Romanda Gerçeklik Etkisi Nasıl Sağlanır?

Gustave Flaubert, Madam Bovary’de betimlemelerini dış ve iç mekân dâhil olmak üzere kahramanlarının dış görünüşlerine de yer vermiştir. Aynı romandan bir alıntı şu şekildedir: “… Barometrenin altındaki piyano…” Bu alıntıda “piyano” burjuva yaşam standardını belirtmek açısından kesinlikle gerekli olabilir. Peki ya barometre? Okuyucu piyanonun üzerinde duran bir barometrenden gerçekten haberdar olmak zorunda mıdır? Barometrenin oradaki varlığını bilmek okuyucuya ne katacaktır?

Roman türünün Daniel Defoe, Samuel Richardson ve Henry Fielding ile başladığına inanılıyorsa bu isimlerin 17. yüzyılda Yunanistan, Orta Çağ ve Fransa’daki düz yazı kurmaca yapıtlardan farkı nedir?

romanda-gerceklik-etkisi-nasil-saglanir-madame-bovary

Bu farklılığın belli bir yörede ve belli bir dönemde ortaya çıkışının sebebi var mıdır?

Şüphesiz ki bu isimlerin yapıtları, kendilerinden önceki romans (özellikle Ortaçağ şövalyelik sistemini anlatışıyla karakterize olmuş anlatı) türünden “kopuş”ları söz konusudur. Ortaya çıkan bu isimlerin bir deha mı olduğu yoksa bu türlerin bir rastlantı sonucu mu ortaya çıktığı tartışılabilir.

Romanı diğer türlerden (destanlar, masallar, mitler, efsaneler vb.) ayıran en belirgin özellik, “gerçekçilik” kavramı olmuştur.

Romanda gerçeklik olgusunu sağlamak için pek çok yöntem kullanılabilir ve kullanılmıştır da. Tüm bu yöntemlerin anlamlı olup olmadığı değerlendirilebilir.

Peki, romandan önceki yapıtlarda gerçeklik kavramı yok muydu?

Roman, her türlü insan yaşantısını betimler ve romanın gerçekliği, sunduğu yaşam tarzından değil, onu sunuş tarzından kaynaklanır.

Modern gerçeklik, bireyin duyuları yardımıyla gerçeği keşfedebileceği görüşünden yola çıkar ve roman, bireyci ve yenilikçi yönelimi en iyi yansıtan türdür. Romandan önceki edebi türler, örneğin Rönesans’a ait epik şiirler, tarihsel olaylardan veya masallardan yararlanmaktaydı. Bireysel yaşantıyı ve hakikati ele alan roman, bu yüzden yeniydi.

Roman yazarı, insan yaşamına sadık kalan kimsedir. Yine önceki türlerden trajediye bakıldığında, romandan daha eski bir tür ve kurallara bağlı bir tür olmasına rağmen gerçeklik etkisi tam anlamıyla yansıtılamıyordu.

Romanın biçimsel kurallara bu denli bağlı kalmayışı, belki de, gerçekçi olabilmek adına ödediği bir bedeldir.

Daniel Defoe ve Samuel Richardson’a dönülecek olursa, onlar, Shakespeare ve Milton’dan farklı olarak, konularını mitolojiden almamışlardır. Aynı şekilde Balzac da mitolojik konuları saf dışı etse de, zamanın yazarları tarafından saf dışı edilmiş ve çabası gereksiz görülmüştür.

Oysa aynı dönemlerde, geleneği yansıtmak yerine bireysel yaşantıyı kaleme almak yaygınlaşıyordu ve bireysel yaşantı “gerçeklik” kavramıyla tam anlamıyla uyuşuyordu. Defoe, Richardson ve Fielding, tam anlamıyla, gelenek dışı konuları işlediler ve gerçeklik etkisini de bir bakıma yakalamış oldular.

Romanda Karakter Yaratma ve Arka Planın Sunuluşu

Bireysel yaşantıya ait olaylar seçildikten sonra geriye kalan kahramanları belirlemek olacaktır. Romanla beraber, eskiden olduğu gibi genel insan tipleri anlatılmaktan vazgeçilmiş, olay örgüsü tek tek kişiler etrafında ve koşullarda gelişmeye başlamıştır.

Romanı diğer türlerden ve kendisinden önceki kurmaca biçimlerden ayıran nokta, kahramanların bireyselleştirilmesi ve çevrelerinin ayrıntılı bir şekilde sunulması olmuştur.

Birey Olarak Kahramanın Sunulması

Kahramanın birey olarak sunulması, gerçekçi düşünme yeteneğini artıran bir diğer etkendir. Örneğin, romanla beraber, kahraman günlük hayatta adlandırılmaya başlanmıştır. Birey olarak her kişinin “tikel” kimliği “özel adı”, ilk kez romanda yerini bulmuştur. Önceleri adlar, “karakteristik” olarak seçilmiştir. Tarihsel adlar veya tipleşmiş adlar tercih edilmiştir. Bazen de kahramanların sadece adları olmuş, soyadları olmamıştır, zaman zamansa gerçek dışı özel, fantastik adlar kullanılmıştır. Robinson Crusoe, Sir Charles Grandison, Tom Jones gibi kahramanların sahip oldukları soyadlar ve unvanlar, gerçekçilik etkisini artırmıştır. Roman kahramanları, belli bir zaman ve mekânın, belli bir noktasında var olmuşlar ve kişilik/ gerçeklik kazanabilmişlerdir.

Romanda-Gerceklik-Etkisi-Nasil-Saglanir-Robinson-Crusoe

Zaman

Roman, geçmiş yaşantıları, şimdiki eylemin nedeni olarak değerlendirir. Bu da gerçekliği artıran bir diğer eylemdir. Kahramanlarsa zamanın etrafında ve zamana bağlı olarak değişir ve gelişir. Örneğin, günlük yaşam gerçekte ağır ilerse de romanda daha hızlı bir akış sağlanır. Roman, yapısı gereği, çok iyi düzenlenmiş bir zaman ölçeğine ihtiyaç duyar.

Defoe gibi yazarlar ise, tarihsel süreç olarak bireysel yaşamı en geniş açılımlarıyla yansıtmışlar, yaşam öyküsel perspektiflere yer vermişlerdir. Aynı şekilde Richardson da, romanlarına yerleştirdiği her mektuba zamanı belirten başlıklar atmış, gün ve saatleri de belirterek gerçeklik etkisini diri tutmuştur.

Mekân

Trajedi, komedi ve dram gibi eski türlerde mekân, silik olarak izleyicinin/okuyucunun karşısına çıkar. Romanlarda ise mekânsal bağlamda canlı ayrıntılara yer verilmiş ve fiziki dünya betimlenmiştir. Örneğin, okuyucu, Robinson Crose’un yaşadığı adayı tüm ayrıntılarıyla çok iyi bilir, buna giysileri ve eşyaları da dâhildir.

Roman türünde, doğadan çok iç mekân betimlemeleri ön plana çıkar. Yine örnek olarak, Tom Jones’ta yer alan şato betimlemesi ve Londra yolculuğunda kullanılan yer adları verilebilir. Bu örneklerle insan, bütünüyle, fiziksel ortamı içerisine yerleştirilmiş ve gerçeklik etkisi sağlanmıştır.

Dil

Romandan önce dil, örneğin Antik Çağ’da, dinleyiciyi “inandırma”yı değil onda “hayranlık uyandırma”yı amaçlamaktaydı. Yani dil bir bakıma estetik bir amaca hizmet etmekteydi.

Roman türüyle beraber, edebiyat türüne özgü metaforların kaybolması söz konusudur. Şiir ile düz yazıyı iç içe geçirmeyi amaçlayan eski gelenek yavaş yavaş bir kenara bırakılmıştır. Eski gelenekte üslup, işlenen konuya uygun düşecek şekilde süslense de romanla beraber gelişen yeni gelenekte, sözcükler gösterdikleri nesnelere uygun düşecek şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

Romanda dil, göndergesel işlevde kullanıldığı için de, romanın ait olduğu dilden diğer dillere çevrilmesi de kolaylaşmıştır.

Yazının başında belirttiğimiz “barometre”ye geri dönecek olursak… Piyanonun üzerinde duran barometrenin romanda gerçekliği sağlamak adına belirtildiği söylenebilir. Gustave Flaubert ve daha birçok yazar, anlatılarında gerçeklik etkisini sağlamak adına en ince ayrıntısına kadar mekan tasvirlerine bolca yer vermişlerdir.

Oturup düşünüldüğünde bazı tasvirler, betimlemeler biz okurlara gereksiz veya sıkıcı gelebilir. Hatta kimi zaman da bunlar anlamsız bulunabilir.

Anlatıda her şeyin anlamlı olduğu savunulabileceği gibi anlamsızlığı da savunulabilir. Anlatısal dizimde bazı anlamsız dizimler mevcut olsa bile bu anlamsızlığın da bir anlamı olduğu aşikârdır. Betimlemeler ve “gerçeklik” adına kullanılan her ilke, edebiyatın kurallarıyla kesinlikle açıklanabilir.

KAYNAKÇA

WATT, Ian- BARTHES, Roland, (2002). Roman ve Gerçek Etkisi,  İstanbul: Don Kişot Yayınları.

ERKMAN, Fatma, (2010). Edebiyat ve Kuramlar, İstanbul: İthaki Yayınları.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
STONE FACE “BUSTER KEATON”

       Seyrine kapıldığım ender isimlerden duvar surat. Duvar surat diyorum o bu lakabın hakkını verip, adını sinemaya kazıyan...

Kapat