Sinemanın sessiz ve suratsız detayı: Buster Keaton

Sinemanın sessiz ve suratsız fakat en mühim şahıslarından birisidir Buster Keaton. Yaşadığı dönemde Charlie Chaplin ve Harold Lloyd’un gölgesinde kalmış olsa da filmlerinde kullandığı teknikler ve oyunculuğu ile bugün halen adını hatırlatır.

Ufacık bir gülümsemenin bir çığlık kadar insan kulağını tırmalayacağına inanan Keaton, filmlerinde neredeyse hiç gülmez. Bu yüzden de ‘büyük taştan surat’ lakabı ile anılır. Kendisinin ifadesiz suratına karşın, izleyicilerini güldürebilmeyi başarmış bir komedyendir Buster Keaton.

Kendisini hem yönettiği hem yazdığı bir de üstüne başrolünü oynadığı The General filmi ile biliyor olmamız pek mümkündür. Zira bu film, Buster Keaton’ın kariyerini zirveye ulaştırmış abartılı bir güldürüdür. Film; Jhonnie Gray isimli vurdumduymaz bir adamı ve onun general adını verdiği lokomotifini konu alır. 1927 yapımı bir film olmasına rağmen kurgusu ve tekniği yönünden şu anki birçok filme taş çıkartacak niteliktedir doğrusu.

Steamboat Bill Jr. filmi ise oyuncuyu zirveye çıkaran bir başka yapımıdır. Filmde Keaton; Willie Canfield isimli sönük bir üniversite öğrencisini canlandırır. Buharlı bir geminin kaptanı olan babasını ziyarete giden Willie, babasının onu bu gemide çalışmaya ikna etme çabası ile karşılaşır. Fakat üniversiteden arkadaşını görünce elbette ki fikrini değiştirecektir. Filmdeki fırtına sahnesi düşünüldüğünde, bir de 1928 yılında çekildiği düşünüldüğünde Keaton’a hayran olmamak imkansızlaşıyor doğrusu.

Benim favorim olan ve ne yazık ki Keaton’ın pek bilinmeyen Sherlock Jr. filmi ise; bir makinistin rüyasında Sherlock Holmes gibi bir dedektif oluşu ve hırsızlık vakasını çözmeye çalışmasını konu alan bir diğer komedidir. 1924 yılında yapılması ve filmin teknik yönü düşünüldüğünde gerçekten de Keaton’ın, döneminin çok çok üstünde bir sinemacı olduğunun somut bir kanıtıdır.

Three ages, The Navigatör, College, Spite Marriage filmleri ise Keaton’ın diğer uzun metraj filmleri arasında sıralayabiliriz. Aslında ondan bahsederken The High Sign, The Playhouse,  The Goat, One Week gibi kısa filmlerini de görmezden gelemeyiz. Dönemin şartları düşünüldüğünde Keaton’ın filmlerinde kullandığı yaratıcılığı, başarılı ve etkileyici tekniği bu gün halen adından söz ettirmektedir. Azıcık gül be Keaton dediğimiz, suratındaki o ifadesizliği ile de filmlerinde güldürebilmeyi başarmış, kendine has mizahı ile sessiz sinemanın Michelangelo’su olarak anılmaya devam edecektir.

 

 

Nur Kutbay
Çukurova Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Üsluplar Romanı: Beşpeşe

Bugün, 2004 yılında Metis Yayınları’ndan çıkan bir kitaptan bahsetmek istiyoruz size. Türkiye'de daha önce denenmemiş bir tür olan bu kitabın...

Kapat