Sıradışı Makineler: Fanzindan ve Teyzem Oteli / Yunus Öztürk

Bir sözcüğe ne kadar yakından bakarsanız o kadar uzaktan bakacaktır size… K. Kraus

Yunus Öztürk’ün Fanzindan ve Teyzem Oteli adlı postdramatik tiyatro metinleri, okuyucunun daha önce okuduğu kitaplara karşı bir farkındalık ilişkisi oluştururken, metinlerarası göndermeler ile de oldukça ilgi çekici. Pek çok yazar ve sanatçıların alıntılarıyla kuvvetlendirilen Fanzindan, alışılmış bir oyun algısının ötesinde; ‘yazarın ölümü’ meselesini eşeleyip, sahnelenme ihtimalini neredeyse sıfıra indirerek nihilist-pesimist bir varoluşu işaret ediyor.

Oyunların gerçekdışılığı, gerçekliğin henüz gerçek olmadığını bildirir. Oyunlar bilinçsizce doğru yaşamı prova ederler. ( T.W. Adorno)

yunus-öztürk-teyzem oteli-fanzindan

Oyunun ikinci perdeden itibaren başlaması, düzensel ve alışıldık metinlere meydan okuyor adeta. Her başlangıçta bir bitiş, her bitiş de bir başlangıç var. Velhasıl ucu bucağı belirsiz, sonsuz bir kara dehliz.

Kurmaca, görünmezi göstermek değil; görünürün görünmezliğinin ne kadar görünmez olduğunu göstermektir. (M. Foucault)

Sanat ve felsefe tarihine de selamını eksik etmeyen Öztürk, iz bırakmış kişilerle yola çıkarken absürdün çekiciliğini ve hiçliğin anatomisini oyunun her bir noktasında hissettiriyor. ‘Karşı’ bir algıyla popüler kültür alanının dışına yönelen bir ‘kaygı duruşu’

‘ Zaman/mekân, parçalı ve kopuk bir düşlemde, any-space-whatever (öylesine-herhangi-mekân) tarzıyla; dolayısıyla hiçbir yerde/hiçbir zamanda (aynı zamanda tam tersi…) geçen bu cover oyun; alıntılar, göndermeler, sayıklamalar ve yinelemelerle birleştirilmiş/oluşturulmuş bir tür reprodüksiyondur. Şöyle ki, (k)alıntılar, yüzlerce materyalden öncelikle seçilip, ayıklanmış; malzeme belirlendikten sonra da, bu parçalardan yapılma bir puzzle, olabilecek en kendiliğinden bir yapım şeklinde ve çoğunlukla bilinç akışı bir yöntemle kesilip, parçalanıp, yapıştırılmıştır. Metinde/sahnede bir belirsizlik ve sonsuzluk evreni yaratılmaya çalışılmıştır (…) Metaforik olarak hayatın, ama gerçekte sözün replikası; sözlerimizin tekrarlanması olan metinler(arası) toplamı ve bütün bu sözlerden bir oyun şeridi, bir tür söz töreni… Sözcüklerle çelişen oksimoron bir kum kitabı, dejavu bir söz oyunu; bu, olmasına çalışılan…’ (Fanzindan giriş yazısından)

 Fanzindan, tek perdelik cut-up/kolaj bir yeraltı trajikomedisidir, sözün ve eylemin hem gerçek hem gerçeküstü zeminine göndermeler yapıp, varoluşu sorgular ve farkında olanın benliğini sarsar.

yunus-öztürk-fanzindan-teyzem-oteli

Yazarın bir başka eseri olan Teyzem Oteli ise, ‘Anayurt Oteli’nin ne ölü ne de sağ bir yaşamın kahramanı Zebercet ile tuhaf bir benzerlik yaşayan, ‘Teyzem’in Üftade’sini aynı metin/sahnede buluşturuyor. Ask ve ölüm üzerine sorgulamalar yapan Yunus Öztürk’ün Teyzem Oteli, sahnede aşkın bütün imgelemi ile can buluyor. Her iki filminde karakterlerinin tuhaf bir biçimde benzerlik göstermesi ve tuhaf bir yazgısallık ile karşımıza çıkması oldukça dikkat çekicidir. Anayurt Oteli’nin Zebercet ve Teyzem filminin Üftade karakterini bir oyuna adapte edebilmek ancak böyle dâhiyane bir fikir ve sıradışı bir kalemle var olabilirdi.

‘Yusuf Atılgan’ın ‘olumsuz’ eseri Anayurt Oteli, usta yönetmen Ömer Kavur tarafından 1986 yılında sinemaya uyarlanmıştı. Keza, –tesadüf eseri– aynı yıl, Ümit Ünal’ın senaryosunu yazdığı Teyzem filmi, başka bir usta sinema yönetmeni olan Halit Refiğ tarafından filme alınmıştı. Zebercet (Macit Koper) ve Üftade (Müjde Ar) karakterleri, bu satırların yazanına göre, Türk Sinemasının daima, ayrıcalıklı, özel, farklı, aykırı vs. karakterleri olarak düşünülmüş ve sözcüğün her iki anlamında da dramatik kişiler olarak apayrı bir yere oturtulmuştur. Varoluş sıkıntısı, taşrada bulunmak, aşk-cinsellik sorunsalı, ailevi travmalar gibi sayılabilecek birçok ortak yan, bu karakterleri, kendi yalnızlıklarında boğulmak biçiminde, kaçınılmaz sona götürmüştür. Bir mucize bekleyerek geçen iki hikâye (…)

Her iki filmin de, aynı yıl çekilmesi ve karakterlerin mutsuz öyküleri değil tek ortak nokta… Üftade de Zebercet de, ekonomik durumları ortalamanın üzerinde olan mülk sahibi ailelerin çocuklarıdır; ancak, sanki genetik bir lanetin yakalarını bir araya getirmediği; ontolojik-sosyopsikolojik açıdan girdaba sıkış(tırıl)mış kendi çıkmazında fertler…

Teyzem filminin sonlarına doğru, ağır bir psikoz geçiren Üftade’ye araba çarpar ve Üftade hayatını kaybeder; Anayurt Oteli’nde ise Zebercet, çarşıya çıktığı bir sahnede, bir kadının ezildiğini öğrendiği bir anons duyar; başında kalabalığın toplandığı ve üstü gazeteyle örtülmüş bir cesedin yanından geçer. Hikâyeleri boyunca, her ikisi de asla dönmeyecek birini beklemekle meşguldürler ve ne zaman olması gerekse, Zebercet otelin defterine, Üftade ise günlük olarak tuttuğu defterlere kapanır; geçmişin muhasebesine dalarlar. Teyzem filminde Üftade’nin önce arkadaşı sonra ‘görümcesi’ olan Serra Yılmaz (Şenay), Anayurt Oteli’nde ‘ortalıkçı kadın’ rolüyle karşımıza çıkar. Anayurt Oteli’nde Zebercet, aylak dolaşırken, bir dükkânın vitrinindeki tv’de oynayan bir filmde Müjde Ar’ın görüntüsüyle karşılaşır.’ (teyzem oteli giriş yazısından)

Mistikgaraip bir şey

Bunca tanıdık olman

Belki daha önceden tanışıyorduk’

 (Lale Müldür)

fanzindan-teyzem-oteli-yunus-öztürk

Teyzem Oteli  ‘iki film birden: tek perdelik sinema oyunu’ altbaşlığıyla adeta postmodern bir nükte olarak sunuluyor. Aragon’un meşhur ‘Mutlu aşk yoktur’ söylemini kendi üslubunca tekrardan tartışmaya açıyor ve ortaya alışılmadık orijinallikte bir metin çıkıyor.

(Üftade kalkar, sahne soluna ilerler, bir süre gözden kaybolur. Zebercet kadının çantasını açar, bir süre karıştırır; sanki bir şeylerden emin olmak istiyor gibi bir hali vardır. Bir defter çıkarıp inceler.)

Zebercet – (okur) sevgili güllük; dağınık bir gün, kim toplayacak. Bahar gelmiş meğer, nefesim koklamaya yetmez… Gitmeyi bilmek uzaklığı… Sessizlik dâhil gurbete… Kasabaların uzak sıkıntıları… ‘kaybolmaktan korktuğum dünya bir karış oldu yürüdüm’ (Üftade yönüne bakar) insan kirpiklerini ne zaman hatırlar? Bedenine dalgıç ruhuna kelebek. Ben kapan kendime, saatler ileri saatler geri, ben inemedim kendime, kahvaltıya iner gibi… Nasıldır insanın ölmeden bi gün evvel, aynaya bakıp ‘yüzüm ne güzel’ demesi…

(Zebercet defteri saklar, üftade hafif tebessümle geri döner)

Üftade – ‘yaz geldi. İnsanlar nasıl yaşıyorlar, ne güzel… Ben bunca yılı nasıl da harcamışım.’ (adama yaklaşır) beni kurtaracaksın değil mi? Beni bir daha hiç bırakmayacağına söz ver…

Zebercet – ben seni hiç bırakmadım ki…

Üftade – söz ver bana. Zebercet – söz… ’ ( teyzem oteli’nden )

Yunus Öztürk’ün gerek Fanzindan’ı gerekse Teyzem oteli, kurgusu dili ve müzikleri ile düşsel bir gerçeklikle bizleri bambaşka bir düşün içerisine sürüklüyor. Her iki eserde, sanatın karanlık dehlizlerini ve en beklenmedik yerde ortaya çıkan komediyi içerisinde barındırıyor. Sıradışı ve zor metinlerin içinde kaybolmayı sevenler için birebir…

yunus-öztürk-fanzindan-teyzem-oteli

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Norveç’i Rotanıza Eklemeniz İçin 25 Neden

Norveç’in gezginler arasında neden bu kadar popüler olduğunu merak ettiğinizi biliyoruz ve 25 maddede bu merakınızı bir nebze de olsa...

Kapat