Sürgün Şair Cemal Süreya

1931 yılında Erzincan’’da doğan Cemal Süreya’nın asıl adı Cemalettin Seber’dir. Henüz altı yaşında olan Süreya’nın ailesi 1938 Dersim harekâtı sonrası Bilecik’e sürgün edilir. Cemal Süreya o günleri şu dizelerle anlatır:

          

Bizi bir kamyona doldurdular
Tüfekli iki erin nezaretinde.
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar
Tarih öncesi köpekler havlıyordu
Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler
Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki
Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü

 Cemal Süreya’’nın annesi Gülbeyaz Hanım, erken yaşta ölünce İstanbul’a gönderilir. 1942 yılına kadar İstanbul’’da eğitim gören Cemal Süreya, 1942 Bilecik’’e geri getirilir. Ortaokul yıllarında ise yıllar sonra ilk eşi olacak olan Seniha Nemli ile sınıf arkadaşı olur.  Bu yıllarda Fransızca da öğrenmeye başlayan Süreya, sınıf arkadaşı olan Seniha Nemli’ye o dönem şiirler yazar. Ortaokuldan sonra Cemal Süreya, Haydar Paşa Lisesi’ne parasız yatılı olarak kaydolur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’n’de Maliye ve İktisat Bölümünde okumaya başlayan Cemal Süreya, bu yıllarda Muzaffer Erdost, Sezai Karakoç, Nihat Kemal Eren ve Hasan Basri ile tanışıp arkadaş olurlar.

İlk zamanlar I. Yeni şiiri ile ilgilenen Süreya bu yıllarda Ahmet Muhip Dıranas ve Özdemir Asaf gibi isimleri fazlaca okur. Üniversite yıllarında ise Cemal Süreya çeşitli takma isimler ile muhtelif dergi ve gazetelerde yazılar yazar. Cemal Süreya ilk şiirini ise 1953 yılında Mülkiye dergisinde yayımlar.

 

“Ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti

Şehirler taş yürekliydi şarkısı-beyaz
İnsanların büyük rüyaları vardı
İnsanlar bir ölümle öldüler ki
Sevgiler arasında şaşırıp
Bir unuttular ki deme gitsin.”

 

Üvercinka

İlk şiir kitabından itibaren görülen samimi ifadeler şiirlerinde hep yer edinmiştir.

 

 Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların

Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

İşe bak sen gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
Bunların konuşması olur öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.

(Güzelleme)

 

 

“Eşdeğeriyle yanyana yürürken
Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.”

( Eşdeğeriyle Yan)

 

Cemal-Süreya-oğlu Memo

1954’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirmesinin ardından Maliye Bakanlığı’nda müfettişlik yapmaya başlar. Temmuz 1965’te görevinden ayrılarak 1961’de kuruculuğunu yaptığı Papirüs dergisini yeniden çıkarmaya başlayan Süreya o sırada hayatını, yaptığı Fransızca çevirileri sayesinde idame ettirir.

 

1971 senesinde tekrar Maliye Bakalığı’ndaki işine dönen Süreya 1978 yılında Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayın Kurulu Danışma Üyesi olur. 1982 senesinin Şubat ayında müşavir maliye müfettişliğinden emekli olmasının ardından yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük ve çevirmenlik de yapan Süreya, Papirüs’ü üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, 15 günlük Yazko Somut ve haftalık 2000’e Doğru dergilerinde de köşe yazıları yazdı.

 

Cemal-Süreya

1983 yılında, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevini üstlenen Süreya emekliliğinden sonra bir dönem, Oluşum, Türkiye Yazıları, Saçak ve Maliye Yazıları gibi dergilerin kültür-sanat bölümlerinde yöneticilik de yaptı.

 

Toplu şiirleri 1984 yılında Sevda Sözleri adı altında basılan Süreya, 9 Ocak 1990 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Hayatı boyunca 4 kere evlenen ve 29 farklı evde oturan Süreya’nın bu yaşam tarzı şiir ve yazılarına da yansıdı. 4 Kasım 1989 imza tarihli miras yazısında, eşine bıraktığı iki halı, kütüphane, çiçeklerin tümü, büyük ayna, bütün kitaplarının telif hakkının yarısı, kendisini ve bütün notlarını eşine bıraktığını belirten Cemal Süreya adına, ölümünden sonra bir şiir ödülü verilmeye başlandı.

Bu yıllarda dergilerde karikatürleri de yayımlanan Cemal Süreya, kendisini tam olarak “Gül” şiiri ile edebiyat dünyasına duyurur. 1955 yılında ise “Üvercinka”, “Dalga”, “Güzelleme, “Üçgenler”, “Cigarayı Attım Denize”, “Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm” gibi önemli eserleri dergilerde yayımlanır.

 

1957 yılında ise Cemal Süreya, babası Hüseyin Bey’i kaybeder. Kendisine büyük bir etki yapan bu durumu şair “Sizin Hiç Babanız Öldü mü” adlı şiiri ile kaleme alır.

 

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum.
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taslara gelince hamam taslarına
Taslar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taslarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

 

Üstü-Kalsın

İlk Şiir kitabı olan Üvencinka eseriyle, Arif Damar ile birlikte 1958 yılının Yeditepe Şiir Ödülü’nün sahibi olmaya hak kazanan Süreya’nın Göçebe adlı eseri ise 1966 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü

Papirüs” adında bir dergide çıkaran Cemal Süreya’’nın eşi Zuhal Hanım, bir süre büyük bir kalp rahatsızlığı geçirir. Bu sırada Cemal Süreya onun yanında ayrılmaz ve her gün olan mektuplar yazar. Zaman sonra şair bu mektupları “On üç Günün Mektupları” ismiyle kitap haline getirir.

Cemal Süreya, bir süre Politika gazetesinde köşe yazarlığı yapar ve bu yıllarda “Şapkam Dolu Çiçeklerle” adlı deneme kitabını yayımlar. Şiirinin yanı sıra Cemal Süreya, nesriyle de edebiyatımızın en önemli yazarlı arasında anılmaktadır. 1977 yılında “Emeğin ve Emekçinin Tarihi” yayımlayan Cemal Süreya, birçok yapıtı ile nesir başarısını kanıtlamıştır. Bir süre “Aydınlık” gazetesinde de yazılar yazan Cemal Süreya, 1984 yılında Sevda Sözlerini yayımlar. Cemal Süreya Ayrıca “Çocukça” adında bir dergide “Aritmetik Kuşlar Pekiyi” diye adlandırdığı köşesinde çocuklar için müthiş bir duyarlılık ile yazılar kaleme alır.

sevda-sözleri

 

Cemal Süreya’nın dizelerinde sıkça karşılaştığımız temalar ise yalnız, göçebelik, sokak ve kadınlardır. Bir keresinde Eşi Zuhal Tekkanat’a yazdığı mektubunda; Yük vagonunda açtım gözlerimi.”  Demiştir.

Yaşadığı sürgün hayatı ve eğitim hayatında ki zorluklarla ilgili Ece Ayhan’a söyledikleri yaşamını en iyi anlatan sözlerdir belki de ”Ortaokulu bir serçe kentte okudum. Bilecik’te. Ailemiz sürgündü orada. Parasız yatılıydım. Yani hem sürgün, hem parasız, hem yatılı.”

 

“Ben nereye gittimse bütün zulumlardı, bütün açlıklardı, kavgalardı gördüğüm
Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu Namussuz bir çağ …
– Garson Rakı getir…”

 (Kanto)

 

“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem

yalnızlığın başkenti orası “

 

( Göçebe)

 

Gençliği parasız yatılılarda geçen Süreya, hayatı boyunca bir adres sorunu yaşamıştır. Maliye Bakanlığı’na başvuru yaptığında yeni nikahlandığı ancak beraber oturmadığı eşiSeniha Hanım Söğüt’te oturduğu için Eskişehir’i tercih eder, memur Eskişehir için adres isteyince “yok” der. “O halde

Niye  Eskişehir’i istiyorsunuz?” sorusunun cevabı bu durumun

özetidir: “bir adresim olsun diye.

 

“Bir sürü de ev vardır seyrek seyrek

Öyle bir evin kapısından girelim

Kader sokak 13/2

Adresim oldun benim

Biliyorsun bunu değil mi?”

 

(Korkarak Vinç)

 

Şairin şiirlerinde ki kadın imgeleri koruyucu, yüceltici bir duyguyla karşımıza çıkar.

 

“Annem çok küçükken öldü
Beni öp, sonra doğur beni”

 

Cemal-Süreya

Şiirlerine yansıyan erotizm aşkın en güzel anlatım biçimi oldu. “İnsan doğasında bulunan hiçbir şey ona yabancı kalamaz. İnsanın bir cinselliği varsa niçin yadsıyalım onu ? Kısacası hayatta erotik, cinsel, hatta müstehcen durumlar oldukça, erotik, cinsel, müstehcen bir edebiyat da olacaktır.”

 

“Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.”

( Aşk)

 

Odalarda ışıksız iki aslan

Derinliğine iki atla sevişirdi

 

 (Sıcak Nal)

 

Cemal

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Siddhartha

Batı felsefesinin yoğunlaştığı töz, varlık ve zaman gibi kavramlar üstüne açıklamalar getiren, akıl yürütmeler sonucunda dünyaya gözlük ile bakmanın eksik...

Kapat