‘‘Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır.’’ | Tanpınar

“İnsanlar, kainatın sahibi olmak üzere yaratıldıkları için, eşya onlara uymak tabiatındadır. Temel felsefesinden mütevellit, insanların kullandığı kıyafetler ve aksesuarlar, bir süre sonra sahiplerinin bir parçası olurlar. Kullanılmış eşyalarda, sahibinin bütün huyunu, alışkanlıklarını, hayatındaki aksaklıkları hatta ıstırapların çeşitlerini görmek mümkündür. İnsanların başkalarına, kullandığı kıyafetleri, eşyaları hediye etmesi de bu yüzdendir. Sizi tanısa ya da tanımasa da bu kıyafetleri giyen, öteberileri kullanan insan, bu eşyaların zoru ile size yaklaşır. Bütün büyük insanların, maiyetlerinde çalışanlara daima elbiselerini ve öteberilerini vermesi bu yüzdendir. Roma imparatorları, krallar, büyük diktatörler hep kendileri gibi düşünsün diye eşyalarını dostlarına hediye ederler ve hatta Osmanlı hükümdarlarının vezirlerine, kürk ve kaftan ihsan etmeleri bu yüzdendir.”

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Tanpınar’ın adını Saatleri Ayarlama Enstitüsü koyduğu bu müşfik eseri, çok mühim bir mevzunun ispatını saklıyor hanesinde. Şarkla garp arasında milletçe yaşadığımız tereddüt o kadar ezeli, o kadar trajiktir ki, arada kalıp neticede delirmemek için tek bir çıkış yolu görünür bize: O çıkış da mizahtır. İronidir. İnceliktir. Yaşadığımız çelişkiler bir membadır bu manada, bir mizah madenidir.


“Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!” Nuri Efendi’nin muvakkithanesinde sarf ettiği sözlerden, kurduğu insan-zaman ilişkilerinden yalnızca biri bu cümle.

Nuri Efendi’nin okur ile tanıştırılması, kitabın sürükleyicilik namına en büyük kozlarından biri belki de. Saat sevgisini bir nevi ahlak bellemiş, bozuk bir saate bir hasta gibi bakan özgün, filozof bir insan manzarası.

Peki nedir bu adamın ayarı bozuk olan saatler ile alıp veremediği? Kendi ağzıyla:

” İyi ayarlanmış bir saat, bir saniyeyi bile ziyan etmez! Halbuki biz ne yapıyoruz? Bütün şehir ve memleket ne yapıyor? Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz. Herkes günde saat başına bir saniye kaybetse, saatte on sekiz milyon saniye kaybederiz. Günün asıl faydalı kısmını on saat addedersek yüz seksen milyon saniye eder. Bir günde yüz seksen milyon saniye yani üç milyon dakika; bu demektir ki, günde elli bin saat kaybediyoruz. Hesap et artık senede kaç insanın ömrü birden kayboluyor?”

Bana kalırsa, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Doğu ve Batı arasında kalmışlığımızın değil, doğusu batısı gezegen olarak topluca delirişimizin romanı. Yerel edebiyatın zirvesi. İşte, evde, sanatta, siyasette, hayatın her veçhesinde karşımıza çıkan “ben yaptım oldu”culuğun, saldırgan özgüvenlerin, niteliksiz muktedirlerin başarılarının bir türlü vakıf olmadığımız sırrını yarım yüzyıl önceden ifşa eden kehanet.

“Siz hayata değil, acemaşirana inanıyordunuz!”

Başar Başaran sormuştu, “Yüzyılın başına Tanpınar gibi, Haşim gibi sayısız mücevher ile parıldayarak giren bir toplum sonunda Elif Shafak’a nasıl fit oldu?” diye. Biraz daha genişletelim, yüzyılın başında ufkunda devrim hayali gerili insanlık, sonunda yeni İphone modelini beklemeye nasıl fit oldu? Acemaşirana inanmaktan vazgeçip hayata inanmaya başlayışımızın öyküsü saklı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde.

Oldurmaya çalışmamayı, olmasına yahut olmamasına ayak dirememeyi, olana ve dahi olmayana razı gelmeyi, nehirle beraber akmayı, nehrin devinimine uymayı, başka bir devinim icat etmeye çalışmamayı, böyle bir çabanın abesle iştigal olduğunu, kendi izafi hareketinden kurtulmak gerektiğini, gerçek hareketin gerçekten hareket edene katılmak olduğunun şuuruna varmayı ve hatta hareketin kendisi olmayı öğütleyen bir Enstitü bu…

Tanpınar’a sevgiyle.

 

Okumadan geçmeyin:

Edip Cansever: “Bir anlayan olsa anlatırdık gözyaşını da.”

 

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

1 Comment

  1. Ismail Türkmen

    25 Kasım 2017 at 15:41

    Gelecek sefere yorumlarim olacak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Virginia Woolf ve Vita Sackville-West Aşkı Sinemaya Uyarlanıyor

Roman yazarı Virginia Woolf ve şair Vita Sackville-West’in arkadaşlığı ve aşkı, sinemaya uyarlanıyor. Bafta ve Altın Küre ödüllü oyuncu ve...

Kapat