Saramago Sarmalı

Nobel ödüllü yazar Saramago, 1922 yılında Lizbon’da doğar. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Saramago, kırsal kesimde öğrenim hayatına başlar ama maddi sıkıntılardan dolayı okulu bırakmak zorunda kalır. İlerleyen yıllarda makinistlik eğitimi alır; teknik ressamlıktan redaktörlüğe, editörlüğe ve çevirmenliğe kadar birçok işte çalışır. Bir yayınevinde farklı görevlerde çalışıp Portekiz Yazarlar Birliğinin yönetim kurulunda çalıştıktan sonra, tamamen kitapları üzerinde çalışmaya başlar. İlk romanı ‘Günah Ülkesi’ ise 1947’de yayımlanır.

Saramago’nun kitaplarının satış rakamı sadece ülkesi Portekiz’de iki milyonu geçmiş, yapıtlarıysa 25 farklı dile çevrilmiştir. Din konusundaki görüşlerinden ötürü eserleri hükümet tarafından sansürlenen Saramago, Kanarya Adaları’na yerleşmiş ve ölümüne kadar burada yaşamıştır. Ellili yaşlarına geldiğindeyse, Baltasar ile Blimunda adlı romanıyla büyük bir şöhrete kavuşmuştur.

Yapıtlarında mitlerden, ülkesinin tarihinden ve gerçeküstü imgemlerden bol bol yararlanan Saramago, hayatı boyunca birçok ödül almış, 1998 yılındaysa Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olmuştur. Ödülü kazandığını öğrendiği sırada Frankfurt Kitap Fuarı’ndan ayrılmakta olan Saramago, bu haber üzerine fuar alanına yeniden davet edilir. Görevlilere “Bırakın karıma gideyim!” diye sitemde bulunan Saramago’nun bu cevabıysa tarihe geçer.

Kitaplarında kendine has bir üslubu olan, nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanmayan, paragrafsız ve diyalogsuz metin yapısı kuran Saramago, birçok nitelikli eser kazandırır edebiyat dünyasına. Ayrıca, kitaplarındaki kahramanlara isim vermemek gibi bir takıntısı da var Saramago’nun.

Hayatının sonuna kadar komünist partili olan, genel yayın yönetmenliği yaptığı gazetedeki köşesinde yazdıklarıyla Portekiz’in siyasi yaşamına çok ciddi devinimler yaratan Saramago’nun Portekiz’de 1974 Karanfil Devrimi öncesindeki faşizme karşı direnişte ve devrim sonrasında hep önde yer aldığı ifade edilmiştir. Öyle ki ölümünün ardından Portekiz Komünist Partisi, “Saramago 1969’dan bu yana partinin bir militanıydı. Yaşamının sonuna kadar da öyle olmasını istedi. Ölümü parti örgütü için bir kayıptır. PCP, yoldaş Saramago’nun ölümünden duyduğu derin acıyı ifade ederken, en yakınında ailesine baş sağlığı diler.” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

18 Haziran 2010 yılında Kanarya Adaları’ndaki evinde hayatını kaybeden Saramago, ardında okunması gereken birçok kitap bırakmıştır.

jose-saramago-bilinmeyen-adanin-oykusu

“İnsanlığın kurtuluşu iki şeye bağlıdır: Dünyayı yörüngesinde tutan şey olan kadının
söylemine ve düşlere…”

“Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, bana bir tekne ver. “Bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta Saramago’nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar.

“(…) ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin (…)”

“Saramago görünüşte sade bir öyküyü basit bir dille ve masum karakterlerle aktarıyor; okurlar, hayalperestler ve âşıklar psikolojik, romantik ve toplumsal alt metinleri fark edecektir.” 

-Publishers Weekly-

jose-saramago-korluk

“En kolay yapılan şeyin kötülük olduğunu herkes bilir.”

 ‘Körlük’, 1998 yılı ‘Nobel Edebiyat Ödülü’ sahibi Portekizli yazar Jose Saramago’nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap. Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşiyor. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlâki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır. Portekiz’in yaşayan en önemli yazarı olan Jose Saramago, bu çarpıcı romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır. 

jose-saramago-kabil

“İnsanların tarihi, Tanrı’yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz biz de onu anlamayız.”

 José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımladığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor. Adem ile havva’nın oğlu, kardeş katili, “sürgün ve gezgin” Kabil’le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit’in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekân kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru. Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim’den Nuh’a, Adem ile Havva’dan Eyüb’e, Lilith’e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyor. Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor: İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir?

 

 

 

Mehmet Alkaç

İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okur. Dedalus Kitap, Aylak Adam Yayınları, Zeplin Kitap, Fabula Kitap ve Dante Kitap için çeşitli dosyaların editörlüğünde görev yapar. Öykü üzerine çalışır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ani Harabeleri Dünya Mirası mı Oluyor?

Ermeni Kralları’nın gözdesi, Pakraduni Hanedanlığı’nın başkenti Ani… Arpaçay Irmağı boyunca uzanan Ani Harabeleri Kars’ın en önemli turizm noktalarından biri. Geçmişi...

Kapat