Sürekli Kaçıp Gitme Saplantısı, Ulvi Suskunluğu ve Arthur Rimbaud!

“Bir ceset olsaydın ancak bu kadar öldürebilirlerdi seni.” (Rimbaud)

20’li yaşların başında yeterince yazdığını düşünür Rimbaud ve çileci görünen ama asla öyle olmayan uzun yolculuğuna çıkar. Bu hayatı baştan aşağı değiştirmek değil, ikinci bir kişiliği yaratıp, ondan önce ne varsa yok etmektir.

Rimbaud’un şiiri bırakma kararı almasında etkili olan şey doyum ve o doyumun getirdiği suskunluğa razı olması. Hani Melville’in Bertleby öyküsü ile anlatmaya çalıştığı durum . Yani bir tür zirvede bırakma hadisesi; kalemi bırakmak, vazgeçmek, aşkın bir ret! Ama bu reddediş, zirvedeyken bırakma muhteşem yapıtlarla sahneyi terk etmek değil, dilin sahip olduğu sınırlar içerisinde hiçbir zaman “yüce” eserlerin, anlatıların yaratılamayacağına dair inanç da ön plana çıkıyor. Bu noktada unutulmak, yok olmak isteği, hiç işitilmemiş, kayıt altına alınmamış olmayı yeğ tutmak dürüstlüğün ta kendisi. Rimbaud’a dönecek olursak susmasına şaşmamak gerek, zira Rimbaud’un başta Sarhoş Gemi şiiri Tanpınar’la, Haşim’le, Beyatlı ile taçlandırdığımız 20. asır Türk şiirini (Erken dönem diyebiliriz. Zira sonradan 2. Yeni gelecek ve Türk şiirini bitirecek) şekillendirmeye yetti, tabii önüne Baudelaire rüzgarını katarak (Beyatlı Paris sokaklarında havayı koklayarak ne arıyordu?) Rimbaud acılar içinde hayatının sonuna geldiğinde edebiyat otoritelerinin diline yeni bir söylem takıldı: Şiir öldü, Rimbaud ile.

Bunu yapabilmiş yegane isim Rimbaud değil sadece. Aynı ulvi suskunluğa dalmış başka isimler de var.

rimbaud-2

“Yaşamı tanımadan önce yazıyordum; şimdi yaşamın anlamını bildiğim için yazacak bir şeyim yok.” diyen Oscar Wilde bugün sosyal medyaya şahit olsaydı, alıntı cehennemindeki yerini yadırgar, biraz daha erken susmuş olmayı dileyebilirdi. Yediden yetmişe hayatın anlamının farkına vardığımızı ortalama 10 kelimelik cümlelerle taçlandırıyoruz, Wilde sağ olsun.

Cioran bir söyleşide, aslında tek bir kitap yazmış olsaydı yazın hayatının daha anlamlı olabileceğini söyler. Geriye dönüp baktığında, yazdığı tüm o kendi keskin gerçekliklerini tek bir kitaba sığdırabileceğini fark eder ve hayıflanır. Tek bir kitap! Varlığa dair o bitmeyen uğultuyu dindirdikten sonra susmalıydı.

Rimbaud, ise benim tüm uykusuz gecelerimin yegane dostudur. Neydi Arthur Rimbaud’u Rimbaud yapan? Nasıl edindi 17 yılda dünya edebiyatını etkileyecek şiir birikimini? Şüphesiz ki çok yetenekliydi. Fakat bence yeteneğinin ardında gizemli ve çözümlemesi güç bir karakter yatıyor.

Şiirlerinde naif bir ruhun yansımasını görüyorum. Ve okurken hep nasıl yazdığını hayal etmeye çalışıyorum. Çoğu zaman bir ormanda hayal ediyorum onu. Bir ağacın altına oturmuş, gökyüzünü izlerken şiirleri aklında filizleniyor. Bazense falezleri izlerken ayağını deniz suyuna hafifçe değdiren ve kendi kendine şiirler okuyan bir delikanlı olarak düşlüyorum Rimbaud’u. Şiirlerinde kullandığı doğa imgelerinden belki onu başka yerde bir türlü hayal edemiyorum. Nasıl yazıyordu gerçekte acaba insanın yüreğini bu denli titreten saf şiirlerini? Nasıl geliyordu aklına dizeler, kelimeler? Ne hissediyordu? Bunları bilmek imkansız. Ayık kafayla yazmadığına eminim gerçi. Sürekli kaçıp gitme saplantısı, afyon bağımlılığı… Belki de bunlar yazdırıyordu o dizeleri Rimbaud’a kim bilir?
Sensation adlı şiirini Orhan Veli Kanık şöyle çeviriyor Türkçe’ye:

‘‘Duyum’’

mavi yaz akşamları,patikalarda,dalgın
gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
yıkasın,bırakacağım başımı rüzgara.

ne birşey düşünecek,ne bir laf edeceğim;
ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
mes’ut,sanki yanımda bir kadın varmış gibi.

rimbaud-3

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ronit Baranga’dan Rahatsız Edici Realist Bir Çalışma

İsrailli seramik ustası Ronit Baranga kelimenin tam anlamıyla rahatsız edici bir çalışmaya imza attı. “Body of Work” adını verdiği realistik...

Kapat