Savaşa Karşı Bir Tutam Film. İçinde Çocuklar Olan…

Bir şeyi yok etme, ortadan kaldırma uğraşı olan savaş, insanlığın ortaya çıkarmış olduğu en büyük utançtır. Kuşkusuz, bu güne kadar yaşanılan savaşlarda ise en şiddetli yıkımları yaşayan çocuklar olmuştur. Beton yığınlarının, parçalanmış şehirlerin içinde kaybolan nice bedenler, yıpranmış olan minicik ruhlar, savaşın en acı kısmıdır belki de. Ve onlardan geriye kalanlar ise yıkık, yarım hikayelerden başka bir şey değildir. İşte bu hikayelerden yola çıkarak hazırlanan bir tutam film. İçinde çocuklar olan;

Grave Of The Fireflies (Ateş Böceklerinin Mezarı)

Grave Of The Fireflies, Isao Takahata’nın yazıp yönettiği gerçek bir hikayeye dayanan animasyondur. Sinema eleştirmenleri tarafından savaş karşıtı en iyi yapım olarak nitelendirilen film; on dört yaşındaki Seita’nın istasyondaki cansız bedeni ile başlar, içinize dokunan müziği ile. Üstelik Seita istasyonda tek başına değildir, onun gibi daha birçok beden yok olmak üzeredir. İşin bir diğer acı ve utanç tarafı ise, istasyondaki çocukların o hallerinin, insanlar tarafından olağan bir durummuş gibi algılanması, hatta onları utanç olarak görmeleridir. Bu savaşın bir diğer dehşet verici sonucudur. Filmde On dört yaşındaki Seita ve dört yaşındaki kız kardeşi Setsuko ikinci dünya savaşı sırasında hem öksüz hem de yetim kalmıştır. Bunun üzerine teyzelerinin yanına yerleşen iki kardeş, zamanla teyzelerinin onlara kötü davranması ile evden ayrılırlar. Artık İki kardeş savaşın içinde hem kendileriyle hem de yaşam ile savaşlarını vereceklerdir. Filmin sonunu tahmin etmek çok zor değil, fakat yaşanılanları kabul etmek, sindirebilmek vicdanımızı baya zorlayacaktır. Ve anlayacağız ki sadece birkaç ateş böceği bize bu dünyanın en saf, en temiz halini gösterebilirken, yine sadece birkaç ateş böceği bize bu dünyanın en kötü, en acımasız halini gösterebilir.

Empire Of The Sun (Güneş İmparatorluğu)

Jim, Şanghay’da aristokrat İngiliz bir ailenin çocuğudur. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Şanghay Japonlar tarafından işgal edilir. Ailesi ile kaçmaya çalışan Jim, kargaşa ortamında kaybolur. Ardından toplama kampına götürülür. Burada Jim, hayal gücü ve cesareti ile yaşamaya çalışır. Bazen gerçekler karşısında hayal gücünün bile yetemediği bu savaş ortamında, çocuğun büyümesine şahit oluyoruz. Bir savaşı çocuk gözü ile görüyoruz. Steven Spielberg’in yönettiği film, bize zaman zaman buruk bir gülümseme bıraksa da, savaşın yıkımının bir çocuğu nasıl büyütebileceğini acı bir şekilde, çocuk ile birlikte öğretecektir.

La Vita è Bella (Hayat Güzeldir)

Her koşulda mutluluğu buluveren, İtalya’da yaşayan Guido adında ki Yahudi bir adam aşık olup evlenir ve baba olur. Ardından İtalya’yı Almanların işgal etmesi ile toplama kampına götürülen aile ayrılır. Guido, oğlu ile bu kampta yaşam mücadelesi verirken, oğluna tüm bunları bir oyun olarak anlatır, ona büyük bir oyunun içinde olduklarını ve eğer kendisinin talimatlarına uyarsa oyunu birinci bitirerek büyük ödül olan tankı kazanacaklarını söyler. Guido Yahudi toplama kampında ki dehşet dolu yaşamdan, oğlunu bir nebze uzak tutmaya çalışan fedakar bir babadır. Çocuk, o büyük yıkımın içinde yaşadıklarını bir oyun sanarak hayatta kalmaya çalışacaktır.  Roberto Benigni’nin yönettiği bu filmde; bir babanın çocuğuna savaşı daha başka nasıl anlatabileceğini, onu nasıl koruyabileceğini bize bazen gülümseyerek bazen de ağlatarak gösterecektir.

Turtles Can Fly (Kaplumbağalar da Uçar)

Irak-Türkiye sınırında ki Kürt mülteci kampında geçen film bir grup çocuğun, savaş bölgesinde mayın toplayarak hayata tutunmalarını konu alıyor. Uydu lakaplı genç, mülteci kampındaki çocukların lideridir. Bir gün kampa Agrin, Riga ve Hengov adında, savaşın hayatlarını yerle bir ettiği üç çocuk daha gelir. Uydu, Agrin’e aşık olur, fakat Agrin’in bunu ne önemseyecek ne de bunu görebilecek bir hali vardır. Hengov ise mayında kollarını kaybetmiş ağabeydir ve iki yaşındaki Riga için ağzıyla mayın toplayarak geçimlerini sağlamaktadır. Bahman Ghobadi’nin yönettiği film; savaşın en büyük yıkımının, yine çocuklar üzerinde olduğunu bir kez daha ekranlara yansıtır. Toplumun böyle bir ortamda çocuklara bakış açısını ele alan film, sağlam bir eleştiri sunar izleyiciye. Şunu bilmek gerekir savaş çocukları parçalamakla kalmaz, kullanır, istismar eder. Onları en büyük acı ile yaralar.

Birbirinden farklı yerlerde geçen, birbirinden bağımsız bu dört filmin aslında kesiştiği tek yer,  savaş ve içinde barındırdıkları çocuklar. Bir çocuğun dininin, konuştuğu dilinin, mensup olduğu ırkın, sahip olduğu ten renginin hiçbir önemi yoktur, onlar sadece çocuktur. Sadece çocuk. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar. Onlar sadece hayalleri ile yaşayan el değmemiş berrak ruhlardan ibarettirler. Ve savaş bunları gözetmeksizin hepsini aynı şekilde paramparça eder. Çünkü savaşın tek gayesi budur; ne pahasına olursa olsun yok etmek. Ve geriye sadece yarım kalan hayaller, hikayeler kalır. Bırakalım, bırakalım da çocuklar yaşasınlar, hayal kursunlar, onların saflığına ihtiyacı var bu dünyanın. Savaş biz insanların neyine?

Ve son olarak Charlie Chaplin’in The Great Dictator filminde savaş ile ilgili o muazzam konuşmasını tekrar hatırlamakta fayda var.

Nur Kutbay
Çukurova Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İsveçli İndie Grup ‘The Radio Dept’ Salon İKSV’de!

Shoegaze'in özgün seslerinden The Radio Dept. 28 Nisan'da Salon İKSV'de sahne alacak Birgün'de yer alan habere göre, İsveçli indie pop...

Kapat