıyorsunuz. Resimdeyim, inan bana. Resimdeyim ama resim değilim. “

Davidson, 80’li yıllarda New York’un metrolarını arşınlamaya başladı. Çünkü büyük şehrin metroları, tıpkı bir kültür alanı gibi envai çeşit sunar insana. Bruce Davidson bu kültür alanının farkındaydı ve gecesini gündüzünü bu alanı fotoğraflamakla geçirdi.  Bu fotoğraflama beş yılı aşkın bir süreyle devam etti.  Sanatçı çoğunu siyah-beyaz zıtlığından yararlanarak oluşturduğu fotoğraflarında, yalın ve gerçekçi bir dil yarattı.

  “Metro fotoğrafları için kendimi adeta askeri düzene soktum. Diyete girdim ve her sabah parkta koşamaya başladım. Çünkü her sabah metro için ağır kamera ekipmanı taşımam gerekiyordu. Bunun için bir atlet gibi olmalıydım. Başıma bir şey gelirse dahi bunu atlatabilme ihtimallerini düşündüm. Her sabah dikkatli bir biçimde; lensler, flaş ışığı, filtreleri ve aksesuarları toplayıp yola koyuldum.

Yanımda bir de küçük bir çakı taşıyordum. Tabi, bazı durumlarda gerekli olacağını düşündüğüm için para da ceplerimdeydi. Metronun gecesi gündüzü olmaz, her anı tehlikelidir. Yolcular bana baktığında kendimi fotoğraf makinesi boynunda dolaşan bir turist gibi hissediyordum. Metroda insanlar arasında bir duvar kuruludur ve o sınırı geçmek zordur. Genellikle kişiye yanaşır: “Affedersiniz. Metro için  bir kitap yapıyorum ve bir tane fotoğrafınızı çekmek istiyorum, size bir baskısını göndereceğim” derim.  Hayır cevabını alsam da bundan vazgeçmem. Bazen dayamayıp çeker, sonra da özür dilerim.”

Sevil Ateş
MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Gerçek Sevgi Çıkarsız Olandır/ Erıch Fromm

Sevmiyoruz! Evet, hem de hiçbir şeyi sevmiyoruz. Kendimizi bile… Yaşamın getirdiği pek çok şeyi sorgulamadan hayatımıza sokuyoruz ve bununla mutlu...

Kapat