Seyirciyi Mekanın Koşullarına Hapseden Bir Oyun: Kadınlar, Aşklar, Şarkılar

“…Annem “Bu yaz sünnet olacaksın,” dedi. Sünnetin ne olduğunu bilmiyordum. Sordum; pipimi keseceklermiş. Günlük, umutluyum…”

Şamil Yılmaz’ın yazdığı, Serdest Vural’ın yönettiği ve Ahmet Melih Yılmaz’ın oyunculuğunu üstlendiği, trans kadınların acılarını, aşklarını, özlemlerini, geçmişlerini, ölümlerini izleyiciye en yalın halde aktaran bir oyun; Kadınlar, Aşklar, Şarkılar…

Seyirciyi-Mekanin-Kosullarina-Hapseden-Bir-Oyun-Kadinlar-Asklar-sarkılar-1

 “Hayat, kadere inat seni sil baştan yaşayacağım…”

Salona girdiğinizde, buram buram arabesk kokan bir şarkı karşılıyor sizi. Şarkının ve oluşturduğu atmosferin etkisiyle, izleyicinin bir kısmının nakarata eşlik ettiğine, bir kısmının ise dışarıya verdiği imajı “ben asla dinlemem bunları!” mottosuyla bağdaştırmaya çalıştığına şahit oluyoruz. Ancak en “arabesk dinlemeyen” insan bile ortama öylesine adapte oluyor ki, heyecanla oyunun başlaması bekleniyor.

Sahne; masa, sandalye, kıyafetler, makyaj malzemeleri ve farklı renkte ışıklardan oluşuyor. Her kadına ait bir renk var oyunda. Oyun birbiri içine girmiş 4 farklı konu üzerinde gelişiyor. İlki, trans bir kadının çocukluğuna ait, hatta doğumundan öncesine. Diğerleri ise, aşık olduğu adam tarafından öldürülen bir kadına, son anlarına şahit olacağımız yaşlı bir kadına ve tecavüze uğrayıp ölüme terk edilen bir şarkıcıya ait.

Seyirciyi-Mekanin-Kosullarina-Hapseden-Bir-Oyun-Kadinlar-Asklar-sarkılar-2

Ahmet Melih Yılmaz, siyah pantolonu ve siyah atletiyle geliyor sahneye. Sandalye üstünde başlıyor ilk hikayeyi anlatmaya. Trans kadının doğumundan öncesine gidiyor, annesiyle bir kahin arasında geçen diyalogları paylaşıyor izleyiciyle. “Oğlan doğuracak, kız gömeceksin” diyor kahin konuşmanın sonunda. Doğuyor çocuk, beş yaşına geliyor. Aynalardan alamıyor kendini, alamıyorlar. Kendini seyretmekten alıkoyamıyorlar. Aynalar tüllerle kaplanıyor, kuyulardaki sulara taşlar dolduruluyor ama çocuk kendini seyretmekten vazgeçemiyor.

“Aslında hiç istemezdim böyle olmayı ama sanırım böyleyim galiba.”

Çocuk mutsuz. Aynalara bakamamaktan değil, annesinin onu böyle kabullenemeyişinden mutsuz. Soruyor annesine; “Ana sever misin beni?” Çocuk anlaşılmak, sevilmek istiyor. Kalbi sevgiyle dolu ama elleri hep boş kalıyor. Yine de sürekli soruyor:

“Ana… Ana sever misin beni?”

Sahne burada bitiyor. Işık yer değiştiriyor.

Yepyeni ışığın altında, yepyeni bir kadın oluşunu izliyoruz Ahmet Melih’in. Giyinmesine, süslenmesine, kadın olmasına şahit oluyoruz önce. Sonrasında ise dans etmeye, şarkı söylemeye hazırlanmış olarak diyor ki seyirciye:

“Allah aşkınıza kendinizi mekanın koşullarına hapsediniz.”

Üç defa tekrar ediyor, naifliği karşısında kıramıyoruz onu. Hapsoluyoruz. Danslarına alkış tutuyor, şarkılarına eşlik ediyoruz.

“Doymadım doyamadım sevmelere seni ben, kimseyi koyamadım yerine yeniden…”

“Bu şehirde buldum buğday ellerini, bu şehirde sevdim badem dillerini…”

“Kalbim duraksız haykırışlarda, ne yapsan ayrılamam senden asla…”

Seyirciyi-Mekanin-Kosullarina-Hapseden-Bir-Oyun-Kadinlar-Asklar-sarkılar-3

Hep aşka hapsediyor bizi, umuda itiyor. Her şarkıyla daha fazla yaşatıyor aşkını izleyiciye. Öylesine naif, öylesine kırılgan ve öylesine gerçek ki. Gülümsemesi içinizi ısıtır, neşesi kalbinizin en derinlerine nüfuz eder, tüm kötülükleri çıkartıp yok eder. İçinde barındırdığı umut, tüm yollarınıza ışık tutar.

Işığın tekrar yer değiştirmesiyle birlikte, yaşlı trans kadının trajikomik hikayesinin içine giriyoruz. Seyircinin alkışları ve coşkusu devam ederken, ölümün kapısında bekleyen yaşlı kadın soruyor: “Komik mi?” Bu soruyla birlikte bir gerçekliğe daha vurgu yapılıyor oyunda. Yaşlı kadının sahnesi ise şöyle bitiyor:

“Belki bin yıldır buradayım ben…”

Daha önce onları fark edememiş olanlarımızın gözlerinde pişmanlık ve utanç beliriyor bir an sanki. Ya da bana öyle geliyor olabilir, fark edilmelerini istediğimden.

Oyunun devamında sevgilisi tarafından öldürülen trans kadının hikayesi var ancak, hikayeyi izleyerek öğrenmenizi istiyorum.

Cinsel kimliğe yönelik yapılan ayrımcılığın küfürsüz ve ajite edilmeden sergilendiği başka bir oyun henüz izlemedim. Şamil Yılmaz’ın naif ve samimi hikayeleri ile Ahmet Melih Yılmaz’ın rollerini olağanüstü bir biçimde üzerine giyiyor olması, ışıltısı ve içtenliği insanı hayrete düşünüyor, hayranlık uyandırıyor.

Oyun sonrası yapılan söyleşide Ahmet Melih Yılmaz, oyuna hazırlanırken trans kadınları değil, kadınları gözlemlediğini vurguluyor. Çünkü transların da kadınları gözlemlediğini belirtiyor. Bu bakış açısı da, işlenen konunun gerçeklikle ele alındığını, klişelerden uzak bir şekilde işlendiğini yansıtıyor.

Yazımda sürekli olarak kullandığım “trans kadın” söylemi ise oyunda kadınların isimlerinin belirtilmemiş olmasından kaynaklı, yanlış anlaşılmasın.

Geçen yıl, Şermola Performans yararına düzenlenmiş olan bir gecede, sahnede “huzurum kalmadı, fani dünyada…” derken tanımıştım o şarkıcı trans kadını. İyi ki tanımışım ve koşarak gitmiş, izlemişim bu oyunu. Önümüzdeki günlerde oyunun biteceği söyleniyor, bitmeden yer bulun ve siz de koşarak gidin derim. Sevgiler ve iyi seyirler şimdiden.

Okuyucuya dipnot olarak

Oyunun tanıtımı ise şöyle;

“Kadınlar Aşklar Şarkılar”, trans kadınların çocukluklarına, aşklarına ve ölümlerine adanmış tek kişilik fakat çok’sesli bir oyundur. Tüm sesler, hikâyelerini doğrudan seyirciye anlatırlar. Fakat seyirci, alıştığımız seyirci değildir artık. Adı aşkla, arayışla, özlemle ve ölümle iç içe geçmiştir şimdi. Her kadın, ölüme doğru yol alırken, varlığı seyircide somutlaşmış bu belirsiz kişiye doğru seslenir. Aşkların, ölümlerin, arayışların asıl muhatabı bu belirsiz kişidir çünkü:

“belki bin yıldır burdayız biz”

Bu bir Mek’an projesidir.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Bir Erkeğin En İyi Dostu Annesidir: Psycho Filminin Analizi

Filmimiz müthiş bir sıradanlık ile başlar. Bu sıradanlığı “müthiş” diye betimlememizin sebebi kameranın Arizona kenti üzerinde pan yaparak bizi “öylesine”...

Kapat