Savaşta Açan Bir Çiçek | Stefan Zweig

’Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.’’ Der Stefan Zweig bir eserinde. Eserleriyle çoğu okurunun kendisini bulmasını sağlamış bir insandır. İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında bir yazar düşünün, sonuna kadar dayanmış ve bir çok eser vermiş biridir Zweig. Avusturyalı yazar ve muhabirdir, şuan birçok basılmış kitabı vardır ve kuşkusuz bu dönemin en çok okunan yazarlarından biridir. Lakin şunu da söylemem lazım sonuna kadar savaşa direnmiştir yaşamak için sebepler bulmuştur birçok da ülke gezmiştir gezmesine fakat savaş ümitsizliği Zweig’in üstüne de çökmüştür ve eşi ile intihar etmiştir.

Ve pek çok insana mektup bırakmıştır, bir mektubunda şöyle der:

“Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce son bir görevi yerine getirmeye kendimi mecbur hissediyorum. Bana ve çalışmalarıma böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim. benim lisanımın konuşulduğu dünya bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu.

Ama hayata 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyaç var. Benim gücüm ise uzun yıllar süren yurtsuzluğum sırasında tükendi. Böylece ruhsal çalışması her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.

Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”

Yazarın intihar mektubu bile ne kadar hoş bir sözcük dizilimine sahip. Fakat son cümlesinde yarı umut yarı umutsuzluk var:’’ Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler!’’

Belki sonda bahsedebilirdim ölümünden ama başta bahsederek Zweig’i daha iyi anlamanızı istiyorum çünkü yazar normal psikoloji ile yazmıyor eserleri, evet sürekli ülke değiştiren birisi Naziler’den nefret eden birisi ama İkinci Dünya Savaşı Zweig için bir travma ve herkes için…

Beni çok şaşırtan bir yönü daha var kitaplarında, olağanüstü psikolojik tahliller mevcut ve Freud o zamanlar yok, yani çağının çok ilerisinde biri olduğu bu yönden de görülüyor…

Okuyanlar bilir, kısa kısa öyküleri var ama kısa bir şey -100 sayfa bile değil- ‘sizi nasıl etkileyebilir’in cevabını kitaplarından çeşitli alıntılar ile vereceğim.

SATRANÇ

“Bize hiçbir şey yapmadılar. Sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır baskı uygulayamaz.”

 

“Kendime karşı oynamaya kalkıştığım andan itibaren, bilinçsizce meydan okumaya başlıyordum. Siyah ve beyazdan oluşan her iki ben de yarışa girişmeden edemiyordu ve her ikisi de yenmek, kazanmak için kendine göre bir hırsa, bir sabırsızlığa kapılıyordu; siyah olan ben, beyaz olan benin yapacağı her hamleyi heyecanla bekliyordu. Bir tanesi bir yanlış yapınca, öteki ben sevinçten havalara uçuyor ve aynı anda da kendi beceriksizliğine kızıyordu.”

 

“Ama boşlukta, zamansızlıkta geçen bir dört ayın ne kadar sürdüğünü hiç kimse bir başkasına da kendisine de anlatamaz, ölçemez, gözünde canlandıramaz.”

 

Gördüğünüz gibi yıllar öncesinden yaşamış bir yazar ama gözlemler, betimlemeler, cümle dizilimi,anlamlar oldukça üst düzey okumak için biraz kitaplarından alıntıları karıştırmak yeterli çünkü sizde derin bir okuma isteği uyandıran birisi.

 

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

 

‘Sana, beni asla tanımamış olan sana…’ şeklinde başlayan bir kitap düşünün ilk cümlesi bile oldukça kalbi saran bir cümle…

“… Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.”

“Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.”

“…Çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytulardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz.”

 

‘’Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.’’ Diyor Zweig ama Dünya çapında oldukça hayran kitlesine sahip bir yazar, sevilen bir yazar ve çoğu yazar gibi kıymeti öldükten sonra bilinen bir yazar, bizden çok önce yaşasa da İkinci Dünya Savaş’ının ortasında filizlenmiş bir yazar Stefan Zweig. İnsanların tutkularını, takıntılarını, aşklarını en iyi anlatan yazarlardan biri. Keşke daha çok yaşasaydı dediğimiz bir yazar…

 

Okumadan geçmeyin:

Kazanmak ve Kaybetmek Üzerine | Shakespeare

 

 

Berna Sakman

Psikolojik Danışman
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kadın Başına Yollarda!

“Asıl kötü olan, kendini tanımlanmış, çerçevelenmiş, olup bitmiş olarak bulmak, gelip geçici anların birbirine eklenmesiyle etrafınızda sizi kapana kıstıran bir...

Kapat