Saatler: Virginia Woolf

Film, İngiltere’de bir kasabada, varoluş ve de sancılı bir süreç geçirdiği belli olan Virginia’nın (Virginia Woolf) kendiyle alakalı depresyonunu bir intihar mektubunda anlatmasıyla başlar. Konuşan Virgina’nın iç sesidir ve o çok mutsuzdur. Evde kimse yoktur, hazırlanır, nehir kenarına gider, cebine büyük birkaç taş koyduktan sonra, kendisini nehrin akıntısına bırakır. Onu bu intihara sürükleyen şey bir acizlik midir? Yoksa kendi iç sanrılarının ağırlığı mıdır?

Filmin seyri tarihin içinden çeşitli zaman dilimlerine geçişlerle devam eder. Virgina’nın 1941 yılında, İngiltere’deki intiharı sonrası, tam on yıl sonra 1951 yılında Amerika’da New York’a, hemen oradan 1923 yılına, yine İngiltere’ye bağlanır. -Virginia’nın intihar evresine nasıl geldiği üzerine kronolojik bir bunalım süreci vardır- Filmde yer alan geçişler bize dönem dönem kadın hikayelerini aktarır. Yıllar geçse de, zaman dilimleri değişse de, kadınların temsilinde hep kadınların ‘bir sorunu’ varmış, ‘anlaşılması zor’ ve de komplike olarak lanse edilmesi, egemen ideolojilerin, sinemayı kullanarak, kadın üzerinden inşa ettiği anlamların bir neticesidir. Bu noktada kadınlar güçsüz ve de takatsiz olarak sunulur.

Film son olarak 2001 yılına New York’a yani yine Amerika’ya bağlanır. 1941, 1951, 1923 ve 2001 yılları arasındaki bu anlamsız gibi görünen geçişler, kadınların ortak paydada birleştiği bir hikaye aktarır. Bu hikaye, aslında bir kadının varoluş bunalımın anlatıldığı ve Virginia Woolf’un en çarpıcı eserlerinden biri olan Mrs. Dalloway romanıdır.  Bu noktada filmin anlatısı temelde Mrs. Dalloway kurgusu üzerinden ilerler. Film genel olarak imgeler üzerine kurulu bir filmdir ve temelde romandaki gibi, Madam Clarissa’nın organize etmek istediği bir partinin hazırlanış aşamasını sunar. Tabii ki sinema söz konusu olduğunda, edebiyatın sinemada kurgulanarak, yönetmenin ve de oyuncuların o esere dahil olmasıyla, metaforlar ve de imgeler göstergebilim ve psikanalizle birleşerek bir seyir haline gelir. Bu noktada, kitabın başlangıç cümlesi olan “Mrs. Dalloway çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.” cümlesi, filmin de imgelerini açıklar niteliktedir.

Filmin genel havası, kendi iç hesaplaşmalarını yapan kadınların, toplumun içinde ve de kurallar dünyasında var olma mücadelesinin bir aktarımı olarak dikkat çeker. Virginia’nın kendisini delirttiği iddia edilen Londra’ya asla dönememesi, Laura’nın Amerika’nın savaş sonrası liberal banliyölerinin birinde cinsel yönelimini fark edip, büyük bir iç savaş yaşaması, Clarissa’nın bir yaz mevsiminde yaşadığı efsanevi aşkı unutamayarak geçmişte birkaç güne takılı kalmış olması… Maskelenmiş hayatlarının altında, toplumun tam da dışında kendileriyle olan büyük mücadeleleri, tıpkı Mrs. Dalloway’in iç huzursuzluklarını yansıtır. Bu noktada kadınlar, toplum içinde duygularını bastırmak zorunda kalırlar. Aslında sorunların temel noktası, kendilerine dayatılan rolleri ilk başta reddetmemiş olmaları ve de bunu geri plana iterek bastırmalarıdır.

Filmde bir kadının özgürleşebilmesi için, toplumsal normları yıkması gerektiğinin vurgusunu görürüz. Saatler filminde, anlatı olarak kadının toplumda olması gerekenin dışına çıkması ‘aslında doğal olan budur’ olarak verilmeye çalışılsa da, toplumun kurallarını yıkmanın bireyi ötekileştirdiği ve de yalnızlaştırdığı vurgusu kendisini ortaya koymaktadır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Fikret Mualla’nın Akıl Hastanesi Çizimleri!

Çağdaş Türk ressamı Fikret Mualla'nın Paris Sainte-Anne Akıl Hastanesi'nde çizdiği resimler ziyaretçiye açıldı! Amerikan Hastanesi'nin sergi bölümünde Fikret Mualla'nın 1953,1956...

Kapat