‘Sevmek Zamanı’ Filminin Analizi

1965 yapımı ‘Sevmek Zamanı’ dönemine göre Türk sinemasının damağına yeni bir tat kazandıran garip diye betimleyebileceğimiz bir film. Tutku halini oldukça yalın bir şekilde anlatan bu filmin çekimi, Metin Erksan’ın eşyalarına mal olmuş. Sinematografik açıdan Antonioni ve Tarkovsky’i aratmayan filmde hafif bir İtalyan neorealizmi sezmiş olsam da kendi içinde absürd bir sürrealliği de yok değil.

Halil fazla parası olmayan bir boyacıdır ve çalıştığı evin duvarlarındaki kadın portresine aşık olur. Bir süre sonra genç adam portredeki suretin sahibi Meral ile tanışır. Kendi resminin izlenmesinden etkilenen Meral, Halil ile yakınlaşmak ister lakin Halil’in resimle arasına üçüncü bir kişiye katmak gibi bir niyeti yoktur. Aylar sonra ustasının da vermiş olduğu akılla Meral’e bir şans vermek ister fakat aralarındaki toplumsal statü farkı sebebiyle ilişkilerini yürütemezler. Meral ekonomik durumu kendine denk olan Başar’ın evlilik teklifini onaylamak mecburiyetinde kalır. Nitekim Başar’ı düğün günü terk edip Halil’in yanına gider fakat Başar onları çok geçmeden bulur. Çifti av tüfeği ile vurur. Film burada sonlanır. Tanıdık geldi değil mi?

sevmek-zamani-film-analizi-1png

İlk olarak filmin en alışılmışın dışında kalan kısmı Halil’in, Meral’e değil resmine aşık oluşudur. Takdir edersiniz ki bu, dönemin kahreden aşk hikayeleri arasında yadırganacak bir detay. Halil’in “Ben senin resmine aşığım. Benimle resminin arasında girme” tarzı repliklerle Meral’i kendinden uzak tutmaya çalışması sufizm ile okunabilir. “Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, kolay mı sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım… İkinci kez zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet değişmezi bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu… Bana hep dostlukla, iyilikle, sevgiyle baktı.” der Halil, Meral ile ilk tanıştığı zamanlarda. Sufizme göre hepimiz Tanrı’nın suretleri olduğumuza göre acaba Meral’in, Halil’in aşkı üzerinde hakkının olmaması gerçekten mümkün müdür? Acaba Halil’in Meral’in fotoğrafında bulduğu şefkat tanrının suretiyle ilişkilendirilebilir mi? Halil karakteri Fars edebiyatında büyük yer sahibi olan surete aşık olma halini yansıtmaktadır. Genç adam portrenin sahibesiyle bedensel olarak tanıştığında zihninde yaratmış olduğu karakterin sarsılmasından korkar. Bu sebeple Meral’e resmin aslında o olmadığını, resmin sadece kendi dünyasına ait olduğunu ve hayatına girdiği taktirde kendi düşüncelerini yıkacağını açık bir şekilde belirtir. Bu film internet ve teknolojinin tüm dünyayı ele geçirdiği günümüzde nasıl çekilirdi bilemiyorum. Zira Instagram üzerinden kendimize birer kimlik yaratırken, yaratılmış olan diğer kimlikleri gözlemleyip çevremizdeki insanlar hakkında çeşitli kanılara varıyoruz. İki insanın internet üzerinden tanışıp fotoğraf yahut webcam(bunlar da birer surettir) üzerinden birbirlerine aşık olmaları oldukça olası bir durum. Üzerine üstlük çoğu zaman bu yollarla edindiğimiz kanılar doğru çıkmıyorlar ve hayal kırıklığına uğruyoruz. Tıpkı Halil’in uğramaktan korktuğu gibi.

Halil’in Meral’in babasıyla konuştuğu sahne de çok önemlidir zira Metin Erksan, Yeşilçam’ın basmakalıplarından olan “zengin baba” imajını taşlamıştır. Baba, Halil’in toplumdaki yerini belirtmiş olsa da kızıyla evlenip evlenmeme kararını genç adama bırakmıştır. Fakat filmin sonlarına doğru Halil’in genç kadını “Sana dünyada hiçbir erkeğin bir kadına aşık olamayacağı kadar aşığım. Sana aşık kalmak istiyorum” diyerek terk etmesi bana aslında fotoğrafın yüzeyinde bulduğu mutluluğu aslında Meral’in gerçek bedeninde bulamadığını düşündürdü. Yani durum sadece statü farklılığı değil. ‘Sevmek Zamanı’ bu açıdan da diğer “zengin kız fakir oğlan” hikayelerinden farklıdır. Surete duyulan aşkın bitip zata duyulan aşkın ebedi olması bu filmde tepetaklak olmuştur.

sevmek-zamani-filminin-analizi-2

“Aşk benim aşkım sanane ?” Filmde beni en çok etkileyen repliklerden biridir bu söz. Zira aşk bir çeşit kişilerin fetiş objesi haline gelmeleri değil midir? Halil bu cümlelerle reddeder Meral’in aşkının üzerinde olduğunu iddia ettiği payını. Repliklerin olağanüstü sadeliği ise apayrı bir konu! Filmde karakterler akıllarından geçenleri düşünmeksizin söyleyebiliyorlar. Sanki bizim normal hayatta dile getirmeye süperegomuzun elvermediği gerçekleri suratımıza vurmak istiyorlarmış gibi. Halil’in Meral’i görmeye gidip görür görmez “Seni görmek istiyordum ama artık istemiyorum” deyip Başar ve arkadaşlarının bulunduğu yöne doğru yol alması oldukça garip bir sahneydi. Müşfik Kenter ve  Sema Özcan’ın kıyafetleri genellikle zıt renklerden oluşuyorken Başar ile Meral aynı rengi geçtim aynı kumaştan kıyafetleri giyiyorlar. Bu da statüsel farkları seyirciye göstermek adına hazırlanmış bir detay olabilir.

Bu filmle bir an önce buluşmanız dileğiyle…

2 Yorum

  1. Osman Kaçar

    08 Mayıs 2016 at 16:40

    çok güzel bir inceleme olmuş ellerinize sağlık

  2. fatma Yılmazoğlu

    09 Eylül 2016 at 23:52

    Filme psikanalizle bir baksakk ooo neler çıkıyor. Güzel ve farklı bir film emeğinize sağlık.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Saramago Sarmalı

Nobel ödüllü yazar Saramago, 1922 yılında Lizbon’da doğar. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Saramago, kırsal kesimde öğrenim hayatına başlar ama...

Kapat