Şahsi Araçların Sonu mu Geliyor?

Siz toplu taşıma araçlarını beklerken üç koltuğu boş arabaların önünüzden geçip gitmesi, hatta gideceğiniz yere gidiyor olması ve bizim bunu öylece izleyerek beklemeye devam etmemiz gerçekten dengesiz bir durum. Özgüven, statü göstergesi veya özel hayatın gerekliliği olarak görülüp sayısız aracın satın alınması ve bu dengesizlikten yararlanan şirketler ve kurumlar işin diğer sorunlu kısmı. Bu durum, içinde yaşadığımız tüketim çılgınlığının saçma sonuçlarından sadece bir tanesi. Fakat bir yüksek lisans tezinin ortaya attığı fikir, bu dengesiz ve bilinçsiz gidişatı sonlandırmak üzere.

Finlandiya’nın başkenti Helsinki, 2015 yılında, şehir içi ulaşımda bütünüyle yeni bir sistem için pilot bölge olmaya hazırlanıyor. Sistem, sadece Finlandiya’ya değil bütün dünyaya yeni. Nokia şirketiyle cep telefonunun dünyaya yayılmasını sağlamış ülke Finlandiya, bu defa da bir proje ile ulaşım alanında büyük bir değişimin öncüsü olabilir.

Helsinki Times’ın haberine göre proje, araba paylaşımı fikrinin gelişmiş hali. Bilgisayar kontrollü araçlar, internet üzerinde sipariş ediliyor ve siz neredeyseniz oraya gelen araç, nereye gitmek isterseniz sizi oraya götürüyor. Yol üzerinde başkaları da aynı yöne gidiyorsa ödeyeceğiniz fiyatlar da düşüyor. Araçlar, hem merkezi sistemle hem de sistemin diğer araçları ile bağlantılı çalışıyor. Anlık bilgi transferleri sayesinde şehrin herhangi bir yerinde oluşmuş kaza vb durumlar halinde sistem otomatik olarak aracı farklı yollara yönlendiriyor. Bu hizmetten yararlanmak için tek yapmanız gereken akıllı telefon ya da tabletinize sistemin uygulamasını indirmek. Yine internet üzerinden ödeme yapılabiliyor ve ayrıca kişinin isteğine göre sadece birkaç semti kapsayan ya da sınırsız paketler oluşturulması da öngörülüyor. Yetkililer proje hakkında halen bazı soru işaretleri olduğunu fakat pilot uygulamayla bunların da aşılacağını söylüyor.

Finlandiya’da bunun benzeri Kutsuplus adlı bir sistem zaten var ve kullanılıyor. Yine akıllı telefonlara veya tabletlere yüklenmiş uygulamayla sipariş edilebilen 10 kişilik mavi minibüsler, insanları istediği yerden alıyor ve istediği yere bırakıyor. Ve yine mesafe ve yolcu sayısına göre de fiyatları değişiyor. Ayrıca araçlarda ücretsiz wi-fi bağlantısı da var. Yorumlar genelde fiyatların otobüsten pahalı fakat taksiden ucuz olduğu yönünde.

Proje ile ilgili bütün dünya için önemli bulduğum nokta ise ulaştırma alanında devrim niteliği taşıyan bu sistemin nereden çıktığı. Sistemin ana unsuru internet ve iletişim teknolojilerinin ulaştırma alanında etkin biçimde kullanılması. Fakat bütün projeye şekil veren felsefe aslında bir yüksek lisans öğrencisinin tezi. 24 yaşındaki Sonja Heikkila adlı öğrenci, teziyle ulaştırma alanına yepyeni bir anlayış getiriyor. Özellikle şehir içi ulaşımın temel probleminin, şirketler ve şahısların bir statü göstergesi olarak araç satın almaları ve sürekli arttırılan otobüs ve tramvay sayısı olduğuna vurgu yapan Heikkila, bunun trafikteki araç sayısını arttırmaktan başka hiçbir şeye yaramadığı anlatıyor. İnsan odaklı bir sistemle ulaştırmanın artık iletişim gibi merkezi bir hizmet alanı haline getirilmesi gerektiğini savunuyor.

İnsana, her alanda doğasına aykırı davranışlar ve diğer canlılarla birlikte yaşadığını unutturan tüketim çılgınlığının en tepesindeki nokta; statü. Ve bunu yaratan anlayışın arkasında ise dev endüstriler. Özellikle ulaşım alanında otomotiv, akaryakıt ürünleri, petrol-kimya diye başlayan sıralama ilaç, sigara, gıda olarak devam ediyor. Ve böyle bir projenin şehir içi ulaşımda başta inanılmaz zaman kaybı, ölüm ve yaralanma risklerini düşürmesinin yanında araç sayısı ve akaryakıt kullanımını da düşürmesi durumu ortaya çıkıyor. Hatta teknoloji ile çok üstün fonksiyon ve bununla birlikte oluşacak trendler sayesinde araba satın almanın ilgi çekici bir yanı kalmaması, birçok insana mantıksız gelmeye başlaması gibi bir sonuca bile varabilir. Zira projenin şehir içi ulaşım konusuna bakış açısı ve elde etmek istediği netice budur.

Fakat bu tür değişimleri sağlayacak samimi projeleri düşünüldüğünde akıllara ilk elektrikli arabalar geliyor. Hava kirliliği, petrole bağımlılık ve küresel ısınma vb sorunlara bir ölçüde çözüm getirebilecek olan elektrikli araç fikrinin başına gelenler, 2006 yapımı Who Killed the Electric Car adlı belgesel filmde anlatılıyordu. Filmde, başta George W. Bush hükümeti, otomotiv üreticisi ve petrol devi şirketler tarafından nasıl yok edildiği detaylıca anlatılıyor. Yıllar sonra, proje tekrar cılız bir şekilde hayat bulduysa da sadece gelişmiş ülkelerle sınırlı kaldı. Sayısız ülkenin gözleri önünde ortaya çıkan bu teknoloji, ülkemiz de olmak üzere üçüncü dünya ülkeleri ve diğer sayısız ülkeye hiç gelmedi. Sanki hiç olmamış gibi…

Bu yönüyle Helsinki projesi gerçekten devrim niteliğinde bir proje. Seneye gerçekleştirilecek pilot uygulama, insan odaklı çözüm üreten bu samimi fikrin başına neler geleceğini hepimize gösterecek.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Van Gogh’dan İlham Alan Vintage taksiler

Günümüzde geleneksel ve modern teknikleri bir arada kullanan sanatçılar hızla artıyor. Bunun bir örneğini de Hindistan’da görüyoruz. Mumbai’de bir taksici, eski...

Kapat