Rönesans Dönemi Mimarisi

Rönesans, kelime anlamı olarak “yeniden doğuş, canlanış” demektir ve bu akımla eski Yunan ve Roma kültürünün, Orta Çağ kültürünün ardından yeniden canlanması fikri güçlenmiştir.

Giotto’dan beri İtalya’da yayılmaya başlayan bu hareket, Roma ve Antik Yunan medeniyetlerinin kültür unsurlarının yeniden ele alıp incelenerek sanat, bilim ve edebiyata yansımasıdır aslında. 15. yüzyılda İtalya’da başlayarak 16. yüzyılın ilk yarısında tüm Avrupa’ya yayılmıştır.

Orta Çağ’da hakimiyet sürmüş olan skolastik düşünceden bunalan sanatçılar, sanatın sadece dini amaçlara hitap etmediğini kanıtlama düşüncesindeydiler. Orta Çağ’ın skolastik felsefesini yaratan ve yöneten din adamlarına karşın Rönesans’ın bilim insanları, “hümanizm” akımını başlattılar. Dante ve Petrarca‘nın öncülük ettiği bu akım birçok entelektüelden de destek gördü. Hümanizm yaratıcılık ve doğaya üstün gelme mücadelesini temel alan bir anlayış olarak Orta Çağ’da benimsenen “İnsanın ilk günahının kefaretini ödeme”  ve bu biçimde yaşamaya devam etme fikrini çürütüyordu. Rönesansla birlikte dinin sanat ve toplum üzerindeki etkisi azaldı. Sanatçılar eserlerine imza atmaya, din dışında yapıtlar vermeye ve doğaya ait betimlemeler yapmaya başladılar. Rönesansın ilk evresi olarak adlandırılan Floransa’daki Erken Rönesans hareketi, sanatçıların bireysel yenilik arayışları olarak değerlendirilebilir.

Rönesans, hepimizin kafasında canlandığı gibi var olan bir İtalya’nın içinde doğmamıştır. 1400’lerde bu anlayış yayılmaya başladığı sıralarda, İtalya yarımadası boyunca dükalıklar, cumhuriyetler ve krallıklar bulunmaktadır. Bu kent devletleri sürekli bir rekabet halindedir ve bu rekabet dönem dönem hasar verici silahlı çatışmalara da neden olmuştur. Aslında o dönemde İtalya ve Sicilya’nın güney yarısı bir süre boyunca İspanya’nın uydu krallığı olarak varlığını sürdürmüştür. Orta İtalya bölgesinde ise tamamen dindışı bir krallık olarak papa tarafından yönetilen Papa Devletleri vardır. Toplumda; bilim, edebiyat ve sanat gibi kültürel ögeleri belirleyen bu unsurlardaki değişim , Floransa’yı yöneten tüccarlar, özellikle de Mediciler tarafından büyük destek görmüştür.

Tanrının kusursuzluğunu simgeleyen daire formu , Rönesans tasarımcıları için çekici bir formdur. Bu nedenle daire ve kare, kilise planlarının ideal formları olarak kabul edilmiştir ; bununla beraber yeni kentlerin planında bile dairesel şemalar uygulanmıştır. Antonio Avellino, destekleyicisi Sforzinda’nın adıyla anılan yeni bir kent modeli tasarlamıştır; bu  kent planı merkezdeki pazar yerinden ışıyan caddeleriyle sekizgen bir yıldız şeklinde tasarlanmıştır. O sıralar İtalya’da oluşan siyasal sorunlar nedeniyle hiçbir kent inşa edilememiştir. 1593’te Venedik Cumhuriyeti Palmanuova’nın yapımına başladığında bu plan benzerinde bir ideal kent inşa etmiştir. Bu Venedik’in kuzeydoğusunu Türklerin saldırılarından korumak amacıyla yapılmış bir hisar kentidir. Vincenzo Scamozzi tarafından tasarlandığına inanılan kent, dokuz uçlu bir yıldız şeklindedir ve merkezi, depodan savaş araç gereçlerinin herekli yerlere kolayca ulaştırılması gibi bir amaca hizmet etmiştir.

Rönesans döneminin mimarisinin ana yapı malzemesi taştır fakat yükseltilmiş kubbelerde tuğla kullanılırken sütunlarda ve dekorasyonda genellikle mermer malzeme kullanılmıştır. Orta Çağ’da yoğunlaşan kilise yapılarından farklı olarak Rönesans döneminde sosyal içerikli yurt binaları, sivil yapılar(saray, köşek vb.) yapılmaya başlanmıştır. Rönesans döneminde, resim ve heykelde de olduğu gibi mimaride de derinlik etkisi verilmeye çalışılmıştır. Pencerelerde iç içe açılan kemerlerler, kubbelerde yüksek kaburgalar ile sağlanmıştır.

Rönesans’ta yaşanan ilk mimari değişim Brunelleschi (1377-1446) ile gerçekleşir. Gotik üslubu çok iyi bilen Filippo Brunelleschi’nin, klasik mimarinin inceliklerini öğrendikten sonra Floransa’da gerçekleştirdiği yapılar günümüzde bile hayranlık uyandırmaya devam etmektedir. Mekanları kubbelerle kapatma yollarını bulmuş ve bunu başarıyla uygulamıştır. Üslup olarak eski üslubun etkileri hissedilse de yeni teknikler kullanmıştır. İlk mimari eseri olan Floransa Katedrali(1420-1436) Roma’daki Panteon Tapınağından sonra en büyük ve en anıtsal kubbeye sahiptir. Teknik olarak bu katedralin kubbesi klasik bir tasarım değildir. Fazla biçimsel veya bezeme özelliklerine sahip olmasa da kubbenin boyutu onun bir Rönesans yaratımı olduğunu anlatmaya yeter ve büyüklüğü açısından da Roma mimarisine özgüdür. Dik ve sivri profile sahip kaburgalı kubbe yapısında Gotik etkiler hissedilir. Oysa sanatçının 1421 yılında gerçekleştirdiği St. Lorenzo Kilisesinde Gotik etki tamamen kaybolmuştur. Bu kilise daha sonra Michelangelo’nun yapacağı Medici ailesinin mezar kilisesi için de bir örnek niteliğindedir. Pazzi Şapeli, Öksüzler Yurdu, Pitti Sarayı ve St. Lorenzo Kilisesi Brunelleschi’nin eserlerinden bazılarıdır.

florence-katedrali-ronesans-mimarligi

Floransa Katedrali , Brunelleschi

florence-cathedral-ronesans-mimarligi

Floransa Katedrali , Brunelleschi

saint-lorenzo-brunelleschi

St. Lorenzo – Brunelleschi

Bir diğer Rönesans mimarı ise Leon Battista Alberti’dir. Sanatçı,kiliseler yerine daha çok sivil yapılara ağırlık vermiştir. Alberti Antik mimari kurallarına bağlı bir mimardır ve Alberti’ye göre bir yapının güzelliği oranlar arasındaki uyuma bağlı olarak kabul edilebilirdir. Floransa’da yapmış olduğu Rucellai Sarayında gösterişli bir cephe görülür ve Roma mimarisinin kemerli pencereleri cephelerde yer almıştır. Rönesans mimarları, birçok örnekte görüldüğü üzere inşaat yapabileceği yeterli açık alana sahip olmadığından tercihen klasik merkezi planı, gotik bazilika planına uydurmak zorunda kalmıştır. Alberti de bu sorunla 1450-1461 yılları arasında San Francesco Kilisesi’ne yeni bir dış cephe yaparken karşılaşmıştır. Eski kilise duvarları boyunca Alberti, Roma’daki Colosseum’un kütleselliğini anımsatan yeni bir duvar yaratmıştır ve kilisenin sonunda Roma zafer takından türetilmiş bir giriş planlamıştır.

rucellai-sarayi-leon-battista-alberti

Rucellai Sarayı – Leon Battista Alberti

san-andera-leon-battissa-alberti

San Andrea – Leon Battista Alberti

san-andrea-leon-battissa-alberti

San Andrea – Leon Battista Alberti

Basilica-Sant-Andrea-Mantova

San Andrea – Leon Battista Alberti

İtalyan yüksek Rönesans mimarisinin temsilcisi olan Donato Bramante’nin yapılarında ise anıtsal ve sağlam bir dış görünüşe rastlarız. Yapıların içinde de geniş bir mekan etkisi yaratılmıştır. San Pietro Kilisesindeki Haç planlı yapının Haç kollarının kesiştiği yerde büyük bir kubbe yer almasını planlamıştır fakat Bramante’nin ölümünden sonra bu kubbeyi Michelangelo tamamlamıştır. Bu yapı günümüzde Vatikan Papalık Kilisesi olarak kullanılmaktadır.

Santa-Maria-delle-Grazie-donato-bramante

Santa Maria Delle Grazie – Donato Bramante

[ File # csp11292669, License # 2505190 ] Licensed through http://www.canstockphoto.com in accordance with the End User License Agreement (http://www.canstockphoto.com/legal.php) (c) Can Stock Photo Inc. / clodio

Santa Maria Delle Grazie – Donato Bramante

donato-bramante-Santa-Maria-delle-Grazie

Santa Maria Delle Grazie – Donato Bramante

aziz-petrus-bazilikasi

Aziz Petrus Bazilikası – Donaro Bramante

Merve Tuncer

Akdeniz Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi. İtalyan Mimarisi,Modigliani ve Caravaggio tutkunu.

1 Comment

  1. emre

    28 Kasım 2017 at 16:26

    fotoğrafların hepsini sen mi çektin?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Melis Coşkun Başay

Adım Melis Coşkun Başay. 1990 doğumluyum ve İstanbul’da yaşıyorum. Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum, sonrasında yine aynı...

Kapat