Rüya Şehir San Francisco

Eagles’ın “Welcome to the Hotel California” adlı şarkısı bizi 1970’lere alıp götürürken, eminim aramızdan bazılarımız, bir zamanlar ”Kasımda Aşk Başkadır” filmi ile, şehrin, o yaz sislerini, buğulu bulutlarını, dik yamaçlarını, tramvayları, viktorya evlerini, en çok da kıpkırmızı, boydan boya uzanan Golden Gate Köprüsünü gözlerinde canlandırdılar bile. Özellikle de hayatlarının bir döneminde orada yaşama fırsatı bulanlar, ne kadar zaman geçerse geçsin, ne zaman biri San Francisco desin, içlerinden şöyle uzunca bir ahhh çekerler. Buna ben de dâhil olmak üzere. Nedir bizi bu Kadar çeken?
Baktığınızda, küçücük bir şehir ama içine bir girin o sokakların, caddelerin, her ırktan, her cinsten insanların varlığını göreceksiniz ve ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bulutlu şehir derler ona. Bulutlar hiç eksik olmaz gökyüzünden. Bir yerlerde beklerler hep. Saat 4- 5 olsun da siz soğuğu bir görün. İklimini bilmeyenler, sabahki havaya aldanıp giyerler şortları, askılıları, bir de ayaklarda terlik. Çok manzara vardır aklımda. Tir tir titreyen turistler, yapışık ikiz gibi gezen çiftler soğuktan ne yapacaklarını şaşırırlar. Sırf bu yüzden, üzerinde ”I Love San Francisco” yazan mağazalar, seyyar satıcılar iyi para yaparlar. Buz kesen insanların akınına uğrarlar çünkü.
Hazır sokak manzaralarına girmişken, dilencilerine de değinmeden geçemem. Abartısız her köşe başında genci, yaşlısı, kadını, erkeği, akıllısı, delisi bekler sizi. Zarar verirler mi? Hayır. Bu şehrin, muhtaçlara sağladığı olanaklar, her yerden bu tarzdaki insanların ilgisini çekmiştir. “Ya bozuğunuz var mı?” Ya da “Bir dal sigara verir misin?” Diye gelirler bazen arkanızdan. Sakın korkmayın, çok da acımayın derim, Yoksa eve meteliksiz dönme ihtimaliniz çok yüksek.

Market Street

Caddelere dönelim biraz. Ana caddesi Market Street. Boylu boyunca uzanır. Bir ucu okyanusa, bir ucu tepelere gider ve inanın bu caddeyi hiç üşenmeden çok rahatça yürüyebilirsiniz. Sahil Boyunca uzanan, numaralandırılmış, körfezleri vardır. Sahil boyunca yürüdüğünüzde koşanları, patenle kayanları, bisiklet sürenleri, sahile demir atmış o büyük seyahat gemilerini görmeniz mümkün.
Mesela; Pier 39 vardır. Sizi şok edecek o şişko, sevimli deniz aslanlarını izlersiniz meraklı gözlerle, sonra çıkar dolaşırsınız içinde biraz. Her şeyi bulabilirsiniz orada. Hediyelik eşya satanlar, taze meyve satanlar, yanlarında hep eritilmiş çikolata bulundururlar çünkü bilirler ki o kocaman çilekleri çikolataya bandırmadan buranın zevki çıkmaz .

market-street-

Çok leziz balıkları yengeçleri, ahtapotları burada tatabilirsiniz. Daha önce hiç denemediğiniz, inanılmaz lezzetli soslar yapıyor oradaki Meksikalı şefler. Bir günüzü orada doya doya harcayın.

Golden Gate
Daha sonra şehri bisiklet kiralayarak gezin derim. Golden Gate köprüsünden geçin, durun o eşsiz güzellikte fotoğraflar çekin. Diğer bir gün, dünyanın hiç bir yerinde göremeyeceğiniz Castro’ya gidin. Orada cinsel tercihleri yüzünden dışlanmamış, homo seksüelleri görün, onların hayatlarını, yaşayışlarını, o toplumdaki barışı görün. Hatta denk getirebilirseniz festivallerde orada bulunmaya çalışın. Gözlerinize inanamayacaksınız. Çıplaklık hat safhada. Ama San Francisco bu manzaralara o kadar alışık ki, herkesin tek derdi daha ne kadar eğlenebilirim den başka bir şey değil. Alışık olmadığınız manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Ama zaten görmediklerinizi görmeye gitmediz mi? Bütün insan manzalarını izlerken tadını çıkarın, zevk alın, eleştirmemeye özen gösterin.

golden-gate

Castro Bölgesi
Akşam Mission dedikleri bölgeye gidin ve Meksika’lıların mutfaklarından, o enfes yemeklerinden deneyin. Hani bizim şu meşhur kuru fasulyeciler gibi, küçük ama hiç bir yerde bulamayacağınız ustalıkta, tatta yapılmış burrittolardan yiyin, karpuz suyundan için.

castro-san-francisco-

Her köşede farklı bar göreceksiniz. Yaş sınırı 21 olduğu için, uygun değilseniz şayet, hiç bir şey olmaz geçerim mantığını bir kenara atın. Orada kuralların daha sıkı olduğunu, özellikle de başka bir ülkede olduğunuz için, başınızı hiç belaya sokmayın, tatiliniz zehir etmeyin derim.
Gittiğiniz yer neresi olursa olsun, San Francisco’da, insanlarla çok rahat bir şekilde iletişime geçebileceğinizi unutmayın. Sıcak kanlı ve dost canlısı insanlarla dolu bir kent burası. Bütün gece kulübleri 02.00’de kapanır ve içki servisi 01.45’de biter. Yani Türkiyede’ki gibi gece 12’de gidelim, sabaha karşı döneriz fikri ne yazık ki orada geçmiyor.

Mission Bölgesi
Alışveriş çılgınlarına süper bir haberim var. Hastası olduğunuz markaları çok uyguna alabileceğiniz outletler sadece şehirden 40 dk uzaklıkta. Çok uygun fiyatlarda bulabileceğiniz, spor bir araba kiralayın ve rüzgarın o sokakların, yolda karşınıza çıkacakların, farklılığının zevkini yaşayın.

mission-district

Anlatılacak o kadar çok şey var ki, siz zaten kaybolmanın, keşfetmenin tadına bir kez bakın, doyamayacaksınız. Bu şehir, kanınızı kaynatacak, sizi kendinizden geçirecek emin olun, hem de öyle bir geçirecek ki, uçakta içinizden “Vay be“ diyeceksiniz. Şimdi şehrin hayalini kurarak, San Francisco’nun içinize bir kez daha işlemesine izin verin.

 

Kaynak: istanbella.com/Selda Sadak

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Riff Cohen Nisan Ayında Türkiye’de!

İbranice, Arapça ve Fransızca şarkılara imza atan, son dönemlerin sık konuşulan müzisyenlerinden İsrailli şarkıcı Riff Cohen, Nisan ayında Türkiye'de 4...

Kapat