Röportaj: Yeni Başlayanlar ve Yeni Alışanlar İçin ‘Can Yılmaz’

Geçtiğimiz günlerde yeni kitabı ‘Yeni Alışanlar İçin Can Yılmaz – Yap Bi Babalık’ı yayımlayan Can Yılmaz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Yazar kimliğinin yanı sıra oyunculuğundan da bahsettiğimiz, az bilinen yönlerinden gelecek planlarına kadar dolu dolu bir röportajla işte ‘Yeni Başlayanlar’ ve ‘Yeni Alışanlar İçin Can Yılmaz’…

Öncelikle merhaba, 2016’da yayımlanan ilk kitabınız ‘Yeni Başlayanlar İçin Can Yılmaz – Klişe Hayatlar Matbaası’ ilgiyle karşılanmıştı ve  geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan ‘Yeni Alışanlar İçin Can Yılmaz – Yap Bi Babalık’ kitabı da heyecanla bekleniyordu. Pekiyi sizin yazma serüveniniz nasıl ve ne zaman başladı?

Küçük yaşlardan beri yazıyorum aslında. Bir hikaye yazardım eskiden 3-5 sayfa, kendim okurdum. Kendim okuduktan sonra ya yırtar atardım ya da öyle yerlere saklardım ki sonra kendim de bulamazdım. Hiçbir zaman insanlara ‘şuna bir bakın, nasıl yazmışım’ demezdim. Ama her zaman bir şeyler yazma isteğim vardı. Çocukluğumdan beri içimde olan bir şey. Cem’de de resim mesela. Çocukluğundan beri resim yapıyordu, daha bebekken neredeyse. Bu işlerle ilgileneceği çok belliydi.

Yazdıklarınızı saklamaktan nasıl vazgeçtiniz? Sizi bu konuda cesaretlendiren ne oldu?

Bir gün bir lise öğretmenime okuttum yazdığım şeyi, çok beğendi. Ondan sonra dedim ki ‘demek o kadar da kötü yazmıyorum’. Sonra yazdıklarımı bir iki yere gönderdim. 90’lı yıllarda radyolar yeni açıldığında şiirler, hikayeler yolladım. Yayımlanmadılar tabii. Bir tek Milliyet’te Güneş Çocuk’ta bir şiirim yayımlanmıştı onu hiç unutmuyorum.

Yazarlık uzun yıllardır hayatınızda var, kitap projeniz öncesinde neler yazdınız?

Kitap öncesinde de pek çok şey yazdım evet. Televizyon dizileri, metin yazarlığı vs. 1995 yılında Cem’in başlamasıyla beraber, birlikte bir şeyler yazmaya başladık. 2000 yılında G.O.R.A’yı yazdık olarak bilinir ama onun öncesinde de senaryosunu yazdığımız fakat hayata geçirmediğimiz iki hikayemiz daha var. Onunla beraber daha çok yazmaya başladım. Televizyonda skeçler, Komedi Dükkanı, çocuk oyunları yazdım.

Kitap yazma süreciniz nasıl gelişti?                                                                              

Candaş Tolga, Kafa Dergisi’ni yayınlamaya başladığında bana ulaştı ve ‘böyle böyle dergi çıkartıyoruz, yazmak ister misin abi’ dedi, bende yazarım dedim. 2 yıldır da yazılarımı orada yayımlıyorum. İnkılap Yayınevi yöneticileri de Kafa Dergisi’ni okumuşlar ve yazılarımı çok beğenmişler. Bana ‘bir kitap çıkarmayı düşünür müsün’ dediler, kitap çıkarmak benim hayalimdi zaten. Kafa Dergisi’ndeki birkaç hikayeyi de dahil ederek yeni hikayelerle beraber ilk kitap ‘Yeni Başlayanlar İçin Can Yılmaz – Klişe Hayatlar Matbaası’nı çıkardık.

İlk kitap beğenilince ikincisini de yazalım dedik. Yeni Kitap ‘Yeni Alışanlar İçin Can Yılmaz – Yap Bi Babalık’ta da Kafa Dergisi’nden bir hikaye var sadece, uzun versiyonunu kitaba aldık.

‘Kitap çıkarma hayalim vardı’ dediniz, pekiyi neden daha önce değil de şimdi?

Bunu 30 sene evvel de yapabilirdim 15 sene evvel de. Biraz daha biriktirmek gerekiyordu belki de, biraz daha rahat olmak, sakin olmak. O zaman biraz daha hayat mücadelesi içindeyken ‘oturayım bir kitap yazayım’ diyemiyorsun. Çünkü bu işler daha çok hobi olarak kalıyor, hayatını kazanamıyorsun.

Kitabı ne kadar sürede yazdınız?

Kitabı hazırlamam 8-9 aylık bir süre aldı.  Kağıda dökmem 1 ay sürdü. İyi bir iş çıkardığımı düşünüyorum.

Kitap serisi devam edecek mi pekiyi?

Evet, devam edecek. Kitaplar öykülerden oluşuyor. İlk kitapta 18 öykü 2 deneme vardı. Bu kitapta da yine bir tanesi daha önce yayımlanmış 20 tane öykü var. Bir tane daha böyle öykülerden oluşan kitap hazırlayacağız. Onun da çıkması yine bir seneyi bulur. Dördüncüyü yapar mıyız yapmaz mıyız bilmiyorum. Dördüncü kitap olarak roman yazmak istiyorum.

O halde kitap kapağında da gözümüze çarpan bir detayı, günlük hayatınıza dair bir soruyu soralım. Neden hep kareli gömlek?

Yaklaşık 25-30 senedir kareli gömlek giyiyorum ama bilinçli olarak yaptığım bir şey değil bu. Bir alışverişe çıktığım zaman kareli gömlek alıyorum, düz bir şey alamıyorum. Mesela doğum günümde eşim dostum bir hediye aldığında ki genellikle gömlektir, onlar da kareli alır. Başka bir alternatifin olduğuna kafam basmıyor benim. Düz bir gömlek olamaz benim için, gömlek kareli olabilir. (Gülüyor)

Bazen t-shirt de giyiyorum elbette. Ama düz renk bir gömlek giydiğimde kendimi bir şey giymemiş gibi hissediyorum. O yüzden hep kareli gömlek giyiyorum. O yüzden kitabın kapağında bile kareli gömlek var mesela.

Yazarlığınızın yanı sıra çok sayıda oyunculuk tecrübeniz de olmuş. Hatta Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin sınavına girmişsiniz. Oyunculuk Tutkunuz Var mı?

Müjdat Gezen’in tiyatro sınavına ilk ya da ikinci giren benimdir herhalde, 1991 senesinde. O zamanlar amatör bir tiyatro grubumuz vardı 7-8 kişilik. Gece gündüz prova yapıyorduk, hep çalışıyorduk ama sadece prova yapıyorduk, sahneleyecek yer bulamıyorduk. Sonra Müjdat Gezen’in böyle bir okul açtığını duyunca oyunculuk sınavına girmeye karar verdim. Amatör tiyatro grubumuzla bayağı çalışmıştık. Sınava girdim ama kazanamadım. Jüride çok kaliteli isimler vardı, bende öyle çok girişken bir adam değildim zaten, çıkıp orada adımı söylemem bile bir mucizeydi. Kötü oynadım, hatta sonuçlara bakmaya bile gitmedim.

Filmlerde oynama konusunda da; her filmde oynamıyorum. Kendi yaptığımız filmlerde, G.O.R.A’da mesela, öyle hatıralık, Müjdat Gezen zamanlarından kalma hobime saygı duruşu olsun diye oynuyorum. Yoksa oyunculuk kariyeri gibi bir hedefim yok. Ama beğeniliyor.

Youtube’da Cem Yılmaz ile beraber ‘Kötü Fikir Sanat’ adlı eğlenceli videolar yayınlıyordunuz. Neden devam etmediniz ya da devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Biz onun devamını da çektik aslında. Fakat o arada darbe olayları oldu. O zamanlarda da çıkıp ‘biz çok komik şeyler yaptık’ demenin bir manası yoktu. O yüzden hazırladığımız şeyi yayımlamadık. Sonra da araya film işleri girince aksattık. Kötü Fikir Sanat sadece ikimizin olduğu bir şey olmayacaktı, içinde Zafer Abi’nin de olduğu (Zafer Algöz), Ozan’ın da olduğu (Ozan Güven) bir şeyler düşünüyorduk. Başlangıcı üç videoyla yaptık. Arkası gelebilir tabii şu anda da, fikirlerimiz var.

Pekiyi normal hayatınızda ne yapıyorsunuz? İş dışında koşuyla ilgilendiğinizi biliyoruz. Birçok maratona katılmışsınız.

Evet, maratonlara katıldım ama son bir senedir hiç koşmadım. Amsterdam maratonu, Barcelona maratonu, yarı maratonlar vs. Tam maratonlara katıldım 42 km, yarı maratonlara 21 km, 10 km yarışlarına katıldım. Ama 2016 yılında hiçbir şey yapmadım. Spor, yapmaya başladığında seni teşvik ediyor, her gün yapmak istiyorsun ama bir şey olur da 10 gün ara verirsen sonrasında kendini toparlayıp o rutine girmen 6 ayı buluyor. O yüzden ya hep yapacaksın ya hiç yapmayacaksın. Şimdi hiç yapmama dönemindeyim ama yeniden başlayacağım.

Türk sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bilim-kurgu alanında ciddi bir açık var mesela ve siz G.O.R.A’yla bir bakıma Türkiye’de bilim-kurgunun temelini attınız. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Evet, biz G.O.R.A’yla bunu biraz başlattık. Bilim-Kurgu Türkiye’de çekilemez çünkü bizim öyle bir ilgi alanımız yok. Türkiye’deki insanların genel olarak öyle bir ilgisi yok; ufo görse taş atıyor, NASA’nın paylaştığı videolardaki görüntülerle sosyal medyada dalga geçiyor. Bizim gelecek algımız zaten 1 hafta. 2033’te Mars’a gider miyiz gibi bir derdimiz olmadığı için bunun filmini yapmak da hiçbir zaman yeteri kadar ilgi çekmeyecektir. O yüzden aklı başında hiçbir yönetmen bilim-kurgu işine girmez.

Gişede ciddi izlenme sayısı elde eden (7-8 milyon) Recep İvedik filmleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir filmi tek seferde 7-8 milyon kişinin izlediğine inanmıyorum. Bu sayıyı tekrar seyircisi oluşturuyor. Düzenli olarak sinemaya giden kitlenin zaten 2 milyon kişi olduğunu düşünüyorum. Bu 2 milyon kişi filmi beğenip tekrar eşiyle dostuyla gittiğinde ancak bu sayı elde ediliyor. Recep İvedik filmlerinin bir kaçını seyrettim. Doğal olarak ben bir tarafım. Hem Cem’in filmlerinin yapımcısı olarak hem de Cem’in abisi olarak. O yüzden keskin şeyler söylemek istemem. Demek ki insanların ilgisini çekiyor, seyirciyi sinema salonlarına çekecek bir şeyler yakalamışlar. O yüzden sadece tebrik etmek lazım. İnşallah biz de yaptığımız filmlerle seyircinin ilgisini o derece çekeriz.

Sinema kültürünü Türkiye’de daha ileriye taşımak için ne yapmak lazım sizce? İnsanlara içeriğin daha kaliteli olduğu bir şeyi izletmek için ne yapılabilir?

Bizde ilerlemeye yönelik, insanların bilgisini arttıracak, kafasında şimşekler çaktıracak fikirlere karşı her zaman bir muhalefet var. Bu devlet tarafından da olabilir halkın kendisinden de. O  yüzden sadece sinema değil, bütün kültür-sanat faaliyetlerinde sıçrama yaratacak bir şeyler yapmak lazım. Ne olduğunu açıkçası bilmiyorum. Belki de her şeyi sıfırdan almak, ‘biz 2020 yılında sinemayı başlatıyoruz ve 2020 yılından itibaren kültür-sanat faaliyetlerine fonlar ayırıyoruz, vergi almayacağız’ demek gerekiyor.

Pekiyi Türkiye’de takip ettiğiniz, sevdiğiniz yazarlar kimler?

Özellikle şu kişiyi takip ediyorum diyemem. Tabii ki o dönem popüler olan bir şey varsa onu takip ediyorsun zaten. Bir kitapçıya gittiğimde çok satanlar bölümünde ‘yeni bir şey yazmış, bakayım nasıl yazmış’ dediğim kişiler oluyor ama ben genelde çok satanlar yerine kıyıda köşede kalmışlarla ilgileniyorum. Daha ilginç hikayeciler çıkabiliyor. Eskilerden söyleyecek olursam Ömer Seyfettin’i çok severim, öykücülüğünü çok beğenirim. Bomba öyküsü çok güzeldir mesela. Yeni dönemden bir isim vermeyeyim.

Bir yazar olarak ikinci el kitap okumayı sever misiniz? İkinci el kitap satan yerleri gezer misiniz?

Gezerdim. Beyazıt’ta sahaflar çarşısı vardır, eskiden Beyazıt Kütüphanesi’ne giderken oradan çok geçerdim. Hep o sahafları gezerdim ve kitaplar alırdım. Son zamanlarda gittiğim bir yer değil. Artık daha çok okul kitapları, İngilizce-Almanca hazırlık kitapları satılıyor. Ama internetten yine sahafları takip ediyorum.

Ve son olarak; Hayatınızda ‘şu olduğunda tamam olacağım’ dediğiniz bir hayaliniz var mı? ‘bu, olsun!’ dediğiniz bir şey?

Senaryosunu tamamen benim yazdığım bir filmin iyi, kalabalık bir seyirci kitlesine ulaşması diyebilirim. ‘Çok güzel bir film yazılmış’ denmesini isterim. Belki ucundan da oynadığım bir film olabilir. ‘Adam ne güzel yazmış, oynamış’ dense hoşuma gider. Bu tabii üşengeçlikten, yazsam belki de çıkarırım öyle bir şey. Ya da kitap konusunda da romanımın geniş kitlelerle buluşmasını isterim. ‘Vay be, tahmin ettiğimizden iyiymiş’ demelerini isterim. Tabii belki de bu ölüp gittikten sonra olacak bir şey. Çoğu yazar için öyle olmuş.

 

Can Yılmaz… Yeni Başlayanlar için de Yeni Alışanlar İçin de aynı güzel kalpli, aynı güzel fikirli, yetenekli yazar. Hayal ettiklerinin bir bir gerçekleşmesi, yeni kitabı ‘Yeni Alışanlar İçin Can Yılmaz – Yap Bi Babalık’ın çok okunması dileklerimizle…

Röportajı yapan: Soykan Kömürcü

Redakte eden: Saniye Kaya

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Biz Neden Happy Hour’larımızı Doğayla İç İçe Yapmayalım?

Doğadan, gün ışığından ve temiz havadan izole bir ofis hayatı, çalışanlara depresyon veya yorgunluk olarak geri döner. Polonya asıllı mimarlık...

Kapat