Söylenemeyen Kelimeler | Bir Albert Camus Oyunu ‘Yanlışlık’

“… Gör bak yoluna girecek her şey, bulacağım elbet o kelimeleri.”

Nasıl söyleneceği bilinmeyen, bir türlü dile gelmeyen, artık söylemek için çok geç kalınan ‘kelimeler’in yol açtığı bir felaketin oyunu ‘Yanlışlık’, Albert Camus’nün varoluşçu yaklaşımıyla kaleme aldığı; acının, çaresizliğin ve koca bir yanlış anlaşılmanın ‘garip’ öyküsü…

Güneş’in yüzünü pek göstermediği, bol yağışlı memleketlerin birinde uzun yıllardır bir otel işleten anne ve kızı (Martha) yaşamlarından tam anlamıyla nefret etmektedir. Oteli bırakıp memleketi terk edip sıcak kumsallara, dalgalı denizlere kavuşmak isteyen Martha ve yalnızca ölmeyi bekleyen annesi; daha fazla paraya sahip olmak için otele gelen müşterileri öldürüp paralarını çalar. Bu şekilde bir yaşam tarzı benimseyip yarı ölü yarı diri çarkı döndürmeye devam eden anne-kız, uzun yıllar önce evi terk eden ‘yabancı’nın memlekete geri dönmesiyle öncekinden daha da korkunç bir hayata başlayacaklarının henüz farkında değildir…

“… Kim bilir, baharı sonbahardır belki bazı yüreklerin, siz yeter ki sabrınızı esirgemeyin onlardan, elbet görürsünüz çiçek açtıklarını…”

Yukarıdaki söz uzun yıllar önce memleketini ve ailesini terk eden Jan’a ait. Jan, babasının ölümünün ardından otel işleten annesinin ve kız kardeşinin yanına geri dönmeye, onları tanımaya ve onlara yardım etmeye karar verir. Bu karar üzerine yola çıkan Jan, yaşamını sürdürdüğü sıcacık kumsalların ülkesini bırakıp karısı Maria’yı da yanına alarak geçmişine doğru bir yolculuğa çıkar. Geleceğini bulmak için gittiği geçmişte kendini gerçek anlamda tanıtmadan annesinin ve kız kardeşi Martha’nın işlettiği otele müşteri olarak gider. O sırada anne ve kız kardeş gelenin kim olduğundan habersiz; Jan için inanılması mümkün olmayan, anne ve kızı içinse artık bir gelenek haline gelmiş planlar kurmaktadır.

“… Benim insan yanım arzularımdan ibarettir ve yoluma çıkanı ezmekten çekinmem onlara ulaşmak için.”

Martha, işlediği cinayetler, kapalı kaldığı otel ve sevgisizlikten kurumuş bir kalple hayatına devam ederken düşlediği tek şey güneşin gerçekten gülümsediği, sıcak kumların ayağını yaktığı ülkelerden birinde yeni bir benlik yaratarak yaşamaktır. Bu uğurda annesi dışında kimseyi düşünmez ve gözü hiçbir şey görmez. Tek bir planı vardır artık o da son bir cinayet işlemek ve o parayla oteli de memleketi de sonsuza dek terk etmek… Yoluna çıkanın kim olduğunu bilse de bilmese de ezmekten çekinmez. Kimi sevgiden alır cesareti kimi sevginin ne olduğunu bilmemekten. Ve sevgi dile döküldüğünde anlam kazanır. İşte bu noktada ‘kelimeler’ devreye girer…

Anne, artık bazı ‘kelimeler’i kullanmaya çekinir. Sözlerini sakınarak söyler. Martha, annenin aksine ‘kelimeler’ini gittikçe sivrileştirir ve oyunun ortasından sonuna kadar kullandığı neredeyse her bir kelimeyi zehirli ok misali konuştuğu kişinin kalbine saplar. Jan’ın kelimeleri ise kalbinden dudaklarına bir türlü dökülemez ve söylenmeyen ‘kelimeler’ koca bir felaketi adım adım hazırlar…

“… İnsana sebep gerek bir yerde kalmak için – dostlar gerek-. Bunlar olmadı mı anlamı kalmıyor orada ya da burada nefes almanın…”

Jan, bu düşüncelerle çıktığı yolda hiç beklemediği durumlarla karşı karşıya kalır. Safça kalbini açar ve ruhunu tamamen sunmaya hazırdır. Fakat karşısında yalnızca sevgiyi değil herhangi bir duyguyu hissetmeyi unutmuş annesi ve kız kardeşi vardır. Hatırlatmak için gittiği otelde bu kez unutulmak üzere sonsuzluğa doğru yola çıkacağının henüz farkında değildir…

Varoluşçuluk akımının önemli yazarlarından Albert Camus, ‘Yanlışlık’ oyununda yalnızca bir yanlışlığın sonuçlarını değil hayatın içinden pek çok olayı ve durumu neden-sonuç ilişkisiyle ele alır. Yazar, özellikle ‘kelimeler’in üstünde durur. Söylenen, söylenmeyen ve söylenmek için artık çok geç kalınan kelimelerin… Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabında “… Kelimeler, kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor” der karakter. Albert Camus’nün ‘Yanlışlık’ oyununda ise kelimelerin pek çok anlama geldiğini belirtir karakterler. Anlamlar iç içe geçer ve koca bir yaşamla bir anlık ölümü aynı sebeplerin aynı sonuçları kucaklar. Geriye ise karakterlerin bakış açıları ve bakış açılarıyla yarattıkları sonlar kalır, zaten her yaşanan şeyin sonunda elde kalan yalnızca ‘bakış açıları’ değil midir? Bir şeyler başlarken bir şeyler sonlanır ve hayat bu döngüde akıp gider.

Ve oyunda da söylendiği üzere:

“… İlki başlangıcı olmuyor bir şeyin ama bir şeylerin sonu oluyor.”

 

Saniye Kaya

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi – Arkeoloji.
Sanat Karavanı Genel Yayın Yönetmeni.

1 Comment

  1. Gökmen

    12 Kasım 2017 at 10:49

    Her şey için her zaman geç olacak çok şükür ki öyle. Belkide insan yaratıcılığının ve yaşama azminin ölümden bir saniye bir milisaniye öncesine kadar sürdüğü gerçeği hayatı en kötü durumlarda bile yaşanılabilir kılan yegane şeydir.Camusun yabancı da da, mutlu ölüm dede ,düşüş tede vurguladığı şey bu dur .

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
On Üç Tezde Yazarlık Tekniği

“Yaşamak izler bırakmaktır” diyen Walter Benjamin “Tek Yön”de topladığı denemelerinde izler bırakmak için yazma teknikleri üzerine 13 madde sıralıyor. 1-Büyücek...

Kapat