Röportaj: Cihan Mürtezaoğlu

Genel olarak tanınmış bir müzisyen olsanız da tanımayanlar için bir kez daha soralım, Cihan Mürtezaoğlu kimdir?

En zor soru valla. Çok zor soru bu.

Mesela nerede okudunuz? Oradan başlayalım.

Bilgi Üniversitesi’nde müzik bölümü okudum. 2006 girişliyim. Daha sonra sırasıyla; Ceylan Ertem, Yasemin Mori, Pinhani, Kardeş Türküler, Mabel Matiz gibi isimlerle hem aranjör, hem gitarist hem de besteci olarak çalıştım. Sonunda kendi müziğimi yapmaya karar verdim. Toplam hikayesi bu.

Hem söz yazıyorsunuz, hem oldukça iyi bir gitaristsiniz hem de aranjörlük yapıyorsunuz. Müziğin en çok hangi kısmında olmayı seviyorsunuz?

Aslında en sevdiğim kısmı en soyut olan kısmı. Yani bütün bu sözlerin, şarkı formlarının çok da ilgimi çektiğini söyleyemem. Sadece mecburiyetten, ihtiyaçtan, başka çaresi olmadığından ortaya çıkan şeyler. Esas yatkın olduğum, esas istediğim şey daha soyut olan müzikler galiba. Öyle hissediyorum. Hatta arkadaşlarla bir albümü dinlerken bu konuyu konuştuk. İşte aslında böyle bir şey yapmak istiyorum dedim. Böyle müziklerim de var zaten ama işte ne bileyim… Hayatta kalmak, bir yerden hayata tutunmak gerekiyor. Öbür benliğini açık etmen gerekiyor.

Peki, hiç müzik dışında bir işle uğraştınız mı?

Uğraşmadım. Çocukken su sattım pazarda. Onun dışında başka bir işle uğraşmadım.

Müzik sektöründe sizi en çok rahatsız eden problem nedir?

Kabaca şöyle tarif edeyim, bir takım iç dünyalarını açma becerisi olan ve bunu da kan revan bir şeyler yaşayarak yapan insanların etrafında asalak bir sürü insan modeli var. Çoğunluğu menajer, bir kısmı organizatör, bir kısmı arkadaş gibi gözüken asalaklar. Kendini açma becerisini sonuçta insan birilerine bir şey vermek için de yapıyor. Orayı böyle sadece nasıl denir? Köreltmek için böyle, zayıflatmak için etrafında olan bir takım asalaklar var. Bu da mesela müzik sektörüyle ilgili beni çok rahatsız eden şeylerden bir tanesi… Hiçbir yoldaşlık hissi yok yani.

Hiç ‘Ben bu iş için doğmuşum. Ben bu işi yapmalıyım.’ Dediğiniz bir zaman oldu mu?

Böyle bir şey demedim aslında. O çok doğal bir süreç. Bir şeyin içindesin gibi. Karar verip ertesi gün müzik yapıyorum gibi bir şey değil de yatkınlıkların, yoğunlaşmaların, konu hakkındaki belirlenmelerin ortaya çıktığı bir zamanda ‘Böyle iyi herhalde, böyle gideyim.’ dedim. Karar verip gitmedim.

Şu anda müzik kariyerimde tam olarak olmak istediğim yerdeyim, diyebiliyor musunuz?

Öyle bir yer hiçbir zaman yok bence. Bir kere müziği kariyer olarak görmüyorum. Sadece içinde bir dünya var ve onu belli bir estetik görüden, görgüden geçirip tarif etmeye çalışıyorsun. O yüzden onun bir yeri yok yani. Artık şurasındayım, artık burasındayım falan gibi bir yeri yok. Sürekli bir arayış var. Ama bir şeyler yavaş yavaş sanki böyle bir toplaşma içinde, bir yoğunlaşma içinde. Belli bir kokusu, belli bir havası oluşmaya başladı. Ben de o tarafa güveniyorum biraz. Bir şeyler oluyor gibi geliyor ama hala hiçbir şey olduğu yok bence.

cihan-murtezaoglu-2

Künt grubuylaydınız ve Sen Yağmur Dök gibi bir projeye imza attınız. Kariyerinize tek mi devam edeceksiniz?

 Bir şey bitmiş değil. Sen Yağmur Dök zaten hazırda, beklemede duran bir şey. Öncelik kendi müziğimde ama şimdi artık zamanının geldiğine inanıyorum. Kendi hikayem, kendi müziğim. Öncelik bu, bunu yapıp sonra diğerlerine tekrar dönebilirim.

Bir solo albüm hazırlığındasınız…

 Evet, bir single yaptık. Bir takım plak şirketleriyle görüşülecek bu aşamada. Önce o tek başına çıkacak single olarak. Ondan sonra onun üzerine belki birkaç single daha, sonbahar gibi de albüm… Albümü bir anda tek başına yapmayacağım, önce singlelar.

Şarkı yapmadan önce ‘ben şarkı yapacağım’ diye mi işin başına oturuyorsunuz yoksa bir anda ilham geliyor ve şarkı yapmaya mı başlıyorsunuz?

Tek bir yol yok ama genellikle olan şu: gitarla bir taslak çıkartıyorum, çoğu zaman da onun formu, akışı işte melodik yapısı vesaire aşağı yukarı belli oluyor. Onu telefona veya başka bir yere taslak gibi kaydediyorum, sonra onu unutuyorum. Bir ay, iki ay, üç ay her neyse. Sonra dönüp bakarken belli bir duygu toplaşması olduğunda hayatımda herhangi bir konuda, ona dönüp bakıp üstüne bir şeyler karalamaya başlıyorum. Sonra onun melodisi de değişebiliyor o sırada, formu da değişebiliyor ama ham malzeme hiç değişmiyor. Oradan çıkıyor şarkı. Genel yol bu. Bazen de tam tersi, bir söze çok ilgi duyuyorum ve onun üzerine bir şeyler arıyorum falan. Öyle de olabiliyor ama çoğunlukla öbür türlü, ilk söylediğim gibi oluyor.

Talihsiz Merdiven şarkısının hikayesinden Listelist Pürtelaş videosunda kısmen bahsetmişsiniz. Şarkının sözleri tamamen bulduğunuz şiire mi ait?

Yok, şarkının sözlerinin tamamı değil. Oradan birkaç tane sözü alıntı olarak aldım. Yani o dönem bazı duygular içinde yollarda yürürken bir baktım bir heykelin arkasına biri bir şeyler yazmış. Normalde sokakta yazılan şiirlerin yüzde doksan beşi bana çok şey geliyor, yani şiir gibi gelmiyor. O, çok yüksek seviyede bir şiir içeriyordu.  Baktım, ettim falan fotoğrafını çektim. Şarkı yapmaya başladım. Şarkı yaparken birkaç yer geldi, sonrası çok sezgisel. Yani aslında söz aklıma geldiğinden değil, fotoğrafını çektiğim şiire bir bakayım dedim, baktım ve o an tak o esnada yaptığım şarkının birkaç yerine tam oturdu ki önceki sözler hazırdı, belliydi oralar boştu falan oralara oturdu öyle. Kimdir nedir bilmiyorum hala. Çıkmadı ortaya, bulmuyor beni. Belki de yok öyle biri, bilmiyorum ki. 7-8 kişiden oluşan bir arkadaş grubu bile  olabilir.

cihan-murtezaoglu-3

Sahnedeyken yaşadığınız ilginç, hoşunuza giden veya hiç gitmeyen bir anınız var mı?

İsim lazım değil, bir grupla beraber bir lisenin şenliği gibi bir şeyde çalmıştık. Güya ana grup biz çıkacağız falan. Liseli olduğu için insanlar, umurlarında değil bir şekilde eğlenmeye gitmişler. Bir tane tek, dört yaşında ufak bir çocuk böyle hareket eden bir bisikletin üstüne oturmuş dondurma yiyerek izlemişti bütün konseri. O işte çok güzeldi bence. Aslında pop müziğin gerçekte henüz olmamış bir şey olduğunu anlatıyordu bu bana. Çok güzeldi o his, hatırlıyorum yani. Çocuğa çaldık ve çok güzeldi.

Hoşuma gitmeyen bir hikaye düşünüyorum, var mı diye. Sahne biraz şey bir alan, biraz dış dünyaya kapatıyorum ben kendimi. Dışarıdan da zaten biraz böyle duvar koymuş gibi gözüküyorum. Çok insanlara açık değilim yani sahnede. Bir tek müziğe açığım ama görüyorum ne oluyor ne bitiyor. Hissediyorum da bir terslik var mı yok mu ama çok da umurumda değil. Müziğin ötesine geçecek kadar büyük bir şey olmalı. Dün hatta arkadaşlarımla beraber izledik, Radiohead’in bir konserinde büyük bir festivalde biri ön sırada bayılıyor, Thom Yorke şarkı söylerken onu görüyor ve konseri durdurup ambulans çağırıyor. Öyle bir durumu ben de görüyorum ama o işte müziği durduracak bir gerçeklik. Onun dışındaki diğer gerçeklikleri görmüyorum sahnede. O yüzden kötü bir şeyle karşılaşmadım

Dinleyicilerinizin, sizi daha önce dinlemeyen insanlara nasıl anlatmasını istersiniz?

Çok öyle bir şey düşünmedim ama şimdi ilk aklıma gelen: bir manzaraya bakmak gibi bir şey hissetseler mutlu olurdum. Yani böyle keder, çok hüzünlü aman Allah’ım çok karanlık gibi bir şey değil de… Çünkü öyle biri değilim zaten aslında bakarsan. Herkesin içinde vardır da o, müzikte tınladığı kadar karanlık, kederli, bilmem hüzünlü biri değilim ama işte dediğim gibi bir manzaraya bakmak gibi bir şey tarif etseler, bak şöyle bir rengi var, böyle bir havası var, sen seversin, ‘bak istersen bir dinle’ gibi tarif etseler mutlu olurum herhalde.

Önceki röportajlarınızda size en sevdiğiniz filmler, en sevdiğiniz kitaplar sorulmuş. Peki, çizgi film izliyor muydunuz? Ya da hala izliyor musunuz?

Çocukken çok izlerdim. Şimdi izlemiyorum. Şimdi neden izlemiyorum bilmiyorum, soğuk geliyor. Ya da bilmiyorum, sevmiyorum aslında ama çocukken izlerdim.

En sevdiğiniz çizgi film karakteri hangisiydi?

Tsubasa dizisi vardı. Onun Tsubasa olmayanı. Ana karakter değil karşıtı. Onun ismi neydi ya? Kollarını katlardı böyle. 10 numara. Ama aslında iyi bir çocuktu o.

En yakın etkinliğiniz nerede, ne zaman?

3 Temmuz’da, Beyoğlu Hayal Kahvesi’ndeyim.

Son olarak, ‘Güzel şeyler hep olur’ mu?

O şey demek aslında, yani hayatta kalmak zorunda kaldığın için bir şekilde güzel şeylere meyil etmek durumunda kalıyorsun ister istemez, sonuçta nefes alıyorsun, veriyorsun. Güzel şeyler hep olur da bu değil mesela. Daha fazlası, daha başka bir yer. Onu istiyoruz falan gibi aslında. Güzel şeyler zaten olur. Herkesin hayatında oluyor çünkü güzel şeyler ama yetmiyor. Geçen gün bu single kayıtlarını yaptığım arkadaşım şey dedi: ‘Çok fazla bir şey mi istiyoruz ya? En iyisini istiyoruz’. Bunun gibi yani ama bu en iyiden kastımız hiyerarşik bir şey değil. Yani güzel şey oluyor zaten, güzel bir şey aramıyoruz; has bir şey arıyoruz gibi. İçten. Ona güzel de demezsin zaten. Böyle.

2 Comments

  1. rauf

    28 Haziran 2015 at 13:23

    okuduğum ilk röportajdı. seni ceylan ertemle düetin olan sarı sözle tanıdım. kışın başlangıcıydı ve tüm 2014-15 kışını buşarkıyla geçirdim. battanite altından sobanın dibinden rüzgar ve yağmurun birleşip vurduğu pencere dibinden dinledim. bişey var. bazı bitkiler çok güzel. ama heryerde yaşayamıyorlar. karadenizde gördüğüm ağacı akdenizde göremiyorum mesela yada güneyde saksıda duran rengarenk çiçekleri içanadolu göremiyorum. belki sen diyorum doğru yerde olsan doğru insanları bulsan. bulunsan mesela. albümü bekliyorum. şimdiden oyoutubeta orda bulda bulduğum şarkılarını biriktirdim. kolay gelsin.

  2. ilker

    29 Eylül 2016 at 19:39

    cavit murtezaoglu ile akrabalıgı varmıdır diye sorsam _??

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Clemens Habicht ‘ in 1000 Rengi Bir Araya Getirerek Oluşturduğu Yapboz

CMYK renk dizisinin renklerinden oluşan bu 1000 parçalık yapboz, hepsi birbirinden farklı 1000 renk içeriyor ve insanı çıldırtıyor. Yapbozun yaratıcısı...

Kapat