Röportaj: Laleper Aytek ile Fotoğrafa Dair

Laleper Aytek 32 yıllık fotoğraf hayatını ‘yapboz’ olarak tanımlıyor. Kendi fotoğraf tarihindeki süreci çektiği fotoğrafları yapıp bozmak hatta daha çok bozmak olarak değerlendiriyor. ‘Fotoğraf sanat akımları gibi değil daha çok kişiler üzerinden gidiyor.’ diyor. Bu nedenle kişi ne kadar kendini koyarsa ortaya o kadar iyi fotoğraflar çıkartmış oluyor. Laleper Aytek ile fotoğraf, sanat algısı ve hayat üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Biraz çocukluğunuza inersek sizdeki ilk sanat algısı neyle ve nasıl oluştu?

Zor bir soru. İlk sanat algısı ilk çektiğim fotoğrafla oluştu sanırım. O fotoğrafta görsellik üzerinden bir şeyin beni etkilediğini fark ettim galiba ama bu nereye gider otuz yıl sonra neye dönüşür hiç düşünmedim. O zaman 24 -25 yaşındaydım. Benim başlangıçta öyle bir algım yoktu sanırım fotoğraf çektikçe oluştu. Şimdi bu yaşta olanlar bu algıyı daha çabuk keşfediyorlar.

Norveç’e eğitim için gitmiştiniz ama fotoğraf için Türkiye’ye döndünüz orada kalmayı neden planlamadınız?

Yabancı olmak zor öyle bir ülkede. O zaman çok fazla fotoğraf okulu da yoktu. Bir basın fotoğrafçılığı vardı. Altı kişi alıyorlardı başvurdum ama zaten çok başlarındaydım fotoğrafın ve olmadı. Kendi çöplüğümde öteyim dedim ve Türkiye’ye döndüm.

Roportaj-Laleper- Aytek-İle-Fotografa-Dair-1

Sizi çok etkileyen bir fotoğraf gördüğünüzde hissettiğiniz baskın duygu nedir?

Kıskançlık .

Ben neden bu fotoğrafı çekemedim kıskançlığı mı?

Evet. Bunu neden ben çekmedim duygusu. Kötü bir kıskançlık değil asla, gıpta etmek bahsettiğim şey.  O kadar çok düz, birbirini tekrar eden benzer işler görüyoruz ki farklı bir şey gördüğünde helal olsun dedirtiyor insana. Kendimi itmenin, duvarlara çarpmanın, farklı bir şeyler yapmalıyım demenin de bir motivasyonu oluyor bu benim için.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-2

Bir çalışmada sizi etkileyen şey nedir?

Sürpriz. Beklenmedik ya da yazılmamış olanı okumak gibi. Bu tarz şeyler beni çok etkiliyor. Çünkü orada bir cinlik var. Orada öyle bir şey bulmuş ki helal dedirtiyor sana. O sürpriz önemli, o beklenmedik olanla seni karşılaştırması önemli.

Metaforlar gibi mi?

Metaforlarda olabilir ama nasıl kurguladı? Nasıl birleştirdi? Kitaba sergiye ve bir hikayeye nasıl dönüştürdü? Eskiden daha çok tek tek fotoğraflar üzerinden giderdim. Artık ikili üçlü hikayeler şeklinde oluyor fotoğraf anlatımlarım. Kafam artık öyle çalışmaya başladı. Sergi salonunda, kitapta hepsi farklı kurgulanıyor. Hepsi ayrı bir dil ve ayrı bir okuma oluşturuyor diye düşünüyorum. Non Paris sergi tasarımını Çoşar Kulaksız çekilmiş fotoğraflar üzerinden yaptı. Sergi salonunun ortasına küp yerleştirdi. Mekanı böldü. Düz mekan olmaktansa o kutunun etrafında birbirine sıfır dört tane fotoğraf olmuş oldu. Dolayısıyla sergiyi gezen insanları da bölmüş oldu. Kitaptan farklı bir atmosfer yaratıldı böylece. Mekandan mekana da bu durum değişiyor ve başka mekanda başka yeni bir kurgu yapılıyor. Bunun gibi şeyler bana bir cinlik, yeni bir fikir olarak iyi geliyor.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-3

Türk halkının fotoğrafı algılama biçimi sizce nasıl?

Çok klasik olduğunu düşünüyorum ama bunun sebepleri var. Çünkü Türkiye fotoğraf tarihi uzun yıllara dayanan bir ülke değil. Avrupa gibi, Fransa gibi 1939’dan itibaren fotoğrafın içinde olup üreten insanlar fotoğrafa başka yaklaşmışlar. Bundan yüzyıl sonra Türkiye’de ilk fotoğrafı nüfus cüzdanlarında gören, Osmanlı’da duvardaki suretlerin üstünün çarşaflarla kapatıldığı, yasakların çok fazla olduğu bir dönem doğal olarak fotoğrafa yaklaşımı çok farklı bir kuşak geliştirmiş. Dolayısıyla hep dışarıdan bakan, asla içeriye bakmayan toplumsal, sosyal ne olduğu anlaşılmayan bir üretim olmuş. Seksenler sonuna kadar bu böyle devam etmiş. Tek tip fotoğraflar ve tek tip algılar hep hakim olmuş. Eğitim sistemimiz de buna zaten çok müsait. Garanti fotoğraflar çekiliyor ve yarışmalar da bunu destekliyor. Dünyayı görmekten, ilişkilendirmekten korkmuş sadece kendimizle kalmışız. Doksanlardan sonra bu durum gençlerle birlikte değişmeye başladı. Artık dünyayla daha çok bağlantı kurmaya başladık. Farklı yaklaşımlarla tanışmaya başladık.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-4

Başlamak istediğiniz ama ertelediğiniz ya da yarım kalan bir projeniz var mı?

Var tabii ki. Güneydoğu Anadolu’ya gidip çekim yapmayı çok istiyordum ama gidemedim. Suruç, Kobani bölgesine gitmek ve fotoğraf çekmek çok istedim. Bilmediğim yerlere, görmediğim yerlere gidip fotoğraf çekmek hep istediğim beni çeken bir şeydir.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-5

Fotoğrafla ilgilenen kişiler için; bu isimler bilinmeli, bu film mutlaka izlenmelidir dedikleriniz nelerdir?

Diane Arbus, Weegee , Antoine D’agata, Lisette Model, Martin Parr, Anders Petersen,
Ed van der Elsken, Daido Moriyama, Alex Majoli, Paolo Pellegrin  bazı isimler. Farklı işler yapan iyi fotoğrafçılar var. Film olarak da Diane Arbus’un hayatını anlatan ‘Fur’ var aklıma şu an gelen. Yapılması gereken daha çok fotoğraf tarihini bu kadar klasik bir şekilde yorumlamaktansa daha çok bu kültürü keşfetmek ve fotoğrafın kişisel hikaye kısmını bulmak olmalı. İnsanların hayatları budanıyor. Kayıplar, ölümler, yok olmalar, ülkesiz kalmalar yaşanıyor. Gerçek olan bu. Hayat gül bahçesiymiş gibi davranmak ve bunu yansıtmamak bana samimi gelmiyor.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-6

Kendi fotoğraf tarihinizi yapboz olarak değerlendiriyorsunuz. Non Paris projesindeki fotoğraflarınız içinde değişmesini istediğim, bozmak istediğim kısımlar var dediniz. Tam olarak nasıl hissediyorsunuz bu yapboz sürecinde?

Kendimi zorlamak ve saçmalamak istiyorum. Ne kadar delirebilirim emin değilim. Saçmalamak ve düzgün olmaktan kurtulmak. Yanlış yapmak istiyorum ama çok düzgün büyütülmüşüm. Onu kırmak, yıkmak her zaman çokta mümkün olmuyor. Farklı bir şeyler yapmak istiyorum yazıyla fotoğrafı birleştirmek ama şu an istediğim gibi olmuyor. Bir yerden patlayacak biliyorum. İşte o zaman bunun üstüne gitmek istiyorum. Ancak o zaman üstüne gidip istediğimi alabilirim.

O zaman bunu normal hayatta delirmeyi deneyip sonra fotoğrafta mı görmek istiyorsunuz?

Normal hayatta biraz delirdiğim söylenebilir ama bunu fotoğrafa istediğim biçimde yansıtamıyorum. Anders Petersen‘un bir tanımı var: İsveç’te bir hapishanede mahkumla konuşuyor. O’na nasıl olduğunu soruyor oda şöyle cevap veriyor : ‘Piramidimi keskinleştiriyorum.’ diyor. O bize bunu fotoğraf üzerinden yorumluyor. Piramidin en sağlam ve güvenli kısmı en alt kısmı. Ailen, dostların orada emin ve güvenlisin. Piramitten yukarı doğru çıkmaya başladıkça yüklerinden kurtulmaya ve ayıklamalar yapmaya başlıyorsun. Aynı zamanda yalnızlaşmaya başlıyorsun. En tepeye geldiğinde ise tamamen tek başınasın. O an tepede olduğun an deklanşöre bastığın o fotoğrafı çektiğin an aslında. En yalnız olduğun an. Orada sürekli durma şansın yok. Fotoğrafı çeker ve geri dönersin. Çünkü tekrar güvene, şefkate ve ilgiye ihtiyacın var. Fazla yalnız kalamazsın. O nokta onu keskinleştirebilmek, fazlalıklarından uzaklaşıp kendinle daha çok olabilmek, kendinle kalabilmek önemli. Sadece orada kalmak değil o fotoğrafı çektikten sonra biraz durmak ama sonra geri dönmek.

Meditasyon gibi o zaman fotoğraf çekmek. Arınman lazım ki o anı gerçekten hissedip çekebilesin.

Aynen. Paris’teki çekimlerde yalnız olmak bana çok iyi geldi. Paris yerine Afrika’da bilmediğim bir köye gitsem güvensiz bir durum olur mu? Ne hissederdim? Asıl bunu hissetmek gerek. Paris’te güven anlamında bir sıkıntı yok rahatsınız. Kendimi güvensiz hissettiğim bir yerde fotoğraf çekmek istiyorum ama sevdiğim insanlar bunu yapmamı biraz engelliyor.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-7

Yakın zamanda görebileceğimiz bir proje var mı?

Çok yakın zamanda değil ama üzerinde çalıştığım bir proje var. Kişisel ve duygular üzerinden gidiyorum ama yapboz kısmına çok takıldığım için yavaş ilerliyor biraz.

Roportaj- Laleper- Aytek- İle -Fotografa- Dair-8

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
2016’nın En Çok Okunan Yazarı ‘Sabahattin Ali’ Seçildi!

Kitapyurdu.com'un verilerine göre Sabahattin Ali 2016 yılının en çok okunan yazarı seçildi. Kitapyurdu.com'da yılın en çok satanları listesinin başında yer...

Kapat