Sadi-i Şirazi ve İnsan Üzerine

‘be-merdî ki mülk-i ser-â-ser zemîn
niyerzed ki hûnî çeked ber zemîn’

(bütün dünya mülkü bir damla kanın yere dökülmesine değmez.)
Ş
adi-i Şirazi

Sadii-Sirazi-ve-İnsan-Uzerine-1

Bir bilgenin arifliği üzerine konuşmak pek kolay değildir ama terbiyeyi kendine asalet, ilimi ise şeref yapmış bir alim ve şair Sadi-i Şirazi. İnsan ve insan yaşamı üzerine söylediği şeylerden rahatlıkla anlaşılıyor ki, zamanını aşmış biri. Gözlem yeteneği ve idraki her türlü özelliğinin önüne geçmiş. Şairliği dahi bu zamanın ötesindeki idrakinin gerisinde kalmış. Çileli bir hayat geçirmiş Şirazlı Sadi. Evladını kaybetmiş. Çok gezmiş, çok dinlemiş. Biriktirmiş sürekli. Bir alimin heybesi olur mu, demeyin. En çok da bir alimin heybesi olur, biriktirdikleriyle doldurabileceği. Kuşkusuz, neredeyse bütün bilgelerin en büyük sıkıntısı çağında kadir kıymet bilmeyen bir cemiyetin içinde yaşamalarıyken, Sadi’ye dair eserlerden anlaşıldığı üzere Sadi çağında dahi kadir kıymet görmüş bir alim. Rahat bir çevrede bulunduğuna dair hikayeleri dahi var. Kendisi sık sık başka bir alim ve bilge olan Mevlana ile karşılaştırılsa da bu anlamda Mevlana’dan ayrıldığını söylemek mümkün.

İnsanın insanla münasebetinin ateşle olan münasebeti gibi olması gerektiğine inanıyor Şeyh Sadi. Ardından da ekliyor: ‘Çok uzaklaşma donarsın, çok yaklaşma yanarsın.’  Verdiği öğütler ve tavsiyeler o kadar fazla ki çok şey görüp yaşadığını hissedebiliyor okuyucu.

‘ömr-i girân-mâye der in sarf şûd
tâ çi puşem şitâ, çi horem sayf’
(değerli ömür “kışın ne giyeceğim?”, “yazın ne yiyeceğim?” derken sarf oldu, gitti.)

Şirazlı Sadi’nin bilgeliği ve insan üzerine söyledikleri incelendiğinde muazzam bir donanımın mevcudiyeti açıkça görülmekte. Bu donanımın da alimin zorlu yaşamındaki küçük detaylardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Hayatında kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir döneme; kargaşanın ve kaosun hüküm sürdüğü bölgelerde ömrünün önemli bir bölümünü içerisine alacak şekilde, sınırları oldukça geniş bir seyahat dönemine başlar Sadi. Gezmeye ve görmeğe olan şiddetli arzusu, onu oldukça uzak bölgelere, rengi, dili, ırkı, dini, sosyal yaşantısı birbirinden tamamen farklı insanların arasına çekip götürür. Eserlerinden ve kendisi hakkında yazılanlardan anlaşıldığına göre, güvenlik ve ulaşım problemlerinin yoğun olarak yaşandığı o klasik çağda başta İran olmak üzere Irak, Hicaz, Suriye, Lübnan, Anadolu, Orta Asya ve daha başka birçok bölgeyi gezip görür. Siyah, beyaz… Her ırktan; Hıristiyan, Yahudi, Müslüman, Mecusi her dinden insanlarla görüşür ve konuşur. Kısa ya da uzun süreli birliktelikler yaşar. Kendi ifadesiyle dünya dershanesinde hayat dersini ve tecrübe eğitimini alır Şirazlı Sadi.

Sadii-Sirazi-ve-İnsan-Uzerine-2

Uzun seneler süren bu seyahatlerinde gördüklerini, duyduklarını ve bizzat yaşadıklarını bir araya toplayarak kendisinden sonra gelecek olanlara çok değerli ve hayat tecrübesiyle dolu veciz eserler bırakır Sadi. Dünyayı gönül gözüyle gezmiş olan alim, bu yüzden olayları değişik bir açıdan izleme imkanı buluyor. Her zerrenin hakikati gösteren bir ayna, her yaprağın marifet kitabının bir sayfası olduğunu gözlemliyor. Yine aynı gözle bizzat içerisinde yaşadığı toplumu, o toplumu oluşturan bireyleri, yönetenleri ve yönetilenleri dikkat dolu bakışlarla inceliyor.

“Zamanın iyi ya da kötü geçmesini hoş-gör; çünkü o bizsiz çok dönecektir.”

Günümüzde Sadi’nin kabristanı Sadi Türbesi, Şiraz’ın başlıca turistik mekânlarından biri. Ayrıca 21 Nisan (İran Takvimi: 1 Ordibeheşt) “Sadi Günü” olarak anılmakta.

“Ben, doğru yolda kaybolmuş insan görmedim.”

Şirazlı Sadi hem bir seyyah hem alim hem de şair. Böyle bir arifin anlatmak isteyip de anlatamadığı, haykırdığı halde işittiremediği ne çok şey vardır diye düşünmeden edemiyor insan. Oysa öğüdünü ve hakikat bildiğini insanlıktan hiç esirgemiyor Sadi. “Ben sana denize açılma demiyorum, açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.”

Yeryüzünün en güç üç şeyini de açık bir dille ifade ediyor gezgin alim. En güç üç şeyden biri sırrı saklamaktır, diyor. Bir diğerinin ise bir derdi unutmak olduğunu söylüyor. Sonuncusu ise boş zamanı iyi değerlendirmektir, diye ekliyor. Bir eserin dilin inceliklerine vakıf kimse tarafından çevrilmesi o eserin özgünlüğü için büyük bir bahtiyarlık. Bu da Sadi’nin eserlerinde anlattığı ile anlatmak istediği açısından çokça önem arz ediyor. Onu, anlattıklarını ve kullandığı dili özümseyerek incelemek gerekiyor.

“Bulut, âb-ı hayat yağdırsa, yine de söğüt ağacından bir yemiş yiyemezsin. Çünkü söğüt ağacının meyvesi yoktur. (Kalp gözleri âmâ olmuş) Alçak ve bozuk tabiatlı kimse ile vakit geçirme. Çünkü hasır kamışından şeker yiyemezsin.”

Endişe edişinden ve adem oluşundan son derece emin, bilgisi hürmete layık Sadi-i Şirazi’nin en çok bilinen ve başka şairlere de ilham kaynağı olan veczi ise şöyledir:

“İnsan birkaç damla kan ve bin bir endişeden ibarettir.’’

Son olarak nedense bu irfan sahibi alimin yolunun dünyada Albert Camus ile bir yarım saat bile kesişmesini çok isterdim demeden edemeyeceğim. İyi ki geçtin dünya denen köprüden Şirazlı Sadi.

(Şairin ‘Nobahari’ adlı ilkbaharı konu alan şiiri, İranlı müzisyen Mohsen Namjoo tarafından bestelenmiştir. Bu güzide eserle sizi baş başa bırakıyoruz.)

KAYNAKLAR:

*sadi-i şirazi / nimet yıldırım

*vikipedia

*ekşi sözlük

*varoluş şaşkınlığı (görsel)

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ressam Azat Yeman’ın ‘İtaatkar Bedenler’ Sergisi Ziyaretçilerle Buluşuyor!

Yurt içinde ve yurt dışında pek çok özel koleksiyonda eseri bulunan ressam Azat Yeman'ın 'İtaatkar Bedenler' adlı sergisi Galeri Eksen'de...

Kapat