Rüştü Asyalı’nın Sesinden: “Yaşamaya Dair”

Sizleri nefes alırken yaşamayı unuttuğumuz bu günlere Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” adlı şiiri ile kısa bir es vermeye, biraz yaşamın ciddiyetini anımsamaya, biraz da bugün başımızdan her ne geçiyor olursa olsun yarın “Yaşadım” diyebilmemiz için bugün gülümseyebilmeye davet ediyorum. Hem de bu esi, Rüştü Asyalı ile vermeyi öneriyorum.

Rüştü Asyalı, 1970 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümünden mezun olduğu günden beri oynadığı onlarca tiyatro oyunu ve görev aldığı pek çok iş ile Türk tiyatrosuna çok fazla şey katmış, Türk tiyatrosunun en değerli tiyatro sanatçılarından biri olarak kabul görmüş bir Devlet Tiyatroları sanatçısıdır. Profesyonel kariyerine Ankara Radyosu Çocuk Saati’nde canlandırmaya başladığı “Keloğlan” oyunları ile başlamış olan Asyalı, 2012 yılında Devlet Tiyatroları başrejisörlüğü görevinden emekli olmuştur. Hafızalarda 1971-1975 yılları arasında çekilen dört “Keloğlan” filmi ile yer edinmiş olan sanatçı, geçtiğimiz Aralık ayında Ankara’nın en büyük TED organizasyonu olan ve ODTÜ Ar-Ge Topluluğu tarafından düzenlenen TEDxMETUAnkara adlı etkinlikte Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” adlı şiirini seslendirdi.

İnsana yaşamın değerini bir kez daha anımsatan bu şiiri, Rüştü Asyalı’nın etkileyici sesinden dinlemeniz için şiir dinletisinin videosunu sizler ile paylaşmak istiyorum.

Yaşamaya Dair

1

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,

yani, beyaz masadan,

bir daha kalkmamak ihtimali de var.

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz

en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,

diyelim ki, cephedeyiz.

Daha orda ilk hücumda, daha o gün

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,

yaşımız da elliye yakın,

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla

yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

1948

3

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,

yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet

 

Pınar İnan
Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Binghamton Üniversiteleri işletme öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı.

1 Comment

  1. The Hall London

    22 Şubat 2017 at 11:30

    This poem- video made my day, thanks so much amazing article….

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kadın Başına Yollarda!

“Asıl kötü olan, kendini tanımlanmış, çerçevelenmiş, olup bitmiş olarak bulmak, gelip geçici anların birbirine eklenmesiyle etrafınızda sizi kapana kıstıran bir...

Kapat