Savaşma! Şiir Yaz…

Tüm dünya çocuklarının şeker yiyebilmesi dileğiyle…

DUVARA TEBEŞİRLE YAZILAN

“Savaş istiyoruz!”.
En önce vuruldu
Bunu yazan.

Bertolt Brecht

İnsanlık tarihi kadar eski zamanlara dayanır savaşın tarihi. İlk dönemlerde savaşlar, hayatta kalabilmenin ve varlığını sürdürebilmenin ön koşulu olan bir çatışmaydı. Bu çatışma, insanın insanla, insanın doğayla ya da doğanın insanla ve diğer tüm güçlerle sürdürülen bir mücadeleydi. Modern kapitalist düzende ise savaş, üstünlük kurmanın yanı sıra yeni pazarlar ve kaynak ilişkileri oluşturmanın da yolu haline gelmiştir.

savasma-siir-yaz-1

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet RAN

Şiir kişisi: Hiroşima’da hayatını kaybeden bir kız çocuğu

Şeker yemek: Çocukluğu yaşayabilmek

Savaşın gerekçeleri arasında “insancıl” tanımlamalar dahi yapılsa savaş, çıkar ilişkilerinden doğan bir süreçtir. İnsanlık tarihini yazılı metinlere dayandırarak 6000 yıllık bir süreç olarak kabul edersek, bu uzun süreçte 15000’den fazla savaş yaşanmıştır.

Bu da her yıla ortalama 3 savaş düşüyor demektir.

Her 30 yıl bir kuşak kabul edilirse ve yazılı tarihi dönemlerde dünya üzerinde yaklaşık 185 kuşak yaşadığı varsayılırsa, sadece 10 kuşağın savaşsız bir hayat sürdüğü söylenebilir.

Savaş görmemiş ya da savaşa tanık olmamış insan neredeyse yok gibidir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan barış(!) ve huzur(!) ortamında bile, irili ufaklı 150’nin üzerinde savaş meydana gelmiş ve ortalama 60 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Yaralanan, mağdur olan ve göç etmek zorunda kalan sayısız insan da savaşın yıkıcı sonuçlarından etkilenmiştir.

savasma-siir-yaz-2

BAZI ŞEYLERİ AÇIKLIYORUM

Soracaksınız: Leylaklar nerede hani?
Gelincik yapraklı metafizik nerede?
Sözcüklerine incecik delikler açıp
onları saçan yağmur nerede?
Kuşlar nerede hani?

Her şeyi anlatayım.

Kent dışında yaşardım,
Madrid dışında, çanlarla,
saatlerle, ağaçlarla.

Görülürdü oradan
kurumuş yüzü Kastilya’nın
meşin bir okyanus gibi.
Evime
Çiçek evi derlerdi, sardunyalar fışkırırdı
duvarlarından çünkü:
güzel bir evdi
köpekleriyle, çocuklarıyla.
Hatırladın mı, Raul?
Rafael, hatırladın mı?
Hatırladın mı, Federico?
yerin altında,
hatırladın mı, balkonlarında o evin
Haziran ışığı çiçekler doldururdu ağzına.
Kardeşim, kardeşim!

Her şey
o kalın sesler, tezgâhların tuzu,
kabarmış ekmekler çıkaran fırın
ve heykelleriyle Argüelles pazarı
kurumuş bir mürekkep hokkasıydı sanki aldatmalar içinde:
yağ akardı kaşıklara,
ayakların, ellerin derin çarpıntısı
sokaklarda büyürdü,
metreler, litreler, temel
ölçüsü yaşamın,
balık yığınları,
rüzgâr gülünü bile şaşırtan
soğuk güneşiyle kiremitler,
patateslerin ince, çıldırmış beyazlığı,
domatesler yuvalanırdı denize dalga dalga.

Bir sabah tutuştu bunların hepsi,
bütün canlıları yutmak için bir sabah
fışkırdı topraktan
şenlik ateşleri,
silah vardı artık,
barut vardı artık,
artık kan vardı.

Haydutlar geldi uçaklarıyla,
yüzükleriyle, düşesleriyle haydutlar,
takdisler dağıtan kara keşişleriyle
haydutlar geldi gökyüzünden
çocukları öldürmek için,
çocuk kanı aktı sokaklarda
düpedüz çocukların kanı aktı.

Çakalların bile tiksindiği çakallar,
kuru çalıların bile tükürdüğü taşlar,
yılanları bile iğrendiren yılanlar!
Yüz yüze gelince bunlarla
kanını gördüm İspanya’nın,
kabarıyordu
bir onur ve bıçaklar dalgasında boğmak için sizleri!

Hain
generaller:
ölü evimi görün,
bakın paramparça İspanya’ya:
erimiş maden akıyor her evden
çiçek yerine,
her çukurundan İspanya’nın
İspanya yükseliyor,
her ölü çocuktan bir tüfek fışkırıyor,
gören bir tüfek,
kurşunlar doğuyor her cinayetten,
o kurşunlar günün birinde
on ikisinden vuracak yüreğinizi.

Soracaksınız: Şiiri neden
düşleri anlatmıyor, yaprakları
ve büyük yanardağlarını anayurdunun?

Gelin görün kanı sokaklardaki.
Gelin görün
kanı sokaklardaki.
Gelin görün kanı
sokaklardaki.

Pablo  NERUDA (Çeviren: Ülkü TAMER)

Şiir kişisi: Savaşın yıkımlarını en ağır şekilde yaşayan ve eski düzenini, arkadaşlarını savaş sonucu kaybeden bir kimse

Bu süreçte edebiyatın üç yönde geliştiği söylenebilir:

Bunların ilki, tarihsel olayları anlatan yapıtlardır.

İkincisi halkın kahramanlığını öven epik eserlerdir.

Üçüncüsü savaşın sert yönünü yansıtan ve savaşı hiçbir halini kabullenemeyen, savaş karşıtı görüşle ilişkilidir.

Savaşın yarattığı ruhsal tahribat zamanla geçmeyecek kadar derindir ve savaş bireyin tüm yaşamında kolay kolay düzelmeyecek izler bırakır. Savaş zamanı yaşayan şairler ise bu duruma sessiz kalamayacak kadar hassastırlar. Bu şairler, dünyayı büyük bir karışıklık (chaos) olarak görmüşlerdir. Duruma anlaşılması zor bir muamma olarak baktılar. Çünkü insanlar, en çok da çocuklar, acı ve yoksulluk içindeydiler, üstüne birbirlerine zorbaca davranıyorlardı. İnsanlar tanımadıkları insanları ne için öldürüyorlardı? Hoş, tanısalar da buna gerek var mıydı? Çocukların şeker yemesi gerekmez miydi?

Bu karışıklık içinde yaşamak onlar için korkunçtu.

Bu korkunçluk da insan yüreklerini endişe ile dolduruyordu. Ve eserlerinden de anlaşılacağı üzere, şairler için, kendi kendileriyle çatışma ve olup biteni sorgulama dönemi başladı. Lirik anlatımın en kuvvetli olduğu şiir türünde bu sorular kendilerini buldu ve ele alınan tema etrafında şekillendi. Endişe içinde eser veren, yarınlardan ümitsiz şairlerin anlatılarında şu soruların yansımalarını bulmak mümkündü:

Yaşamanın anlamı nedir?
Neredeyiz?
Varlık nedenimiz nedir?
Yaşamaya çalıştığım dünya nasıl bir yer?
Ben iyi biri miyim?
Neden savaştayım?
İnsanlar ne için acı çekiyor?

savasma-siir-yaz-3

HARBE GİDEN

Harbe giden sarı saçlı çocuk!
Gene böyle güzel dön;
Dudaklarında deniz kokusu,
Kirpiklerinde tuz;
Harbe giden sarı saçlı çocuk!

Orhan VELİ KANIK

Şiir kişisi: Harbe giden küçük bir çocuğun geri dönmesini umut eden bir kimse

savasma-siir-yaz-4

TOPRAĞA DÜŞEN

Ona “Haydi
Savaşa!” dediler.
Başkaca bir şey
Söylemediler

Aldılar köyünden
Davulla zurnayla
Geride üç çocuk
Bir eş ve bir ana

Eline bir silah
Tutuşturdular
Ve karşılaştı
Düşman ordular

Vurulup düştü
İlk çatışmada
Göğsünde bir oyuk
Üç delik alnında

“Ey bu topraklar için
Toprağa düşen”
Bir karış toprağın
Var mıydı yaşarken?

Ataol BEHRAMOĞLU

 Şiir kişisi: Savaşa giden askere seslenen, ona üzülen ama duruma engel olamayan bir kimse

İnsanlar ölüyordu. Savaşa giden insan, neden ve ne uğruna olduğunu tam olarak bilmeden hem ölüyor hem de öldürüyordu. Öğretilere güvenilirken (Tanrı bizi korur!) bir anda her şeyin yalan olduğu düşüncesi ortaya çıkıyordu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ile birlikte tüm dini, siyasi, sosyolojik inançlar yıkılmıştı. Şairler bu duruma seyirci kalamazdı. Ölen ve mağdur olan insanların çığlıklarını şiirlerinde, bir şekilde duyurmalıydılar. Böylece bireyselleşme, yalnızlık, intihar ve bunalım temaları eserlerde baş göstermeye başladı.

Bekle Beni

Bekle beni, döneceğim ben.
Çok çok, bıkmadan bekle!
Sarı yağmurların
Hüznü basınca,
Kar kasıp kavururken,
Kızgın sıcaklarda – bekle.
Uzak yerlerden mektuplar kesilince
Bekle beni.
Birlikte bekleyenlerin beklemekten
Usandığına bakma, bekle.
Bekle beni, döneceğim.
Unutmak zamanı geldiğini

Ezbere bilenleri
Hayırla anma!
Varsın oğlum, anam
Hayatta olmadığıma inansın,
Dostlarım beklemekten usansın,
Ocak başında toplanıp
Acı şarapla
Yad etsinler beni.
Sen bekle.
Onlarla birlikte
İçmekte acele etme.

Bekle beni; döneceğim,
Bütün ölümleri çatlatmak için döneceğim!
‘Şansı varmış…’ desinler,
Beklemedikleri için,
Beni bekleyerek
Düşman ateşinden nasıl
Koruduğunu anlayamazlar.
Sağ kalışımın sırrını yalnız
Senle ben bileceğiz-
Bütün sır -senin
Başkalarının bilmediği gibi beklemeyi bilmende.

Konstantin Mihavloviç Simonov

Şiir kişisi: Savaşa giden, bir gün dönebilmeyi umut eden ve sevgilisinden onu sabırla beklemesini dileyen bir asker

Pek çok yazar, bu dönemde savaşı, eserlerinde şikâyet ve hesap verme ya da üzüntü ve kahroluş şeklinde yansıttı. Bazılarıysa yapacaklarını bilemedikleri ve çıkmaza saplandıkları için çığlık kopararak ferahlamaya çalıştılar.

savasma-siir-yaz-5

BAYRAMLIK

Koyunlar keçiler ve koçlar için
Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı
Bu barış var ya, bu barış
Cephedekiler için o kadar barış

Can YÜCEL

 Şiir kişisi: Barışın savaşla sağlanamayacağına inanan bir kimse

savasma-siir-yaz-6

Genç, küçük
Oğlan çocuğu olduğumda
Babalarımız
Savaşta olduğunda
Bütün evler
Karanlık sanırdım
Gazyağı ile tuzu
Patates ile ekmeği
Tanrı toprağının
Zenginliği sanırdım.
Ben bir kere bile
Şeker yemedim doyasıya
Çuvalı bulunsa da
Yiyemedim.
Ekmek denilen yiyecek
Nasıl tatlı idi!
Hiçbir zaman ona
Doyamam sanırdım…
Babalar her zaman
Savaş yerinde.
Sabah akşam
Analar işte.
Sevinç denilen şey ne?
Belki, sabahları
Anasının işten dönmesi.
Mutluluk denilen şey ne?
Belki tuzağa
Tavşanın düşmesi
İnsanın hayatı,
Belki sonuna kadar böyle:
Kahkaha az,
Sevinç az,
“Baba” demez,
O, savaşta,
O, beklenir,
Gözde yaş,
Kendi küçük…

Boris UKAÇİN

Şiir kişisi: Babası savaşta olan küçük bir erkek çocuğu

Toplumu motive etmek, dertlerini dile getirmek, ona moral vermek hep şairin olmuştur. Ne var ki savaşlar bitse de halkta açtığı yaralar iyileşmemiştir. İnsanlar yakınlarını kaybetmenin acısını ve yaşadıkları zorlukları unutamamışlardır. Motive edici eserler yerini savaşın yıkımlarını anlatan şiirlere bırakmıştır.

Bu buhranlı dönemde yetişen edebiyatçılar acıları en saf haliyle şiirlerinde yansıtmışlardır. Neredeyse tüm şiirlerde genellikle karamsar bir hava hâkim olmuştur.

Savaştan sonra sefaletin baş göstermesiyle insanlar, geçim derdine düşmüşlerdir. Bir taraftan yoksulluk, diğer taraftan savaşın getirdiği sıkıntılar, edebiyatta tekrar vücut bulmuştur.

 

ŞEHİTLİK

I

Ben bir bahriye neferiyim
Gözlerimi balıklar yedi
Görmek ve ağlamak bitti benim için
Uzun boylu adamdım sağlığımda
İnanmazsanız elbiselerime bakın

Biri diyor ki ben de askerim
Ne farkım var öteki ölülerden
Eskiden evlerde otururduk
Dışında kaldık bütün kapıların
Şimdi duvardan geçiyoruz

Biri de diyor ki
Uzunluğuna kollarımın hâtırası
Hâlâ başım ağrıyor

Yalan hepsi bunların inanmayın
Biz yokuz diyor bir başkası

II

Akraba ölülerin kılığında geliyorlar
Kolayca girmek için odama
Bir bakıyorum amcam kardeşim
Bir bakıyorum Polonyalı bir gedikli çavuşu
Hemen de konuşuyor

Bir kızım vardı beş yaşında
Ölmüş şimdi beraberiz
İçi sıkılıyor burada
Ellerini Varşova’da unutmuş
Çember çeviremiyor

Ve bir ses
Ne patates çapalamak
Ne taş kırmak
Ne de yük taşımak pazara
Burada rahatım iyidir

Biri de karısını merak etmiş
Evden haber soruyor bana

Üstümden kaputumu aldılar
Öldüğüm zaman
Üşüyorum
Önümüz de kış

Sonra bir ağızdan konuşuyorlar

III

Bir bardaktan su içiyoruz
Birlikte yemek yiyoruz akşamları
Kimisi sevgilimize âşık
Kimisi evlât olmak istiyor anamıza
Sebepsiz gidip geliyorlar vapurlarda
Tramvayda aramıza giriyorlar
Yeniden uzun uzun yaşamak istiyorlar
Bizden ayrılmadıklarına bakılırsa

Oktay Rifat HOROZCU

Şiir kişisi: Katıldığı savaşta ölen ve sanki “araf”ta kalmışçasına hayatını kaybeden diğer askerlerle konuşan bir bahriye neferi

Savaş, yol açacağı doğrudan acılar yanında insanlığın geleceğine ilişkin olumsuz gelişmelerin de hazırlayıcısıdır. Yapılan çeşitli araştırmalar göstermiştir ki savaşa katılan toplumlarda, savaştan sonra şiddet ve insan öldürme davranışında ciddi bir artış meydana gelmektedir. Örneğin, ABD’de Vietnam savaşı sırasında cinayet ve saldırı olaylarında iki kat artış olmuştur.

Savaşa giren toplumlarda şiddet ve saldırı olayları savaştan sonra en az yüzde 10 artarken, girmeyenlerde en az yüzde 10 azalma olmuştur. Savaş sonrası cinayetlerde görülen artış, savaşın sonu ya da niteliğinden bağımsızdır. Savaşta kaybedilen insan sayısı ile savaş sonrasındaki cinayet artışı arasında paralellik saptanmıştır.

savasma-siir-yaz-7

 

ÇOCUKLARINIZ İÇİN

Savaş sonrası sayımlarda
Şu kadar ölü, şu kadar yaralı
Kadın, erkek sayısız kayıp…
Elden ayaktan düşmüş
Geride bir o kadar da sakat,
O kara günleri anımsayalım diye…

Zorumuz ne insan kardeşlerim,
Amacınız kökümüzü kurutmaksa,
Yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar,
Bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım,
Sayısız işkence kurbanları…
En kötüsü,
Gün günden başımıza inen bu gökyüzü!
Bu toplanıp dağılmalar ne oluyor
Yüksek düzeylerde?

Neden alçakgönüllü değilsiniz,
Sözünüz mü geçmiyor birbirinize,
Hangi dilden konuşuyorsunuz?
Barışsa eğer istediğiniz
Uçaklardan başlayın işe
Önce çirkinleşen savaş uçaklarından…
Ya insanları bir yana bırakıp
Sivrisineklerin kökünü kurutun
Ya da bataklıkları!

Sonra geçin karasineklere!
Ne kadar da çoğaldılar son sıcaklarda
Yer gök tüm karasinek,
Yaşamımızı karartmak için.
Bir güç denemesi yapsanız da,
Onların yaşamını siz karartsanız!
Yoksa siz de mi barıştan yanasınız,
Onların özgürlüğünden yana?

Kolay değil, barıştan yana olmak
Özveri gerek yüksek düzeylerde.
Gene de bir nedeni olmalı, diyorum.
Bu toplanıp toplanıp dağılmaların.
Phantom’ların pazarlanması değilse
Denizaltıların sığınmasıdır
Dost limanlara
Ya sağcı gerillaların barındırılması…

Ah uzak görüşlü yetkililer,
Bıraksanız da büyük sorunları bir yana,
Biraz da ulusunuz için,
Halkınız için konuşsanız…
Çocuklarınız için…
Kökleri kuruyup gitmeden!

Rıfat ILGAZ

Şiir kişisi: Doğal afetlerin insanların canına yeterince kıydığı, bu yüzden savaşa gerek olmadığını savunan bir kimse

Savaş yılları edebiyatında, insanın iç dünyasına eğilme ve onun ahlaksal özelliği ile kişiliğinin dayandığı köklerin incelenişi söz konusudur. O yılların şiiri, savaşla karşı karşıya kalmış insanların aşk, nefret, yaşam ve ölüm üstüne neler duyduklarını, kendi ülkeleri için neler hissettiklerini, görev anlayışlarını, en ince düşünce ve duygularındaki manen arınmışlığı dile getirmektedir.

Ve yine o yılların şiirinde, kişisel duyguların yerini, insanı kendi insanlarıyla, çağıyla ve halkla birleştiren evrensel duygular almıştır.

 

MUHAREBE GÖRMÜŞ BİR ADAM ANLATIYOR

Muharebede ne ölüm korkusu gelir
İnsanın aklına
Ne, evi barkı düşünürsün
Gezin üst kenarın ortasından
Arpacığın tepesinden
Beğendiğin yerini seçersin hedefin
Tetiği elin titremeden çekersin

Artık karşındaki sana benzemez
O da küçük bir dükkân işletir memleketinde
O da karısını sever
Onun da senin gibi
Küçük bir çocuğu var
Aklına bile gelmez
Artık senin yaşaman için
Onun ölmesi lâzımdır.

Necati CUMALI

Şiir kişisi: Savaşa katılan ve artık duruma “hissizleşen” bir asker

Unutulmamalıdır ki, şiddet şiddeti doğurur ve şiddet sarmalı giderek büyür. Savaş amaca ulaşmak için şiddet kullanımını meşrulaştırır ve insan öldürmenin önemsiz bir şey olduğu fikrini yaygınlaştırır. En önemli tehlike de budur.

Savaş sonrası yurduna dönen kimse, eski düzenini bir daha asla bulamaz. Savaşın açtığı maddi ve manevi yarayı hiçbir durum toparlayamaz. Savaşta ailesini kaybeden bir çocuğun çektiği acıya hiçbir şeker son veremez.

Yaşanan tüm bu yıkıma da hiçbir şair sırt çeviremez, sessiz kalamaz.

Dünya üzerindeki savaşların son bulması ve tüm dünya çocuklarının şeker yiyebilmesi dileğiyle…

savasma-siir-yaz-8

 GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ…

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları

Hani şimdi biz
Bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.

Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap: Zindan

Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan

Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve
Çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir

Hani şimdi biz
İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz

Nazım Hikmet RAN

Şiir kişisi: Yarınlara, güzel günlerin geleceğine inanan, umut dolu kimse

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
‘Yıldız Çocuğu’ Carl Sagan

Güneş Sistemi’nin keşfi için çalışan pek çok insansız uzay aracını yöneten Carl Sagan, görev sonrası Güneş Sistemi’ni terk edecek olan...

Kapat