İnsan Zaten Dertli Değildir, Derdin Kendisidir | Şule Gürbüz

‘‘…dertlenmeyenin dertlendireceğini biliyordum. ’’

Şule Gürbüz hakkında bir şeyler yazıp çizebilmek için bile insanın bir demini bulması gerekiyor sanırım. Son zamanların okurken en çok düşündüren yazarlarından biri kendisi. Hatta bu konuda başları çekiyor kanımca. Ha deyince okuyamıyorsunuz Şule Gürbüz’ü. O dem hali olmadan iki kelam edemiyorsunuz bu yazarla.
‘‘Bir dem gelir şâdan olur / bir dem gelir giryân olur” hâli üzerine düşünmüşüzdür çoğu kez. İnsanlığın tabiatı niye böyle, neden mutlulukta ya da mutsuzlukta sabit duramıyoruz? Neden bir oraya bir buraya salınıp duruyoruz? Tabiatımız böyle çünkü, bu salınım olmadan biz var olamıyoruz. Şule Gürbüz tüm yazdıklarıyla bu salınımı hakikatiyle izah edebilen bir yazar. Daha doğrusu bir izah kaygısı gütmeden tam olarak bu salınımı anlatan bir yazar.

Hani hastalıktan kalkanın nekahet halinin yaşama tutunmak zannedilen bir hali vardır ya, o aslında yaşamın tutunacak ve tutulacak bir yeri olmadığının anlaşıldığı haldir. Hani büyük dertlerin terbiyesinden geçenin sükûneti vardır, o aslında dert ne denli büyük olursa olsun sükunetten başka yapacak bir şey olmadığının anlaşıldığı haldir. Hani benim indiğim kuyuda aklımı adeta bırakışım var ya, o da aslında yanımda taşımaya değer bir şey olmadığını anlamanın ve ne taşıdığımı bilmenin seyahatidir. Kendini bir kez çıplak gözle görebilse insan, bir bakabilse, yapamadıklarına değil bu hali ile yapabildiklerine şaşar. Bir kez gerçekten görebilse olmuşu, verilmiş, olabilecek her şeyin aşinası olur artık. Aşinası olunan artık tiksinilen ve inleten değildir. Sadece kime ne kadar gösterileceğinin tedbiri alınır; aşinalık tedbirleri. Kırgın değilim. Gördüm ve önümdekinden başka bir şeyim olmadığını anladım. Önümdeki bir parça zaman, farkına varabildiğim kadar.’’

Şule Gürbüz, tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar gibi zaman ve mana ile uğraşırken, satırlarının arasından kafasını uzatıp uzun uzun ahkam kesmiyor size. Yahut Orhan Pamuk gibi uzun ve zengin cümlelerini sıralarken, anlatım bozukluklarıyla okurunu rahatsız etmeden, su gibi serpiliyor yazdıkları. Öğrendiği her şeyi yalnızlıktan, ıssızlıktan, sessizlikten ve çok fazla bakmaktan öğrendiğini iddia ediyor, Şule Gürbüz. Onu, dertli okuyucusuna bu kadar yakın hissettiren şey bu belki de.

”Büyük şairleri hiç tanımasaydım, fazla müzik dinlemeseydim, bir sürü arkadaşım olsaydı ve onlardan sıkılmasaydım, utanmayı zaten pek bilmeseydim, şöyle hani içim sızlamadan bir sabah hayatta olmayı sezerek Harbiye’den Tünel’e kadar yürüseydim.”

Yazar ve şair kişiliğinin dışında saat tamirciliği yapıyor Gürbüz. Gerek tavrı, gerek kendini ifade ediş şekli, gerek de mütevazılığı ile olsun en az tamir ettiği ya da onardığı antika saray saatleri kadar zarif ve asil duruşlu biri kendisi de.

sule-gurbuz

İnsan olmak ve ne olduğunu anlamak adına yazan bu güzide yazar, bir röportajında şöyle ifade ediyor kendisini:

‘‘İnsan neticede çok sınırlı bir şey. Kendisine umman dememesi lazım; dese dese, havuz diyebilir. Kiri, durgunluğu, dışardan gelen kıpırtıları kendi hareketi sayması, içine düşeni atamaması ile. Yüzebilir, birkaç kulaç atabilir ama gider kafasını vurur. İnsanın kul olmayı küçümsememesi gerek. Sonuçta, bir şeyin içerisinde çok kalamıyor, içine girdiği şey olamıyor.’’

 

 

 

 

Neyi anlatsam, onu kay­bediyorum.

Hemen bir örnek verebilirim bunu anlatayım bari: Dünyanın her ye­rinde hırsızlık vardır. Hırsız olmayansa pek azdır. Doğrusu ben görmedim. Herkes ka­dar gözüm vardı ki bunu alçakgönüllü­lüğümden söylüyorum. Ne desem, hâni olur ya günün birinde, deniz kıyısında ka­yalık bir yere gitmişsinizdir; elinizde bir şarap şişesi vardır; ayaklarınız çıplaktır; dalgalan seyretmişsinizdir .Ya da böyle bir şeyi hayal etmişsinizdir pek farkı yok nasıl olsa… Boş bulunup da birine anla­tırsanız ki başka türlü bir şey anlatıl­maz en geç iki üç gün sonra “Gel!*’ der, “sana bir sürprizim var”. Hâlâ alık alık bakarsınız, ve ayıpnr söylemesi, bu yaşa gelmişsinizdir, hâlâ bir şey bekler, sürpriz bir şey olacak sanırsınız. (Tüm sürprizle­rin!… sizden çalınanlarla gerçekleştiğini ve yeni bir şey gibi sunulduğunu unutup size de müstahaktır ya, neyse…) Sizi, sizin kayalığınızdan daha alçak bir kayalığa götürür; elinize daha aşağılık bir şarap verir, ve “Hadi” der, “hadi, mutlu ol”.

(Kambur-Şule Gürbüz)

18

KAYNAKLAR:

*namütenahi çizgi / şule gürbüz

*toz bezi / şule gürbüz

* başar başaran’ın 26.11.2011 tarihli birgün gazatesi röportajı

*acikradyo.com

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İki Dehanın Farklı Dünyaları: Mozart ve Beethoven

Klasik batı müziğinin en önemli ve en verimli iki büyük dehası... Bir tarafta klasik dönemin dahi çocuğu Mozart, diğer tarafta...

Kapat