Röportaj: ‘The Away Days’!

Türkiye’de indie rock ve dream pop denildiğinde ilk akla gelen grup ‘The Away Days’…

Kurulduğu 2012 yılından bu yana Türkiye’deki etkinliğinin yanı sıra yurtdışında katıldığı büyük festivallerle adını dünyaya duyuran, müziğe farklı bir bakış açısı kazandıran grup ‘The Away Days’ ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle merhaba, daha önce onlarca kez cevapladığınız ama bilmeyenler için tekrarlamam gereken bir soruyla başlıyorum. Grup kurma fikriniz ne zaman oluştu ve bu süreç nasıl gelişti?

Oğuz: Önceden de grup kurma fikrim vardı.

Sezer: Oğuz’un daha önce de lise zamanlarında grupları vardı fakat benim yoktu. Kendim evde gitar çalıyordum. Oğuz’la tanıştıktan sonra grup kuralım diye düşünmedik bile, konuşmalarla beraber artık kurmak mecburiyetinde hissettik. Kaçarı yoktu. (Gülüyor)

‘The Away Days’ isminin kaynağı nedir? Neden ‘The Away Days’?

Oğuz: Kendini evinde gibi hissetmeme durumundan geliyor. Yaptığınız müzikle, düşüncelerinizle, kültür-sanatla, hayat standardıyla bu ülke seni seviyormuş gibi hissetmiyorsun. Sanki zorla misafirliğe gitmişsin de istenmiyormuşsun gibi. Grubun adı tamamen buradan geliyor.

Sezer: Fonetiği de kulağa hoş geliyor. Kaba değil, şık duruyor. 5-6 yıldır bu adı o kadar üzerimize giydik ki hatta ‘daha iyisi olamazdı’ diye düşünüyoruz.

Oğuz: O yüzden grubun adını değiştirmeyiz zaten, seviyoruz.

Sezer: Tabii ki değiştirmeyiz.

Oğuz: Ama Los Angeles’a taşınırsak grubun adını ‘The L. A. Days’ yapacağız. Öyle bir planımız var. (Gülüyor)

Sezer: Türkçe yaparsak da ‘Ev Hediyesi’ olarak değiştireceğiz. (Gülüyor)

Müziği neye benzetebilirsiniz ? Nasıl Tanımlarsınız? Sizdeki, hayatınızdaki yeri nedir?

Sezer: Hımm güzel soru biraz düşüneyim.

Oğuz: Bence Sezer lahmacuna benzetebilir. (Gülüyor)

Oğuz: Oyunlarda 5 canın olur 4 canın kalır ya onun gibi. Mesela kötü hissediyorsam müzikte bir şeyler yolunda gitmiyordur. İyi hissediyorsam da müzikte bir şeyler yolunda gidiyordur. Yani benim tüm hayatım müzik üzerine kurulu gibi şu an.

Sezer: Müzikten kastım bu arada tüm sesler. Oyun gibi geliyor bana, burada bile müzik yapabilirsin mesela. Suyun damlaması, onun hep aynı ritimde akması gibi. Oyun gibi. Duyduğun tek bir sesle beyninde bir şeyler kurgulayıp oyun yapıp kendini eğlendirebilirsin. Yaptığımız da o aslında. Sadece onun çok ileri bir versiyonunu yapıyoruz.

Peki müzik olmasaydı ne yapmayı seçerdiniz? Duygularınızı aktarmada seçeceğiniz yol ne olurdu? Resim, edebiyat, dans, sinema…

Oğuz: Yönetmenlik olurdu. Yapmak istediğim bir şey, ki zaten kliplerin birkaçında yaptım.

Sezer: Benim içimde müzik dışında başka bir istek yoktu. Müzik olmasaydı bankada çalışırdım.

İçindeki duyguları aktaracağın başka bir yol seçmez miydin?

Sezer: Sanata müzik dışında hiçbir yoldan dökemem kendimi. Öyle hissediyorum, bilmiyorum. Kendi içimde yaşardım, bunu dökmezdim. Evimde gitar çalmaya devam ederdim.

Parçalarınızda pürüzsüz bir duygu yoğunluğu var. Müzik ve sözler dolu dolu. Bu yoğunluk kaynağını gruba adını veren ‘uzakta hissetme’ durumundan mı alıyor? Yada bunu sağlayan nedir?

Oğuz: Etrafımızdaki insanlardan daha yoğun hissettiğimiz için değil de bunu herhalde daha iyi dökebiliyoruz kendimizce. Mesela 10 üzerinden 10 hissediyorsak 10 üzerinden 8’ini yansıtabiliyoruz.

Sezer: Yansıtmak için de araçlarını iyi bilmen lazım. O da zamanla tecrübe ede ede, yapa yapa, dinleye dinleye kendini geliştiriyorsun. Geliştirmek zorundasın yoksa bu işleri çıkartamazsın. İlk yaptığımız işleri hatırlıyorum kötü yani. Ama bir noktadan sonra ‘ayağa kalkıyorum ben ufak ufak’ diye hissediyorsun.

Oğuz: Hissiyatını nasıl dökebileceğinle ilgili uzmanlaşıyorsun.

Sezer: Mesela başlarda yüzde 80 hissiyat yüzde 20 teknikti. Neredeyse sırf hissiyat üzerineydi. Artık daha teknik açıdan da bakıyoruz. Hissiyat tabii ki yine var ama şarkının formunu, daha profesyonel nasıl oluru da düşünüyoruz.

‘Calm Your Eyes’ parçanızda eşcinsel bir çifti anlatıyorsunuz. Peki bu parçanın sizin için anlamı ya da vermek istediği mesajı nedir?

Sezer: Kliple alakalı aslında.

Oğuz: Calm Your Eyes aşk hikayesini anlatan bir şarkı ve sıradan bir aşk hikayesi olsun istemedim klibinde. Daha çarpıcı bir şeyler vermek istedim o yüzden öyle bir fikrim oluştu ve Türkiye’de bunun daha önce yapıldığına pek tanık olmadım. O yüzden böyle bir şey yapmaya karar verdim.

Klipte sadece bir kurgu mu vardı yoksa gerçek bir hikayeye dayandırılan gözlem hali de mevcut muydu?

Oğuz: Sözlerle ilgili var aslında. Şarkının sözlerini yazarken kafamda vardı böyle bir hikaye.

Sezer: Biz önce müziği yapıyoruz aslında, sonra Oğuz sözleri yazıyor. O yüzden müziği yaparken başka bir formda düşünseniz de sözleri yazarken başka bir hikaye canlanabiliyor.

Oğuz: Müziği tam bir spesifik nokta düşünmeden yapıp o müziği sonra çok dinliyoruz. Müzik bizi nereye götürüyorsa sözleri de o noktada yazıyoruz. Bu benim için daha sağlıklı oluyor. Şarkı bize o hikayeyi anlatıyor aslında. Bana hissettirdiği şeyler beni onu yazmaya itiyor. Önceden karar verdiğim bir şey değil bu.

Biraz da 24 Şubat’ta piyasaya çıkan yeni albümünüz ‘Dreamed at Dawn’dan bahsedelim. Yeni albümünüzü üç kelimeyle nasıl özetlerseniz?

Sezer: Sabır diyebiliriz.

Oğuz: Kaçış diyebiliriz. Çünkü her şeyin temelinde o yatıyor.

Sezer: Ve ‘dawn’ın Türkçe karşılığı olan şafak vakti, gece 4-5 zamanları diyebiliriz. Çünkü bütün besteleri o saatlerde yaptık. Gece çok daha üretken hissediyoruz kendimizi. İnsanlar o saatlerde uyuyor ve enerji çok fazla dağılmıyor. Mesela şu anda çok fazla dağılıyor ama gece o enerjiyi çok daha az insanla paylaşıyoruz. Belki bununla ilgilidir.

Yeni albümle beraber sizi nerelerde görebileceğiz? Konser, festival…

Sezer: Şu anda Türkiye’de kesinleşen bir etkinlik yok. Mart’ta Avrupa olacaktı fakat sağlık sorunları sebebiyle onu iptal edeceğiz. Nisan’da İngiltere olacak.

Ve son olarak, gelecekle ilgili bundan sonraki planlarınız neler?

Oğuz: Yurtdışına taşınmak istiyoruz.

Sezer: Aynen, en elle tutulur planlardan biri bu bizim için.

Oğuz: Ve bir sonraki albümümüze nerede nasıl başlayacağımızla ilgili planlar yapacağız kısa zaman içinde. Onun dışında da daha büyük konserler, daha çok fanlar bunları umut ediyoruz.

Sezer: Benim kafamda first class bir şey var. En üst seviye. Oraya çıktığımı hissetmiyorum henüz. Oraya çıkacağımı biliyorum ama kaçıncı albümde olacağını, bir sonraki işte oraya gelip gelmeyeceğimi bilmiyorum. Ama hedefim en iyi seviyeye ulaşmak.

The Away Days… Onlar büyük bir aşkla yaptıkları müziği Türkiye’den başlayıp dünyanın en büyük festivallerine taşıyorlar. Kendilerine has tarzları, bağımlılık yapan şarkılarıyla The Away Days’e bu keyifli sohbet için teşekkür ediyorum. Ve sizi çok sevdiğim parçaları ‘World Horizon’ ile baş başa bırakıyorum…

The Away Days’i takip etmek için:

Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarını ziyaret edebilirsiniz.

Saniye Kaya
MSGSÜ Arkeoloji öğrencisi.
Sanat Karavanı Genel Yayın Yönetmeni.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Estetiğin Dansı Balenin Fransız Baletleri

İtalya’da Rönesans ile başlıyor balenin tarihi; pantomim(pandomim) sanatçılarının tiyatro gösterilerinde kullandıkları dans adımlarıyla temeli atılmış. Bale, belli figür ve adımlara...

Kapat