Sonsuz Aşkın Heykel Formu / Constantin Brancusi

Bir mezar heykeli olarak tasarladığı ‘Öpücük’ eseri, Constantin Brancusi için belki de sanatında en önemli dönüm noktasını oluşturacaktı. Brancusi, önceleri naturalist tarzda heykeller yaparken yeni bir arayışa girerek daha sembolik anlatım fikrine sıcak bakmaya başlar. Eserlerini evrensel tanımlamaların formu olarak ele alır. Bu süreçle birlikte, sanatında ‘özü aramak’ düşüncesine daha fazla yoğunlaşıp, yüzeyin altında yatan özün peşine düşer.

‘Öpücük’ adlı eserinde daha primitif (ilkel) anlatıma ulaşmak amacıyla tekniğinde de farklılığa gider. Kil ile modellemenin kazandırdığı avantajlar ve hataların düzeltilebilmesi karşısında taş gibi masif bir malzemenin yontulmasında itina gerektiren yaklaşım, onun seçiminde ciddi rol oynamaktadır. Çünkü, primitif formların biçimlendirilmesi yine primitif bir tavırla olmalı ve bunu da taşın yontma eylemini gerçekleştirirken getirdiği samimiyetin yaratacağına inanmaktadır.

Öpücük heykelinde birbirine sıkı bir şekilde sarılmış olan çift, belirli şematik anlatımlarıyla dikkat çekmektedir. Mükemmel bir birlikteliği anlatan figürler neredeyse birbirinden farksızdır. İki farklı yarımın birleşmesiyle bir bütüne ulaşıldığında ayırt edici ögeler silinir ve ortaya yarımlardan oluşan ve yarımlardan bağımsız tamamen farklı bir form ortaya çıkar.

İki figürün baş kısımlarının birbirine dönük olmasıyla, ortadaki tek ve büyük gözü olan baş sureti sezilebilmektedir. Kolların birbirini tamamen dolaması sebebiyle hangi kolun hangi figüre ait olduğu konusunda bir şüphe yaratmaktadır. Bu sayede, figürler kendilerine ait herhangi bir tanımlayıcı forma sahip olmayacaktır.

Brancusi, Romanya’da Karpat Dağları civarında bulunan Targu Jiu şehrine bağlı Pestani köyünde fakir bir köylü ailesinin oğlu olarak doğdu. 9 yaşında aile evinden ayrılarak ufak bir Romanya taşra şehrinde (Craiova) hayatını kazanmaya başladı ve bu arada yerel sanat okuluna devam etti. 18 yaşında iken Bükreş’e gidip orada klasik yüksek sanat öğretimi veren Bükreş Güzel Sanatlar Okulu’na kaydoldu.

1903 yılında Brancusi, önce Münih’e oradan da Paris’e gitti. Paris’te École des Beaux-Arts hocalarından olan Antonin Mercié atölyesinde iki yıl çalıştı. Bundan sonra Auguste Rodin’in atölye asistanlığını kabul etti ama iki ay orada çalıştıktan sonra “Büyük ağaçların altında hiçbir şey büyüyemez” diyerek bu işten ayrıldı.

Constantin Brancusi geride 215 heykel ve 1200 eser fotoğrafı bırakarak 81 yaşında 16 Mart 1957’de Paris’te öldü. Mezarı Paris’te “Montparnasse Mezarlığı”‘ndadır ve bu mezarlıkta kendinden daha önce ölmüş olan birkaç sanatçı dostu için hazırladığı mezar heykelleri de bulunmaktadır. Bunlar arasında en iyi bilineni “Le Baiser (Öpücük)” heykelidir.

 

Okumadan geçmeyin:

”Her İnsan Sanatçıdır” / Joseph Beuys ve Sosyal Heykel Kavramı

Ali Kanal
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümü mezunu
Heykel Sanatçısı
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Tanrı Kent Film Analizi

Tanrı Kent, aynı getto içinde büyüyen, iki ayrı insanın ortak hikayesini anlatıyor bize: Rocet ve Li`l Ze. Birbirlerine uç karakterlerin...

Kapat