Şair Nigar Binti Osman

Osmanlı döneminin meşhur kadın şairi Nigar Hanım; dışarıdan bakıldığında tertip ettiği ya da katıldığı toplantıların gözdesi olan, güzel sanatlar aşığı, pek çok dil bilen, kalburüstü bir kadındı. İçinde ise üzgün, mutluluğu yakalayamayan bir kadın; kocasından yana yüzü gülmeyen bir eşti. Çocukları ile ilişkilerini de bu yas durumu şekillendirdi. Hayattaki sonsuz mutsuzluğu yansıdı çoğu zaman şiirlerine bu yüzden.

Musikiye olan merakı bilinen Macar Osman Paşa’nın kızı, Nigar’ın annesi yine saraydan bir görevlinin kızı olan ve şiirle meşgul olan Emine Rif’atî Hanımdır. Nigar binti Osman yani Osman’ın kızı Nigar Hanım da, işte böyle bir ailede 13 yaşından itibaren şiirle ve aslında sanatın pek çok diğer dalıyla ilgilenmeye başladı.

Fransızca, Almanca ve Rumca bilen, doğu ve batı musikisine ilgi duyan, yaşayışı ve edebiyat anlayışı ile aristokrat kabul edilen Nigar Hanım; Hisar’daki yalısında ve Şişli’deki konağında yerli ve yabancı sanat mensuplarını bir araya toplayan davetler vermesiyle meşhurdu. Bu özelliğinden dolayı “Adetlerinde Avrupalılaşmış fakat zevklerinde Şarklı bir kibar Türk hanımı” olarak tanınmış.

nigar-binti-osman

Gittiği Fransız okulunda önemli hocalardan Fransızca, piyano, resim öğrenmiş; farklı etnik kimliklere sahip okul arkadaşlarıyla konuşarak da Rumca, İtalyanca ve Ermeniceyi konuşur hale gelmiş. Yatılı mektepte okudukları için geceleri eğlenceli hale getirmek adına her akşam bir etkinlik tertip edilir; kimi şiir okur, kimi dans eder, kimi çalgı çalarmış. Nigar Hanım o zamanları “öyle bir mesut âlemdi ki ancak benim gibi uzun zaman böyle yatılı mektepte yaşamış olanlar bilir” diye anlatır.

Mektepteki hocalarından Madame Garos’un kendisine özel ilgisinden bahsederken, dönemin iç yüzünü de dışa vurur aslında: Müslüman olduğum için yaşım on üç, on dörde varınca, bu türlü eğlencelerden büsbütün mahrum kalacağımı bildiği için, kendisi ne zaman bir müsamereye, bir tiyatroya davet olunacak olsa beni de mutlaka beraberinde götürürdü.

Öyle de olmuş. 11 yaşında örtünmesi gerektiği için yatılı okuldan alınan Nigar’ın eğitimi o tarihten sonra evinde devam etmiş, 5 ay sonra da bir paşanın akrabasıyla evlendirilmiş. Hayatının bu yıllarında anlatacak hiçbir şeyi olmadığını söyler Nigar Hanım. Ancak evlendikten 2 yıl sonra, yani Nigar 14 yaşındayken, kardeşi bir kazada ölünce hayatının feci olayları zincirleme olarak başlar ve kardeşinden sonra çocuğunu düşürür, doğan bir diğer çocuğunun hastalıkları ile meşgul olur, geçirdiği böbrek rahatsızlığından sonra doktorlar neredeyse hayatından ümidi keser. Bu arada 4 çocuk dünyaya getirmiştir.

nigar-hanim-sair

Ailesi Nigar Hanım’ı iyileşmesi ümidiyle Büyükada’ya götürür. Kocası ile olan ilişkileri bu süre zarfında büyük zarar görür ve çocuklarını göremez olur. Bu dert ve yalnızlık içinde kendini daha da verir kalemine. Ada onun için bir kaçıştır, kocasının kız kardeşi ile anlaşamamanın, kocasının eve gelmeyişlerinin kaçışıdır. Çocuklarını görebilmek adına İstanbul’a, kayınpederinin evine dönmeye razı olur ama 3 ay dayanabilir ve “ah yalnızlık, sen beni mahvedeceksin” diyerek ailesinin yanına geri döner.

25 yaşına kadar yüzü gülmeyen, ama bu yıllar zarfında şiirlerini beğenen II. Abdülhamid’den ihsanlar alan Nigar, oğullarını Mekteb-i Sultani’ye yani dönemin devlet adamı yetiştiren en önemli kurumuna kaydettirmeyi başarmıştır. “Fakir olan mı mesuttur, olmayan mı? Saadet servette midir?” diye soran Nigar, annesi ve babasını da kaybetmiştir.

Bütün bu acı dolu yıllarda pek çok şiir yazmıştır Nigar Hanım; okumaya tenezzül buyuracak irfan sahipleri takdir buyururlar ki bunlar şiir ve edebiyat değil, şevk ve emel teraneleri içinde gizlenmiş birer yeis feryadından ibarettir, diyerek.

sair-nigar-hayatimin-hikayesi

Oğullarının okula başlaması ve kötü giden evliliğini sona erdirmesinden sonra, doktorların seyahat önerisine uyan Nigar Hanım pek çok ülke gezmiş, buralarda iyi karşılanmış ve ülkelerin hükümdarları ile tanışmıştır. Dönemin Şehzadesi Burhaneddin Efendi ve eşi ile yakın dostlukları olduğu, hanedanın Şair Nigar’a sempati ile yaklaştığı bilinir. Yazdığı bazı şiirleri bizzat dönemin şehzadeleri bestelemiştir. Batıya duyulan ilgi ve merakın arttığı bir dönemde Şair Nigar Hanım, yazdıkları ve güzel sanatlara vakıf yönü ile hanedan tarafından benimsenmiş ve her toplantıya davet edilmiştir. Çoğu kez sultanların kızları kendileri ile kalması için Nigar’a baskı yapmış, Nigar ise yalnızlıktan şikâyet ettiği halde bu teklifleri kabul etmemiştir.

Balkan Savaşının patlak vermesiyle İstanbul’a dönüp yaralılar için çalışmış, “Bugün, en büyük aşkım vatanımdır. Onun geleceğini bu kadar karanlık gördükçe ağlamadığım gün geçmiyor. İlahi, milletimize Nusret nasip et” diyerek bu karanlık günlerde de duygularını kaleme almaya devam etmiş.

Yıl 1917… Günümüz İstanbullularının paylaşacağı şu paragraf Nigar Hanım’ın mutsuzluğunu bize de yansıtıyor: “Aman Yarabbi! İstanbul’umuza böyle ne oldu? Kalabalıktan tramvaylara girmek kabil değil ki! Toptan gülle çıkar gibi kendimi zorla bir vagona attım. Bu, tramvaya girmek değil, ezilmek, üst baş parçalamak… Ne oldu halkımıza Yarabbi? Bu her yeri dolduran kıyafetsiz, kaba, kötü dilli insan kalabalığı nereden geldi? Evde yalnızlığıma, sokakta bu kalabalığa dayanamıyorum.

Mısralarında “daimi bir melâl” olduğunu söylenen Şair Nigar, yakın dostu Tevfik Fikret’in yakınlarında, Rumelihisarı’ndaki Kayalar Mezarlığında anne ve babasıyla gömülüdür.

Nigar Hanım’ın şiirlerini her yerde bulmak mümkün. Onun yerine Abdülhak Şinasi Hisar’ın kaleminden Nigar Hanım’ı okuyalım:
“Nigar Hanım çocukluğumda ilk gördüğüm şairdi. O zamanlarda kendisine Şair Nigar binti Osman denilirdi. O her zaman bana, renk renk bluzlarıyla, şiirin üniformasını giymiş ve yüksek yaşmaklı hotozlarıyla, bir şiirin tacını takmış görünürdü.

Çocukluğum yâd edilir edilmez, gönlümün hâlâ aşındıramadığı hatıralarla Boğaziçi yalılarını, Nigar Hanımı, Hisar yalısıyla, yaşmaklı beyaz feracesiyle, mavi sularda yüzen kayığıyla canlanmış buluyorum. Bu iki çifte kayığın arkalığında gökmavi renkli, üstü gümüş ay ve yıldızlarla bezenmiş, etrafı saçaklı bir örtüsü vardı ki kayık gittikçe sulara sürünürdü.

Boğaziçi kayıklarının hemen hepsi de klasik bir yapıda portakalî renkte, kenarları iki çizgili -ekseriya su renginde mavi- zırhlıydı. Her akşam hemen aynı saatlerde ve hemen aynı yerde gezinilirdi.

Nigar Hanımın kayığı Rumelihisarındaki yalısından çıkar, geceleri bülbüller içinde çağlayan Baltalimanından, Emirganın büyük bahçeler içindeki büyük yalıları önünden geçer, Kalendere uğrar, bahöesinde saz varsa önünde bir müddet duraklar, sonra karşı sahile varır, Kanlıca körfezine ve Küçüksu deresine girer, Göksu önünde birkaç defa dolaşır, bazen de Bebek Bahçesinin önüne gelir ve sonra akşam sular kararınca, görmüş ve geçirmiş bir gönüller yalısına dönerdi.”

 

 

Bilgiler, Şair Nigar’ın kendi kaleminden çıkan “Hayatımın Hikayesi” kitabından alınmıştır.

 

Hülya Utkuluer

Marmara Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldum. Cumhuriyet dönemi müzeleri hakkında bir yüksek lisans tezi hazırladım. Şu an bir müzede (Cumhurbaşkanlığı Celal Bayar Müzesi) müdür yardımcısıyım ve ayrıca tarih doktorası yapıyorum. Seyahat etmek, okumak, yazmak, yeni tatlar denemek, fotoğraf çekmek ve müzeler ilgi alanlarım arasında.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Dünyaca Ünlü Hard Rock Grubu Deep Purple’dan Yeni Albüm!

İngiliz hard rock grubu Deep Purple, hayranlarını sevindirecek müjdeyi verdi. Deep Purple dört yıl aradan sonra 'Infinite' adını verdikleri albümün...

Kapat